Fatih’i çıldırdık
Fatih Terim Milli Takım’ı neden bırakıyor, hangi kulübe gidecek, Milli Takım’ın yeni hocası kim olmalı?
TERİM’i delirttik. Seçtiği kadroyu bile cemaat ilişkisiyle yorumladık. Eleştiri yapmadık, hakaret ettik, yeterli imkan sağlamadık. Terim’in ayrılık kararının parayla pulla bir ilgisi yok. ‘Lanet olsun, yeter artık’ deyip gidiyor.
HOCA’nın İtalya’ya gideceğini düşünüyorum. Olympiakos (Yunanistan) ile anlaştığı da söyleniyor. Ama sıradan bir takıma gitmesine gönlüm razı olmaz. Büyük hocalar büyük takımları çalıştırmalı.
FATİH giderse benim tek adayım var. O da Mustafa Denizli. Avrupa’ya karşı kafa kaldıran, isyan eden, Türk toplumunu umuda taşıyan ve uluslararası başarılara imza atan ilk hoca odur. Yabancı hocaya kesin karşıyım.
Terim mutlaka kalmalı. Ondan daha iyisini bulamayız. Ama adamı elbirliği ile çıldırttığımızı kabul etmeliyiz. Fatih Terim deli mi Türk Milli Takımı’ndan ayrılsın. Ama Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan’ın bile maçtan sonra itiraf ettiği gibi hocaya gerekli şartları sağlayamazsanız alacağı karar budur. Fatih Terim’in seçtiği kadroyu bile getirdik cemaat-tarikat ilişkisi ile örtüştürdük. Tek kelime ile saçma. Eleştiri boyutlarını aştık, hakaret noktasında ifadeler kullandık. Maaşını dilimize doladık. Oysa bırakın Avrupa’yı ülkemizde bile ondan çok daha fazla kazanan hocalar olduğunu görmezden geldik. Eee.. Fatih Terim de sakin bir adam değil. Bir söylersen bin söyleme ihtiyacını hissediyor. Kabına sığmıyor, öfkeleniyor, gerilim yaratıyor. İyi şartları sağlamaya, belli bir noktada uzlaşmaya mecburuz. Ancak Fatih Terim’in veda kararından vazgeçirileceğini düşünüyorum. Terim’in bu ayrılışının parayla ilgisi olamaz. Bu saatten sonra paraya pula ihtiyacı olan bir hoca değil. Kimse kusura bakmasın Fatih Terim’in gidişi bir “lanet olsun, yeter artık” gidişidir.
Terim giderse İtalya’ya gider diye düşünüyorum. Ancak Olympiakos ile anlaştığı da söyleniyor. Zaten bundan sonra nereye gideceği konusunda papatya falı açılacaktır. Sıradan bir takıma gitmesine açıkça gönlüm razı olmaz. Büyük hocaların büyük takımları çalıştırması gerektiğini düşünüyorum.
Eğer Terim ayrılırsa kayıtsız şartsız tek adayım var. O da Mustafa Denizli. Bizim ülke insanının Mustafa Denizli’nin de günahını aldığını düşünüyorum. Unutmayalım bu ülke şerefli mağlubiyetlere bayram ederken Avrupa’ya karşı kafa kaldıran, isyan eden, Türk toplumunu umuda taşıyan ve uluslararası ilk başarılara imza atan bu Mustafa Denizli değil mi? Hele yabancı hoca. Kesin karşıyım. Teknik taktik tamam ama motivasyon asla. Yabancı hoca bizim takımla örtüşmez. Terim’den sonrası için ya Denizli ya Denizli.
Fatih Terim’in federasyon ile ilişkilerinin çok iyi olmadığı sıkça konuşuluyor. Özellikle İtalyan Büyükelçisi’nden aldığı ödülde yanında tek federasyon yetkilisini bile bulamayışına verdiği tepkiye bizzat ben tanığım. Ayrıca Hasan Doğan’ın söylediği gibi Riva dahil uygun çalışma şartlarını yerine getirmezseniz, hocanızı sıkıntılarla baş başa bırakırsanız bu gerginlikler olacaktır, yaşanacaktır.
Ben milli takımı oyuncularımızın maalesef gerginlikle motive olduklarına inanıyorum. Aslında Fatih hoca o talihsiz basın toplantısı dışında yaklaşık 40 günlük sürede medya ile son derece iyi geçindi. Onlarla iyi ilişkiler kurdu. İş yapmalarına izin verdi. Ama bütün bunları o talihsiz basın toplantısı, o talihsiz ifadeler aldı götürdü. Terim bundan sonra devam edecekse hem kamuoyunun hem Terim’in hem medyanın ilişkiler konusunda ciddi biçimde uzlaşması gerekiyor. Tümer’in gerginliğine gelince. O kendi şahsına özel bir insan. Gergin olması için Fatih Terim’in motivasyonuna ihtiyacı yok.
Kulüpler kendni sorgulamalı
Arada çarpıcı bir fark var. Özellikle Milli Takım’ın iskeletini oluşturan Fenerbahçeli ve Galatasaraylı oyuncular kendi kulüplerine oranla Milli Takım’da çok daha üst düzeyde performans sergilediler. Şimdi Avrupa Şampiyonası’nda Semih ile Colin Kazım’ın performansına bakarsanız Fenerbahçe’nin santrfora ihtiyacı olmadığını bile düşünebilirsiniz. İkisi de mükemmel bir çıkış yaptı. Colin Kazım’ın 1.90’ın üstündeki iki Alman stoperden çoğu hava topunu alması F.Bahçe adına çarpıcı bir gelişme. F.Bahçe’nin yeni hocasına Colin’in bu özellikleri anlatılmalı. Zaten iyi bir hocaysa kısa sürede kendisi bunu bizzat görecektir. Aurelio’nun müthiş performansı, Mehmet Topal’ın istikrarı, Uğur Boral’ın son maçta patlaması, Gökhan Zan’ın kendini bulması hep Milli Takım’a rastlıyorsa kulüpler ‘biz nerede hata yapıyoruz’ diye kendini sorgulamalı. Ortada çok açık bir gerçek var. Bu oyuncular Milli Takım’da kendi takımlarından daha iyi oynuyorlar.
Almanya’yı elbette sindirdik, elbette ezdik. Baktığınızda topun bizde kalma oranında yüzde 55’e yüzde 45 gibi bir üstünlüğümüz var. İsabetli şutlarda 11’e 2 gibi tartışılmaz bir üstünlüğümüz var. Üstelik bunları sıradan bir takım karşısında değil, dünya futbolunda her türlü şampiyonaya ambargo koyan Almanya karşısında becerdik. Ben 35 yıldır bu mesleğin içindeyim. İlk defa bir Türk takımının, kulüplerimiz dahil bir Türk takımının bu kadar iyi “tek top” oynadığını gördüm. Bizim ligimizden kaynaklanan ve asla geçmeyen illet bir hastalığımız var. Topu ayağımızda tutmayı marifet sayıyoruz. Milli Takım Almanya karşısında bu köhnemiş anlayışı yerle bir etti ve bugün çok üst düzey takımların bile zaman zaman zorlandığı tek pas anlayışından mükemmel örnekler verdi. Eğer uluslararası alanda bu başarıları yakalamak ve alkışlanmak istiyorsak ligimizden başlayarak tek top anlayışını mutlaka yerleştirmemiz gerekiyor. Almanya karşısında buna rağmen kaybettiysek bunun tek nedeni eksik kadromuzdan önce rakibe oranla daha deneyimsiz oluşumuzdur. Düşünün biz özellikle ilk yarıda neredeyse tek kale oynadık, Almanya 4 atak yapıp 3 gol attı.
Şampiyonaya kötü başladığımız kesin. Hatta Portekiz karşısında çaresiz kaldığımız apaçık ortada. Ama Türk Milli Takımı bir maç sonrasında hep üstüne koydu. Kendini geliştirdi. Çoğu zaman kontrollü oynadı ama ezilmedi. Çekler karşısında 2-0’dan sonra son 15 dakikada 3-2 yapıyorsanız, Hırvatlar karşısında 120 dakika ayakta kalıp, temdidin son dakikasında yediğiniz gole uzatma dakikalarında cevap verebiliyorsanız, bu takımın sadece savunmayı düşündüğünü, sadece savunma futboluna sığındığını söyleyemezsiniz. Milli Takım dünya futbol otoritelerinin kabul ettiği gibi çok kötü başladığı bir Avrupa Şampiyonası’nı çok çok iyi bitirdi.
Mucize bir olur, iki olur, üç olmaz. Çek maçına da Hırvat maçına da mucize demek yanlış olur. Şanslıydık bunu kabul ederim. Ama mucizeyi asla.
Türkiye’nin oynadığı futbolun anlaşılamamış olması ilk maçlar için geçerli olabilir. Ancak son üç maçta Türkiye topu ayağında tutarak ve istediği gibi kullanarak rakiplere oynama şansı vermedi. 2004’te Yunanistan da zaten böyle şampiyon olmuştu. Kaldı ki Yunan takımından 2004 ile ilgili en ufak bir şey hatırlayan yok. Ama Türk Milli Takımı iz bırakarak şampiyonadan ayrılıyor. Türk Milli Takımı ile ilgili en önemli eleştiri konusu yüksek tempo ile oynamayışı olabilir. Eğer ligin hızını ve temposunu artırmazsak Milli Takım’dan da bunu bekleyemeyiz. Kendi ülkemizin insanı için söylüyorum: Bizim ligin yavan, yavaş futboluna sırf takımları kazandığı için alkış tutanlar Milli Takım’ın temposuz oyunundan şikayetçi olamazlar. Böyle bir hakları yok.
Kolay sarı kart gördüğümüz kesin. Fatih Terim’in söylediği gibi komik goller yediğimiz kesin. Hakem kararlarının arkasına sığınmak istemiyorum ama şampiyonanın en kolay sarı kartlarını Türkiye gördü. Alman takımının bizim maçı 3 - 4 kart görmeden bitirmesine inanamıyorum. Bu şampiyonanın bir başka gerçeği de rakiplere gösterilmeyen sarı kartların bize çok kolay gösterilmiş olmasıdır. Düşünün Portekiz maçının ilk on dakikasında iki stoperimiz birden sarı kart gördü ve maçı öyle tamamladı. Gördüğümüz sarı kartların en az yüzde 70-80’i hak edilmemiş, keyfi kartlardı. Şampiyonaya ve Avrupa futboluna ağırlığını koyanlar kabul edelim ki kartları daha zor görüyorlar. Bizde futbolumuzla kendimizi Avrupa’da kabul ettirirsek bu kartların nasıl azaldığını hep birlikte görürüz. Sakatlıklara gelince; zaten takımın yarısına yakını sakat geldi. Amerikalı kondisyonerlerin de yüklemesiyle belki de sakatlıklar artmış olabilir. Bu da bir başka gerçeği ortaya koyuyor. Demek ki Türkiye’de takım kondisyonerleri futbolculara gerekli gücü ve fiziki dayanıklılığı veremiyorlar. Amerikalı kondisyonerlerin hakkını da teslim edelim. Bu şampiyonada ayakta kaldıysak bunda önemli rol oynadılar. Bizim hocalar afra tafra yapmasın. Bu Amerikalıları Türk futboluna sokmamız gerekiyor.
Kadro seçimi sakatlara uygun olarak daha farklı yapılabilirdi. Bir de her fırsatta sakatlanmayı alışkanlık haline getirenlere fazla umut bağlamamak gerekiyor. Gördük ki zaten onlar da çok fazla aranmadılar. Ne kadar büyük futbolcu olursa olsunlar, asla vazgeçilmez değiller.
Şansal Büyüka
alıntıdır..
