Doğum Kontrol Yöntemleri Hakkında Yanlış Bilinenler

Posted by: Dream  :  Category: Aile

Doğum Kontrol Hapları

Kilo aldırır…

Doğum kontrol haplarının içinde bulunan progesteron türevi maddeler vücutta su tutulmasına neden olabilirler. Bu etki kişiden kişiye değişmekle beraber, biriken madde “su” olduğundan, kalıcı bir kilo değişikliği yapması beklenen bir yan etki değildir. Yine haplar beyinde açlık merkezine etki ederek iştah artışına neden olabilirler. Bu etki de kişiden kişiye değişmekle beraber günümüzde kullanılan düşük dozlu (yani 35 mikrogram ve daha düşük miktarlarda östrojen içeren) hapların anlamlı bir iştah artışına ve buna bağlı olarak gıda alımının artması sonucu kilo artışına neden olmaları beklenmez.

Haplardan kaçınmanızın tek nedeni kilo almaktan korkmanız ise doktorunuza bu durumu bildirin. Belki de bu durumda en iyi çözüm hapları 4 ay boyunca kullanmak ve 4. ay sonunda sonucu değerlendirmektir. Bu süre sonunda hapların sizde kilo aldırıcı etkisi olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Sonuca göre haplara devam edebilir veya diğer yöntemlere geçiş yapabilirsiniz.

Tüylenme yapar…

Günümüzde kullanılan doğum kontrol haplarının içeriğinde yer alan progesteron türevli ilaçların testosteron (”erkeklik hormonu”) benzeri etki yapması muhtemel olmakla beraber, hapların yapımında en az testosteron etkisi bulunan progesteron türevi ilaçlar kullanılır. Bu yüzden günümüzde kullanılan hapların tüylenmeyi artırması beklenmez. Aksine tüylenme tedavisinde doğum kontrol hapları birinci basamak tedavi olarak uzun zamandan beri kullanılmaktadırlar.

Kısırlığa neden olur…

Haplar bırakıldıktan sonra hapların sağladığı kan hormon seviyeleri kısa zamanda azalır ve günler içinde hap almadan önceki seviyelerine geri döner.

Hapların kalıcı hormon bozukluğu yaptıklarına dair hiçbir bilimsel veri yoktur ve teorik olarak da mümkün görünmemektedir.

Kişisel farklılıklara bağlı olarak yumurtlamanın (yani gebe kalabilirliğin) geri dönüşü bir-iki ay gecikebilir, bu süreden daha fazla bir gecikme oldukça ender görülen bir durumdur.

Özetle söylemek gerekirse bir kadın doğum kontrol hapı kullanımına başlarken gebe kalabilme açısından neredeyse, yani gebe kalabilirliği ne düzeydeyse, hapı bıraktıktan sonra bu özelliğine geri dönecektir. Dikkat edilmesi gereken nokta kadının doğum kontrol hapını kullanma süresidir. Örnek olarak 30 yaşında hap kullanmaya başlamış bir kadın kullanıma 5 yıl sonra son verdiğinde gebe kalabilirliği azalmış oacaktır. Bu azalmanın nedeni 5 yıl boyunca hap kullanması değil, gebe kalabilirlikte yaşa bağlı olarak doğal olarak görülen azalma eğilimidir.

Kanser yapar…

Elimizdeki veriler doğum kontrol hapı kullanımının rahim ve yumurtalık kanseri ortaya çıkma riskini azalttığını göstermektedir. Meme kanseri konusunda veriler çelişmekle beraber, haplar muhtemelen 5 senelik kullanımda bu kanser türünün ortaya çıkma riski üzerinde etkisizdirler. Daha uzun süreli kullanımda hapların meme kanseri riskini artırdığına dair bulgular mevcut olmakla beraber kesin bir bilgi yoktur.

Rahimağzı kanseri üzerinde hapların bir etkisi olmasının beklenmemesiyle beraber, hap kullanan kadınlarda rahimağzı kanserlerinin öncüleri daha sık yakalanmaktadır. Bunun nedeni muhtemelen hap kullanan kadınların yıllık jinekolojik muayenelerini aksatmamaları ve rahimağzı kanseri öncüsü lezyonların papsmear kanser tarama testiyle henüz belirti vermeyen bir aşamada saptanabilir olmasıdır.

Her gün aynı saatte alınmalıdır, unutulursa gebe kalınır…

Hapları almak için hatırlamanız gereken yanlızca şudur: Günde bir kez ve günün aynı zaman diliminde (tercihinize göre sabah, öğlen veya akşam). Bir günden diğerine üç dört saatlik bir farklılığın hiçbir olumsuz etkisi yoktur.

Bir gün hap almayı unutursanız, ertesi gün iki tane birden aldığınızda hapların koruyuculuğunda bir azalma olmaz. Bunu alışkanlık haline getirmediğiniz sürece her adet döngüsünde ilacı bir veya iki kez unutmanızın hapların koruyuculuğu üzerinde olumsuz bir etkisi olmaz.

Rahim İçi Araç (Spiral)

Koruyuculuğu düşüktür…

Spiral koruyuculuğu oldukça yüksek bir yöntemdir, ancak her yöntemde olduğu gibi spiral kullanımı esnasında da gebe kalma riski vardır.

Sizin yakınlarınızdan veya arkadaşlarınızdan “spiralle gebe kaldı” ifadesini nispeten sık duymanızın nedeni spiralin toplumda oldukça sık kullanılan bir yöntem olması ve insanlarda “hayret yaratan bu durumun” dilden dile hızlı bir şekilde aktarılmasıdır. Hormonlu spirallerin gebelikten koruyucu etkileri son derece yüksektir.

Doğum yapmamış kadınlara takılamaz…

Spiral ilk icad edildiği yıllarda gerçekten de spiral şeklinde olan, oldukça kalın bir alet idi ve takması ve çıkarması son derece zordu. Özellikle daha önceden doğum yapmamış olan kadınların rahimağızları daha sıkı ve sert olduğundan bu durumlarda RİA takılması son derece zordu.

Günümüzde halen spiral kelimesi kullanılsa da artık RİA’lar son derece incelmiş olup kolay bir şekilde takılıp çıkartılabilmektedir.

Diğer yöntemler gözden geçirildikten sonra etkili başka bir yöntem bulunamadığında daha önceden doğum yapmamış olan kadınlara da spiral takılabilir.

Mutlaka adet kanaması döneminde takılmalıdır…

Spiralin adet kanaması döneminde takılmasının tercih edilme nedeni adet görmenin bir anlamda gebe olunmadığının bir göstergesi olarak kabul edilmesidir.

Yine adet görme esnasında rahimağzı hafifçe açılmış olduğundan takılması da daha kolay olmaktadır.

Kadının gebe olmadığından emin olunduğunda, spiral herhangi bir günde takılabilir.

Tüplerin Bağlanması

Adetleri düzensizleştirir…

Bu konuda bazı çalışmalar yapılmış olup, çalışmaların büyük kısmında tüplerin bağlanması sonrasında adet düzensizliği sıklığında bir artış görülmemiştir. Bu yüzden de çalışmaların çoğunluğunun gösterdiği sonucu kabul etmek daha bilimsel gözükmektedir.

Kolaylıkla geriye döndürülebilir…

Tüpler bağlandıktan sonra geriye döndürmek için yapılan ameliyatların başarı şansı oldukça düşüktür.

Menopoza sokar…

Tüplerin bağlanmasıyla menopoza girme arasında bilinen bir ilişki yoktur. Tüplerin bağlanması sonrasında yumurtalıklardan hormon salgılanmaya devam etmektedir.

Takvim Yöntemi

Adet kanaması devam ederken gebe kalınmaz…

Üreme çağında olan bir kadın, teorik olarak adet döngüsünün her gününde gebe kalabilir. Kadının gebelik oluşumu açısından en elverişli günleri yumurtlamanın olduğu gün ve bundan önceki üç gündür. Spermler üç gün boyunca genital kanalda bekleyebilir ve yumurtlama sonrası ilk 12-24 saatte döllenmesi gereken yumurta hücresine ulaşıp onu dölleyerek gebeliği başlatabilirler.

Spermlerin üç günden daha fazla, 7 güne kadar yaşayabileceği bilinmektedir. Bu durumda örnek olarak adet kanaması devam ederken girilen bir ilişkide genital kanala giren spermler, adet döngüleri kısa olan (yani yumurtlaması döngünün 14. gününden önce olan ve böylece bir adet kanamasının ilk gününden diğer adet kanamasının ilk gününe geçen süre 28 günden kısa olan) bir kadında veya adet döngüsü 28 gün olmasına karşın yalnızca o aya özgü olarak tesadüfen daha kısa sürmüş bir kadında yumurta hücresini bulup gebeliği başlatabilirler.

Takvim yönteminin nispeten başarısız bir yöntem olmasının nedeni kadında ne zaman yumurtlama olacağının %100 doğrulukla tahmin edilememesidir.

Dışa Boşalma

Bu yöntemi kullanırken sıklıkla yapılan hata, spermlerin yalnızca ejakulasyon sıvısında (yani meni sıvısında) bulunduğunun sanılmasıdır. Halbuki ejakülasyon öncesi dönemde penisten dışarı salınan az miktardaki şeffaf ve kaygan sıvıda da spermler az miktarda da olsa bulunmaktadırlar. Bazı durumlarda bu az sayıda spermler bile gebeliği başlatmak için yeterli olabilmektedir.

Gerçek birleşme olmadan gebe kalınmaz…

Gerçek bir birleşme olmaksızın da gebe kalmak mümkündür. Bu, oldukça düşük bir ihtimal olmasına karşın, özellikle vajinanın giriş kısmına yakın olan boşalmada, spermler ejakulasyon esnasında penisten belli bir hızla dışarı “fışkırma tarzı” atıldıklarından spermlerin bir kısmının vajinaya girmesi ve buradan genital kanalın içine doğru ilerleyerek gebeliği başlatması mümkündür.

Kaynak; Dr. Kağan Kocatepe

alıntıdır…

Doğum Kontrol Yöntemlerinin Güvenilirlik Oranları

Posted by: Dream  :  Category: Aile

Korunmasız bir ilişkide gebelik oluşma olasılığı her ay başına yaklaşık %25′tir. Bu rakamın bu kadar düşük göründüğüne bakılmamalıdır. Zira bir senelik korunmasız bir ilişkide bu olasılık %85′e çıkar.

Etkili bir doğum kontrolü kullanmaya karar verme aşamasında özellikle kadının kafasını karıştıran en önemli konu, kullanılması düşünülen yöntemin riskleridir. Korunma yöntemlerinin var olan ve “var olduğu sanılan” riskleri, plansız bir gebeliğin sonlandırılmasının risklerine göre (günümüzde kullanılan tahliye yöntemleriyle her ne kadar bu riskler azalmış olsa da) çok daha düşüktür.

Aşağıdaki tabloda günümüzde kullanılan çeşitli korunma yöntemlerinin koruyuculuk oranlarını görüyorsunuz:

Bilmeniz gereken en önemli husus, hiç bir yöntemin %100 koruyucu olmadığıdır. Kadın organizması gebe kalmak için mükemmel bir mekanizmayla donatılmıştır ve bunu engellemek için yapılan her girişimin başarısız olma riski her zaman vardır.

Korunma yöntemlerinin başarısızlık oranları Pearl Index adı verilen bir birimle ifade edilir.

Pearl Index bir kadın yılını, yani bir kadının 12 aylık adet döngüsünü ifade eder.

Aşağıdaki yüzdeler 100 kadın yılı, yani 100X12 =1200 adet döngüsünde kullanımdaki başarısızlığı göstermektedir.

Doğum kontrol yöntemlerinin başarısızlık oranları

* Hiç bir yöntem kullanmamak: (%) 85.0

* Doğum kontrol hapları : (%) 0.03-0.22

* Depo-preparatlar (”aylık, üç aylık iğneler”) : (%) 0.03-1.2

* Norplant derialtı implant sistemi: (%) 0.05

* Sterilizasyon
kadında tüplerin bağlanması: (%) 0.05
erkekte kanalların bağlanması: (%) 0.1

* Minihaplar (günlük kullanılan, yalnız progesteron içeren haplar) : (%) 0.4-4.3

* Bakır içerikli spiral : (%) 0.1 (hormon içerikli spirallerin başarısızlık oranları bakırlı olanlara göre daha düşüktür)

* Diyafram+spermisit: (%) 2-25

* Prezervatif+spermisit (sperm öldürücü): (%) 7-14

* Kadın prezervatifi: (%) 5-21

* Yalnız spermisit krem, jel: (%) 5-42

* Dışa boşalma : (%) 10-38

* Takvim yöntemi: (%) 14-35

* İlişki sonrası vajinanın yıkanması: (%) 21-41 - bu yöntemi bir korunma yöntemi olarak görmemek gerekir…

Görüldüğü gibi koruyuculuk oranı en yüksek yöntem doğum kontrol hapı, en düşük yöntem ise halk arasında en sık uygulanan dışa boşalma ve takvim yöntemidir.

Yukarıdaki tabloda yer alan yöntemlerin başarısızlık oranlarının bazılarında alt ve üst sınır olmak üzere iki ayrı rakam olduğunu görüyorsunuz. Bu yöntemler başarısızlık oranları kullanıcıya bağımlı yöntemlerdir. Usulüne uygun kullanımda (hap kullanımının düzenli olarak devam ettirilmesi, iğne zamanlarının aşılmaması, prezervatifin usulüne uygun kullanılması gibi) başarısızlık oranı alt sınıra yakın yer alacaktır.

Kaynak; Dr. Kağan Kocatepe

alıntıdır..

Doğum Kontrol İğneleri

Posted by: Dream  :  Category: Aile

Dünya üzerinde yaklaşık 30 yıldır kullanımda olan doğum kontrol iğneleri üçer aylık (Depo Provera®) ve birer aylık enjeksiyon (Mesigyna®) şeklinde uygulanmak üzere iki ayrı şekilde bulunur ve ülkemizde ikisi de mevcuttur.

Bu iki yöntem de güvenilirlikleri doğum kontrol hapları ve tüplerin bağlanmasıyla karşılaştırılacak kadar yüksektir ve aynen doğum kontrol hapları kullanımında olduğu gibi geri dönüşümlü olan korunma yöntemleridir.

Üç aylık enjeksiyonlar içlerinde vücutta doğal bulunan progesteron hormonunun medroksiprogesteron asetat adlı sentetik depo türevini içerirlerken aylık enjeksiyonlarda progesterona ek olarak östrojen de bulunur.

Uygulanmaları

Üç aylık iğneler onikişer haftalık aralıklarla, aylık iğneler ise dörder haftalık aralıklarla kalçadan veya koldan kas içine enjekte edilerek uygulanırlar.

Aylık iğnelerde bir enjeksiyondan diğerine geçen süre en fazla 33 gün, en az 23 gün olmalıdır. Aylık iğneler arası süre 23 günden daha az olduğunda adet düzensizliği ortaya çıkabilmektedir.

Bir enjeksiyondan diğerine geçen süre yukarıdaki süreleri aştığında yeni uygulama gebelik testi sonrası gerçekleştirilmelidir.

Hem üç aylık hem de aylık iğnelerde ilk uygulama doktor kontrolleri yapıldıktan ve iğne uygulanmasına bir sakınca olmadığı belirlendikten sonra adetin ilk 5 gününde gerçekleşir. Düşük veya kürtaj sonrasında ise ilk bir hafta içinde uygulanabilirler.

Doğum sonrasında emzirmeyenlerde ilk üç hafta içinde, emzirenlerde ise ilk altı hafta içinde ilk enjeksiyon uygulanmış olmalıdır.

Etki mekanizmaları

Üç aylık iğneler ovulasyon (yumurtlama) sürecini devre dışı bırakarak etki ederlerken, aylık iğnelerde ek olarak bulunan östrojen ovulasyonu devredışı bırakmaya katkısı yanında düzenli olarak adet görülmesini sağlar..

Yan etkiler

Adet kanaması değişiklikleri

Üç aylık iğneler kadında belirgin adet kanaması değişikliklerine neden olurlar. Üç aylık iğnelerin bir enjeksiyonu sonrasında bile kadınların %50’sinde amenore (adetin tümüyle kesilmesi) gözlenirken, dört enjeksiyon sonrası kadınların yaklaşık %75′i adet görmez. Ancak bu değişikliklerin menopoza girildiğine işaret etmediğinin ve kalıcı olmadığının bilinmesi önemlidir.

“Adetten kesilme” görülmeyen kadınlarda üç aylık iğneler sıklıkla lekelenme tarzında ara kanamalara neden olurlar. Bu durum da geçicidir ve şikayetlerin belirgin olduğu durumlarda doktor tarafından ek östrojen takviyesi verilmesiyle arakanamalar düzeltilebilir.

Üç aylık iğnelerin aksine aylık iğnelerde adet düzeni sıklıkla devam eder ve ortalama 28 günde bir adet kanaması görülür. Ancak aynen doğum kontrol haplarında olduğu gibi kullanımın ilk aylarında lekelenme tarzında ara kanamaları gözlenebilir.

Kilo değişiklikleri

Her kadın yaşın etkisine bağlı olarak her sene belli bir miktarda kilo alır. Doğum kontrol yöntemlerinin kilo üzerine etkileri değerlendirilirken bu gerçek gözönünde bulundurulmalıdır.

Çalışmalar, üç aylık iğnelerin bir yılda doğal olarak beklenen kilo alımı yanında ortalama 2.1 kilogram daha alındığını, bunun aylık iğnelerde yaklaşık 0.7 kilogram olduğunu (doğum kontrol haplarında 0.6 kg.) göstermektedir. Kilo alımının daha çok iştah artışına bağlı olduğu görülmektedir.

Psikolojik değişiklikler

Üç aylık iğnelerin prospektüsünde yazılanın aksine çalışmalar bu iğnelerin ve aylık iğnelerin kadında depresyona neden olmadığını göstermektedir. Yüzde 5 kadında üç aylık iğne kullanımına bağlı olarak cinsel istekte azalma görülebilmektedir.

Doğum kontrol iğnelerinin diğer avantajları

Öncelikle her iki iğne de ovulasyonu (yumurtlamayı) devre dışı bırakması nedeniyle dismenore (sancılı adet görme), adet öncesi gerginlik, yumurtlama ağrısı gibi yumurtlamayla ilgili yakınmalarda tedavi edici özellikler göstermektedir. Yine endometriozis hastalığı olanlarda bu etki sayesinde hastalığa bağlı ağrıda gerileme gözlenir.

Doğum kontrol iğnelerinin adet kanamasını azaltıcı ve hatta yok edici etkileri demir eksikliğine bağlı anemi (kansızlık) riskinin de belirgin şekilde azalmasını sağlar.

Miyomları olan ve buna bağlı aşırı kanamaları olan kadınlarda üç aylık iğne uygulamaları kanamaların azalmasına ve böylece ameliyatla rahimin alınma zorunluluğunun ortadan kalkmasına önemli katkılarda bulunabilmektedirler.

Doğum kontrol iğneleri yine yumurtlamayı devre dışı bırakmaları nedeniyle kadınlarda doğurganlık çağında sık görülen fonksiyonel (yumurtlama işlevinin yarıda kalmasından kaynaklanan) yumurtalık kistlerinin daha az görülmesini sağlarlar.

Doğum kontrol iğneleri endometrium (rahim iç tabakası) ve yumurtalık kanserinden koruyucu etkiler gösterirler. Üç aylık iğnelerin meme kanseri riski üzerine bir etkisi yokken, aylık iğnelerde henüz devam etmekte olan çalışmalardan daha çok bu ilacın da meme kanseri riski üzerinde etkisinin olmadığı yönünde sonuçlar elde edilmektedir.

Üç aylık iğnelerin doğum kontrol haplarının aksine kanın pıhtılaşma mekanizması üzerinde olumsuz etkisi olmadığı düşünülmektedir. Bu nedenle prospektüsünde farklı yazsa da üç aylık iğneler daha önceden damarsal bir hastalık geçirmiş olan ve bu nedenle doğum kontrol hapı kullanması sakıncalı olan kadınlarda da kullanılabilmektedir. Ancak aylık iğnelerin içinde östrojen bulunması ve östrojenin de kan pıhtılaşmasını artırıcı yöndeki muhtemel etkileri nedeniyle bu tür hastalarda kullanılması şu an için önerilmemektedir.

Üç aylık iğnelerin yukarıdakilere ek olarak epilepsi hastalığı olanlarda nöbet sıklığını azaltıcı etkileri olduğu da gösterilmiştir.

Gebelikte yanlışlıkla uygulama

Gebelikte yanlışlıkla uygulandığında ne üç aylık ne de aylık iğnelerin bebekte anomali riskinde artışa neden olduğu yönünde bilimsel bir veri yoktur ve bu nedenle bu enjeksiyonların teratojen etkileri olmadığı kabul edilir.

Daha sonraki gebelikler üzerine etkileri

Doğum kontrol iğneleri kalıcı değişikliklere neden olmaz ve ilacın etkileri vücuttan tümüyle ortadan kalktıktan sonra ovulasyon ve böylece gebe kalabilirlik tümüyle geri döner. Bu geriye dönüş aylık iğnelerde son enjeksiyondan 30 ile 60 gün sonraki bir zaman diliminde gerçekleşirken, üç aylık iğnelerde 6 ile 18 ay gibi uzun olabilir. Bu nedenle yanlızca kısa bir süre korunmak isteyen kadınlar için üç aylık iğne uygun bir yöntem değildir.

Hangi durumlarda kullanılmazlar?

-gebelik şüphesi veya varlığı
-nedeni açıklanamayan vajinal kanama
-üç aylık iğnelerde memekanseri, aylık iğnelerde meme, endometrium ve diğer östrojene bağlı geliştiği düşünülen kanser türleri
-tüm ilaçlarda olduğu gibi ilacın içindeki etken maddeye ya da maddelere karşı allerji öyküsü
-aylık iğneler daha önce ya da şuanda damar tıkanıklığı ile seyreden hastalığı olanlarda (kalp krizi, “inme”, derin ven trombozu gibi ve kronik karaciğer hastalığı olanlarda, ya da gebelikte veya doğum kontrol hapı kullanımında safra kanallarının tıkanmasına bağlı sarılık öyküsü olanlarda kullanılmazlar. Bu hastalıklar östrojene bağlı olarak geliştiğinden prospektüsünde farklı olarak belirtse de üç aylık iğneler bu durumlarda kullanılabilmektedirler.

Üç aylık iğneler östrojen içermediklerinden kan lipidlerinde yükselme olan, migreni olan, kalp hastalığı olan, epilepsi ilacı kullanan, 35 yaşın üzerinde olup sigara içen, diabete bağlı damar hastalığı olan, lupus hastalığı olan kadınlarda da kullanılabilirler.

Üç aylık iğneler yine östrojen içermediklerinden emzirme döneminde kullanıldıklarında sütü azaltmaz, bileşimini etkilemezler.

Özetle söylemek gerekirse

Üç aylık iğnelerin en uygun kullanım alanları emzirme döneminde olan, kalp-damar ve karaciğer hastalıkları nedeniyle östrojen içerikli aylık iğne veya doğum kontrol hapları kullanamayan ve östrojen kullanımının sakıncalı olabileceği diğer bazı hastalıkları olan kadınlardır. Yine adet görmemeyi bir avantaj olarak gören kadınlar içinde üç aylık iğneler oldukça uygundur.

Aylık iğneler ise etki mekanizmaları ve yanetkileri olarak doğum kontrol haplarıyla oldukça benzeşen bir korunma yöntemi olmaları nedeniyle doğum kontrol hapı kullanımı açısından uygun bir aday olan, ancak günlük hap kullanımının verdiği sıkıntı ve unutma riski veya başka kişilere yakalanma korkusu nedeniyle doğum kontrol haplarını kullanmak istemeyen kadınlar için bir numaralı seçenek olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

alıntıdır..

Düşük Hapı, Düşük İğnesi Nedir?

Posted by: Dream  :  Category: Aile

Düşük hapı ya da düşük iğnesi diye bir şey var mı?

Zaman zaman merak edilenlerden biri de “söktürücü” iğnelerle yeni başlamış bir gebeliğin sonlandırılıp sonlandırılamayacağıdır. Aslında “söktürücü” iğne olayı belki de ülkemizin ciddi sağlık problemlerinden biridir. Eczaneye gidip adetinizin geciktiğini söylediğinizde hemen size raftan bir “söktürücü iğne” veriliyor ve hatta isterseniz eczanede bile uygulanabiliyor. Gebelik testi çoğu zaman yapılmıyor bile.

Bu tür iğneler östrojen ve progesteron hormonunu beraberce içerirler. Gebe olmayan bir kadına uygulandığında gerçekten de çoğu durumda kısa bir süre sonra adetin başlamasını sağlayabilirler. Ancak bu uygulama iki yönden hatalıdır: Birincisi adet gecikmesi gebeliğe bağlıysa bu ilacın hiçbir etkisi olmamakta, istenmeyen bir gebeliğin devam etmesine neden olmaktadır. İkincisi hata ise, adet gecikmesi mutlaka jinekolojik değerlendirme gerektiren bir durumdur. Gebelik dışındaki nedenlere bağlı olan adet gecikmelerinde gerekli incelemeler yapıldıktan sonra östrojen ve progesteron karışımı iğne yerine, tablet şeklinde yanlızca progesetron içeren ilaçlar tercih edilmelidir.

Düşük iğnesi yok, peki “düşük hapı” var mı?

Evet var.

RU-486 adı verilen bir ilaç, başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinde kullanılan tablet şeklinde bir ilaç ve gebeliğin en erken dönemlerinde etki ederek gebeliğin sonlanmasını sağlamaktadır. Aslında ilacın düşük yaptığını söylemek biraz hatalı olur. Zira RU-486 ya da diğer adıyla mifepriston (etken maddenin adı), gebeliğin en erken aşamasına etki ederek yumurta hücresiyle spermin birleşmesinden oluşan embriyonun rahim içinde yerleşmesini önlemektedir. Embriyo yerleştikten sonra ise gebelik daha ileri aşamalara geldiğinde düşüğü gerçekleştirmek için mizoprostol adı verilen başka bir ilaçla kombine etmek gerekmektedir. Bu kombinasyon sonucunda erken gebelik döneminde kürtaj gerekmeksizin düşük gerçekleşebilmektedir.

Fransız patentli düşük hapı olan RU-486 Amerika’da 2001 yılında FDA (Food and Drug Administration) onayı aldı. Amerika Birleşik Devletlerinin ülkedeki ilaç ve gıda denetimini yapan en üst kuruluşu olan FDA, şu anda Avrupa ülkelerinde kullanılan birçok ilacı onaylamamış olmasına karşın “düşük hapını” onayladı.

FDA bundan birkaç yıl önce de ilacın piyasaya sunulmasını kabul etme aşamasına geldiyse de kürtaj muhaliflerinin yoğun lobi faaliyetleri tarafından engellendi. Kürtaj muhalifleri ilacın kadın sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğunu belirtirken, kürtaj taraftarı olanlar ilacın uygulanmasıyla kürtaj oranlarının azalacağını ve böylece kadının seçim yapmada daha özgür olacağını belirtiyorlardı.

FDA 2001 yılında kamuoyunun da desteğini alarak belli şartlarla ilacın Amerika’da kullanılmasına onay verdi.

Bu şartlar, ilacın mutlaka kürtaj yapmaya yetkili Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlarınca yazılmasını, reçetelerin sıkı bir denetim altında tutulmasını ve ilacın kullanıldığı kadınların belli bir süre boyunca takip altında tutularak etkilerin kısa vadeli ve uzun vadeli olarak incelenmesini ve bu verilerle geniş çaplı bir araştırma yapılmasını öngörmektedir.

Ülkemizde RU-486 henüz Sağlık Bakanlığı onayı almadı, diğer ilaç mizoprostol ise henüz inceleme aşamasındadır. Belki yakın gelecekte ülkemizde de kürtaj olmayı seçen kadınlar için alternatif bir yöntem olarak RU-486 kullanılabilecektir.

Şu an için gebeliğin sonlandırılması ülkemizde yasal olarak 10. gebelik haftasına kadar ve kürtaj yoluyla gerçekleşmektedir. Bu gebelik haftasından sonra gebeliğin sonlandırılması ise kadının isteğine göre değil, anne adayının hayati gebeliği devam ettirmesini engelleyen hastalıkları olduğunda, veya bebekte ciddi gelişim kusurları olduğunda bir kurul onayıyla mümkün olmaktadır.

alıntıdır..

Tüplerin Bağlanması

Posted by: Dream  :  Category: Aile

Sterilizasyon yani tüplerin bağlanması, Fallop tüplerinin geçirgenliğinin cerrahi yöntemlerle kalıcı olarak bozulması işlemidir.

Tüplerin geçirgenliği yakma, bağlama ya da tüplerin etrafına halka takılması suretiyle bozulduğunda yumurta hücresi ile sperm hiçbir şekilde karşılaşamadığından gebelik oluşmaz.

Bu yöntemle tüplerde ciddi hasar oluştuğundan tüplerin eski haline getirilmesi çok zordur.

Koruyuculuk Oranı ve Koruma Süresi

Yöntemin koruyuculuk oranı %100′e yakın olmakla beraber uygulanan cerrahi işlemin niteliği (yakma veya bağlama gibi) ve bazı bireysel özellikler nedeniyle çok ender durumlarda gebelik oluşabilir.

Koruma süresi ömürboyudur.

Uygulanması

Uygulamaya geçmeden önce kadının ve eşinin imzalı onayı gerekir.

En sık uygulama şekli genel anestezi altında, laparoskopi yöntemiyle tüplerin yakılması şeklindedir.

Ameliyat öncesi gerekli ön incelemeler yapılır ve randevu verilir. Randevu sabahı birşey yiyip içmeden hastaneye gelmek gereklidir. 30 dakikalık bir anestezi süresi içerisinde uygulanabilir. Genellikle geceyi hastanede geçirmek gerekmez.

Kimlerde Uygulanması Sakıncalıdır

İleride çocuk sahibi olmak isteyip istemediği konusunda kararsız olan kadınlarda uygulanmaz. 30 yaşın altında olan kadınlarda uygulanması, kadının henüz doğurganlık döneminin ortalarında olması ve ileride muhtemel bir eş değişikliği yapmak ve yeni bir aile kurmak durumunda olabilmesi nedeniyle sakıncalıdır.

Eşin rızası olmadan yapılan uygulamalarda eş boşanma söz konusu olduğunda “çocuk sahibi olamama” nedeniyle haklı bir boşanma talebinde bulunabilir.

Avantajları

Koruyuculuğu çok yüksek bir yöntemdir ve tek bir uygulamayla kalıcı kontrasepsiyon (korunma) sağlar.

Dezavantajları

Yaşam şartlarındaki değişiklik nedeniyle yeniden çocuk sahibi olmak istediğinde tekrar operasyon gerektirir. Tüplerin geçirgenliğinin tekrar sağlanmaya çalışıldığı bu operasyonlar başarı şansları düşük ve maliyetleri yüksek operasyonlardır. Tüp Bebek (IVF) uygulaması daha mantıklı bir çözüm olabilir.

Riskleri

Genel anestezi ile yapıldığında tüm genel anestezi risklerini, laparoskopi ile yapıldığında tüm laparoskopik operasyon risklerini taşır.

Uyarılar

İleride çocuk isteği oluşması ihtimalini çok iyi gözden geçirin. Eşinizin de mutlaka onayını alın.

Doktorunuzla hangi yöntemi uygulayacağını konuşun. Laparoskopi yöntemi oldukça basit bir yöntemdir, ancak her doktor tarafından uygulanmamaktadır. Eğer laparoskopi yöntemi uygulanması için engel teşkil edecek tıbbi bir durum söz konusu değilse bu yöntemi uygulayan bir doktor tercih edin.

Özel Durumlar

Tüp ligasyonuna rağmen gebe kalınması

Çok ender görülen bir durumdur. Tüplerin aldıkları tüm hasara karşın yeniden kanal oluşturmalarına bağlı olarak ortaya çıkar. Operatör hatası pratik olarak mümkün değildir, ancak yine de bir etken olabilir. Tüp ligasyonu sonrası oluşan gebeliklerin önemli bir kısmı dış gebelik olduğundan ilk önce bu yönde inceleme yapılır. Dış gebelik saptanırsa uygun tedaviye geçilir. Rahimiçi gebelik saptanırsa ve bebek isteniyorsa gebelik devam ettirilir. Bebek istenmiyorsa ve gebelik süresi yasal sınırı aşmamışsa tahliye edilir. Gebelik sonlandırıldıktan sonra korunma yöntemlerinin tekrar gözden geçirilmesi ve uygun bir yöntem seçilmesi gerekir.

Tüp ligasyonu sonrasında yeniden çocuk sahibi olma arzusunun ortaya çıkması

Bu gerçekten problemli bir durumdur. İleri derecede hasar görmüş tüpleri tekrar geçirgen hale getirme operasyonları başarı oranları oldukça düşük ve maliyetleri yüksek operasyonlardır. Başarı sağlanamazsa ve çocuk arzusu devam ederse IVF (tüp bebek) yöntemine geçmek gerekebilir.

Kaynak; Dr. Kağan Kocatepe

alıntıdır…

Vazektomi

Posted by: Dream  :  Category: Aile

Erkeğe uygulanan Cerrahi Sterilizasyon

Vazektomi, erkekte sperm hücrelerinin testislerden depolandıkları bölgelere geçişinin cerrahi yöntemlerle kalıcı olarak bozulması işlemidir. Bu işlem sonrasında ejakülasyon esnasında boşalan sıvının dış görünüşünde hiç bir değişiklik olmaz, ancak sıvıda sperm hücreleri olmadığından gebelik oluşmaz.

Bu yöntemle sperm “kanallarında” ciddi hasar oluştuğundan tüplerin eski haline getirilmesi çok zordur.

Koruyuculuk Oranı ve Koruma Süresi:

Koruyuculuk oranı %100′e yakın olmakla beraber uygulanan yöntem ve bazı bireysel özellikler nedeniyle çok nadiren gebelik oluşabilir.

Koruyuculuğu hemen başlamaz. Operasyon öncesinde depolanan spermlerin atılması için genellikle 20 ejakülasyon (boşalma) gerekir. Koruma süresi ömürboyudur.

Koruyuculuğun başladığını anlayabilmek için bir kaç kez spermiogram (sperm sayımı) yapılarak azospermi (sperm sayısının sıfır olması) durumu gözlenmelidir.

Kimlerde Uygulanması Sakıncalıdır?

İleride çocuk sahibi olmak isteyip istemediği konusunda kararsız olan erkeklerde uygulanmaz.

Eşin rızası olmadan yapılan uygulamalarda eş boşanma söz konusu olduğunda “çocuk sahibi olamama” nedeniyle haklı bir boşanma talebinde bulunabilir.

Avantajları:

Lokal anestezi altında uygulanabilen emniyetli bir yöntemdir ve tek bir uygulamayla kalıcı kontrasepsiyon sağlar.

Dezavantajları:

Yaşam şartlarındaki değişiklik nedeniyle yeniden çocuk sahibi olmak istediğinde tekrar operasyon gerektirir. Bu operasyonlar maliyeti yüksek ve başarı şansları düşük operasyonlardır.

Riskleri:

Genel olarak emniyetli bir operasyondur. Lokal anestezik maddeye karşı aşırı duyarlılık dışında operasyon bölgesinde enfeksiyon, hematom (kan toplanması) ve sperm granulomu gibi nadir yan etkiler %1 uygulamada görülür.

Yan Etkiler:

Önceleri vazektominin ateroskleroz (damar sertliği) ve kalp krizi, testis ve prostat kanseri gibi uzun dönemde oluşan yanetkileri olduğu düşünülmekteydi. Son çalışmalar bunları doğrulamamaktadır.

Uyarılar:

İleride çocuk isteği oluşması ihtimalini çok iyi gözden geçirin. Eşinizin de mutlaka onayını alın. Operasyon sonrasında koruyuculuk hemen başlamaz. Sperm incelemesinde azospermi oluşana kadar ek bir korunma yöntemi uygulamak gerekir.

Özel durumlar:

Eşin gebe kalması:

Çok ender görülen bir durumdur. Kanalların aldıkları tüm hasara karşın yeniden birleşmelerine bağlı olarak ortaya çıkar. Operatör hatası pratik olarak mümkün değildir ancak yine de bir etken olabilir.

Vazektomi sonrasında yeniden çocuk sahibi olma arzusunun ortaya çıkması:

Bu zor bir durumdur. İleri derecede hasar görmüş kanalları tekrar geçirgen hale getirme operasyonları başarı oranları oldukça düşük operasyonlardır. Başarı sağlanamazsa ve çocuk arzusu devam ederse testisten aspirasyon yoluyla sperm toplama yöntemlerine başvurmak gerekebilir.

alıntıdır..

Emzirme Döneminde Korunma Olur mu?

Posted by: Dream  :  Category: Aile

Bebeğinize daha iyi bakabilmek ve vücudunuzun toparlanmasına izin vermek için iki doğum arasında geçen sürenin en az iki sene olmasında fayda vardır. Bu nedenle, hemen doğum sonrasında spiral uygulaması yapılmadıysa veya tüpleriniz bağlanmadıysa cinsel yaşamınıza geri dönmeden önce sizi gebelikten etkili bir şekilde koruyacak bir aile planlama yöntemi konusunda doktorunuza danışmalı ve farklı seçenekleriniz hakkında bilgi sahibi olmalısınız.

Emzirme Gebelikten Korur mu?

Bebeğinizi düzenli olarak emziriyorsanız, adet görmediğiniz sürece doğum sonrası ilk altı ay içinde emzirmenin gebelikten koruyucu etkisinden yararlanabilirsiniz. Bunun için aşağıdaki noktaları mutlaka dikkate almalısınız.

Emzirmenin gebelikten koruyucu etkisi bebeğin emmesinin refleks yolla hipofiz bezinden yumurtlamayı baskılayıcı prolaktin hormonu salgısını artırmasından kaynaklanır. Normalde süt üretiminden sorumlu olan prolaktin hormonu kanda belli bir seviyenin üzerinde seyrettikçe yumurtlama baskılanmaya devam eder. Hipofiz bezinden salgılanan miktar direkt olarak bebeğin günlük emme süresi ile ilgili olduğundan, bebeğin yalnızca anne sütüyle beslenmesinin hormon salgılatıcı etkisi prolaktinin en üst seviyede salgılanmasını sağlar. Bebeğinize ek gıdalar vermeye başladığınız andan itibaren bebeğiniz sizi daha az emecek ve böylece daha az prolaktin salgılanacaktır. Prolaktinin yumurtlamayı baskılaması için salgılanması gereken miktar kişiden kişiye değiştiğinden şu öneriyi dikkate alın: Bebeğinize ek gıdalar vermeye başladığınız andan itibaren artık emzirmenin gebelikten koruyucu etkisine tam olarak güvenmeyin ve bir aile planlama yöntemi uygulamaya başlayın.

Adet kanamalarınız başladığı andan itibaren bebeğinizi yalnızca sütünüzle bile besliyor olsanız artık emzirmenin gebelikten koruyucu etkisine tam olarak güvenmeyin ve bir yöntem uygulamaya başlayın. Lohusalık dönemindeki (doğum sonrası ilk 6 haftadaki) kanamalar rahimin toparlanma sürecinde meydana gelen kanamalar olarak adet kanaması olarak değerlendirilmezler. Gördüğünüz ilk kanama alışkın olduğunuz özelliklerden farklı olsa da bu öneri değişmez.

Altıncı aydan itibaren adet görmemiş olsanız da bebeğinizi yalnızca sütünüzle bile besliyor olsanız artık emzirmenin gebelikten koruyucu etkisine tam olarak güvenmeyin ve bir yöntem uygulamaya başlayın.

Aile planlama yöntemleri seçenekleriniz ve bunların doğum sonrası uygulanabileceği zamanlar şu şekilde özetlenebilir:

Tüplerin bağlanması

Sezaryan esnasında uygulanabilen veya normal vajinal doğumun hemen sonrasında göbek seviyesinden ufak bir kesi ile uygulanabilen kalıcı bir yöntemdir.

Hemen doğum sonrasında uygulanmadığında, lohusalık dönemi bitiminde rahiminiz eski boyutlara kavuştuğunda laparoskopi yöntemiyle herhangi bir zamanda uygulanabilir.

Spiral

Normal doğum sonrasında plasentanın çıkmasını takiben hemen uygulanabilir. Sezaryan sonrası uygulama tartışmalıdır.

Hemen doğum sonrasında uygulanmadığında spiral lohusalık dönemi bittikten sonra, tercihan adet kanamasının olduğu bir günde takılabilir. Hassas gebelik testleriyle gebelik olmadığından emin olunan herhangi bir zamanda da takılabilir. Sezaryan sonrası uygulama için en az dört ay beklenmelidir.

Doğum kontrol hapları

Östrojen ve progesteronu beraberce içeren doğum kontrol haplarının sütün miktarını azalttığı bilinmektedir. Bu nedenle bebeğini yalnızca sütüyle besleyen annelerin doğum kontrol hapı kullanması önerilmez. Ancak son çalışmalar 4-5 ay geçtikten sonra emzirme döneminde de doğum kontrol hapı kullanılabileceğini göstermektedir.

Yine doğum kontrol haplarının içinde bulunan hormonların ender durumlarda damarsal sorun yaratma ihtimallerinin bulunması nedeniyle, gebeliğin pıhtılaşmayı artırıcı etkilerinin tümüyle silindiği lohusalık dönemi bitimine kadar doğum kontrol hapı kullanılması uygun değildir.

Vazektomi

Tüplerin bağlanmasının erkeklerdeki karşılığı olan vazektomi, erkeğe herhangi bir zamanda uygulanabilir.

Üç aylık iğneler

Yalnızca progesteron içerdiklerinden sütün bileşimini bozmazlar. Bu nedenle lohusalık biriminde emziren anneler de bu yöntemden faydalanabilirler.

Aylık iğneler

Aynen doğum kontrol hapları gibi östrojen içerirler. Bu haplar için söylenenler aylık iğneler için aynen geçerlidir.

Prezervatif

Erkekler tarafından uygulanan bir yöntemdir.

Kadın prezervatifi

Lohusalık bitiminden itibaren kullanılmaya başlanabilir.

Kaynak; Dr. Kağan Kocatepe

alıntıdır..

Toplum Ve Aile Etkileşimi.

Posted by: Edition  :  Category: Aile

Aile toplumun en küçük yapı taşını oluşturur. Ailedeki sıkıntılar topluma , toplumdaki sıkıntılar aileye yansır . Sağlıklı toplumu , sağlıklı aileler oluşturur. Ailenin sosyokültürel durumu , toplumun sosyokültürel durumunu belirler.Toplum ve aile sürekli iyi veya kötü etklileşim içerisindedir.

    Aile toplum etkileşimi sağlıklı olmaz ise ailede ve toplumda bazı sıkıntılar oluşabilir. Aile, içinde bulunduğu toplumun durumuna göre şekillenir. Toplumun ve ailenin yapısına etki eden bir diğer noktada devletin topluma ve aileye sunduğu sosyokültürel imkanlardır. Bu imkanların bol olduğu toplumlarda bazı sıkıntıların oluşmasının önüne geçilmiş olur. Devletin sunduğu imkanların yetersizliği veya toplumdaki sosyoekonomik ve sosyokültürel sıkıntılar toplum ile beraber aileyi de etkileyecektir.

    Toplumu ve aileyi , özellikle de çocukları etkileyen bir diğer etkende medyadır. Medyanın iyi ve kötü yönde bir çok etkisi bulunmaktadır. Medyanın zararlı etkilerinden ailenin ve aileyi oluşturan bireylerin korunması gerekir.Bunun içinde aileyi oluşturan bireylerin bilinçli olması gerekmektedir. Unutmayınız ki bazı zararları oluşmadan önlemek mümkündür.

    Toplum içerisinde infonksiyonel ailelere müdahalede bulunacak , onların her türlü sorunları ile ilgilenecek , yeri geldiğinde sosyoekonomik destek sağlayacak , organize ve yetkileri devlet tarafından desteklenmiş , tecrübeli ekiplerin bir arada olduğu , kamu birimlerine ihtiyaç vardır.

    Toplum aile etkileşimi hemen her konuda mümkün olmaktadır. İdeal toplumun kurulması , sağlıklı bireylerin oluşturduğu aileler ile mümkün olduğuna göre ,  ideal toplum için, ideal aile yapısı , ideal aile fonksiyonelliği , aile psikiyatrisi her geçen gün daha da   önem kazanmaktadır. Bu konuda geniş çaplı çalışma, profesyonel ve tecrübeli ekiplere, bilimsel verilere ihtiyaç vardır.

Anne Ve Babanın Aile Ortamındaki Yeri.

Posted by: Edition  :  Category: Aile

Anne babanın ve aile ortamının çocuğun ilk doğduğu andan itibaren devam eden süreç içerisinde çocuğa etkisi büyük olmaktadır. Anne babanın kişilik yapıları , eğitim durumları , meslekleri , zeka düzeyleri , bedensel ve ruhsal hastalıkları , psikososyal durumları , sosyokültürel statüleri , yetişme tarzları ve kendi anne babalarından gördükleri  muamele ,çocuğa yaklaşım tarzları , çocuk için ayırdıkları vakit vb. durumlar, çocuğu birinci planda etkiler..

    Çocuğun bu türlü anne baba etkileşiminin yanı sıra,  ailenin sosyoekonomik durumu, ailenin teknolojiden yararlanımı , ev ortamının yeterliliği ,ev ortamındaki huzur ve anlaşma durumu , yaşanılan şehir ,  evin bulunduğu sosyokültürel çevre, sosyal imkanlar, devletin sunduğu imkanlar , okul ve öğretmen durumu , akrabaların durumu ve konumu , sağlık hizmetlerinden yararlanma , iletişim ve medya araçlarının durumu ve buna benzer sayılmayacak kadar etken ile çocuk etlileşim içerisindedir . Bütün bu etkileşimler ile çocuğun psikososyal , sosyokültürel gelişim ve şekillenmesi sağlanır.

    Olumsuz mesajların ve iletişimin ailenin her bireyine , özellikle çocuklara etkisi çok fazladır. Unutulmamalı ki yaşayan ve gelişen bir psikososyal varlık olan çocuk ; konuşulan her sözden , her jest ve mimikten , her tavır ve durumdan , iyi veya kötü olarak etkilenecek ve bu etkilenme ile çocuğun kimlik , kişilik ve psikososyal yapısı şekillenecektir.

    İdeal davranış ve ideal aile ortamı çocuğun sağlıklı bedensel ve ruhsal gelişmesini sağlayacaktır. Aksi takdirde aile fonksiyonelliğindeki arızalar çocuklarda ve aile bireylerinde psikiyatrik rahatsızlıklar şeklinde kendini gösterecektir. Çocukların genel durumu aileden , çevre ve toplumdan kesinlikle etkilenecektir. Sağlıklı bireyler yetişmesi için fonksiyonel ailelere ihtiyaç vardır. Açının kollarını bu duruma örnek verebiliriz. Açının oluşma yerindeki açıklık ile sonundaki açıklık arasında büyük   fark vardır. Yani çocukluktaki her yanlış veya doğru etki ileride kendini bir davranış , bir söz , bir tepki ile  bir bütün içerisinde kendini gösterecektir. Hayatın temel kurallarından bir taneside etki tepki prensibidir. İyi veya kötü her etki o çeşitten bir tepki veya belirti  olarak ortaya çıkacaktır.

İsterseniz bazı etki tepki örnekleri verelim:

Etki-1-:Çocuğu sevmek , değer vermek , kabul edip onaylamak , ailede güven ortamı oluşturmak, sevdiğini ve kabullendiği söz ve davranış olarak aktarmak , yeri geldiğinde sabırlı ve ilgili olmak

Tepki-1-:Normal gelişim , kendine güven , insana ve topluma sevgi , başarılı bir sosyal adaptasyon

Etki-2-:Çocuğu kabullenmemek , açıkça istememek ,bu durumu  yeri geldiğinde söz ve davranışlar ile belli etmek , bazı gereksinimleri ( sevgi , bakım , gelişime ait , vb.) ihmal etmek

Tepki-2-:Kendine , aileye ve topluma güvensizlik , sınırlı duygusal yapı , yalnızlığa ve suça eğilimli olma , aynı patolojik davranışı toplum içerisinde sergileme

Etki-3-: Çok aşırı titiz olma , aşırı kıyaslama , sık sık eleştirilerde bulunma , hep daha iyisini isteme , başarılardan tatmin olmama ve onaylamama , uyumsuzluk içinde olma ,kendini ifade etmesine izin vermeme

Tepki-3-: Çekingen , kararsız, başkaları tarafından yargılanma korkusu içinde bulunma , kendine güvensiz olma,  kabiliyetleri ve becerileri olmasına karşın onları  ortaya koyamama

Etki-4-: Çok aşırı müdahaleci , çok aşırı koruyucu kollayıcı olma , çocuğun kendini ortaya koymasına izin vermeme , çocuğun yerine bazı görevleri üstlenme ,ona olduğu yaştan daha küçükmüş gibi muamelede bulunma , sınırları aşırı gevşetme, aşırı şımartma , kuralsızlık  

Tepki-4-:Kabiliyet ve becerileri  gelişmemiş , sosyal gelişimi yetersiz , devamlı talepkar , başkalarına bağımlı , beklenen olgunluğa ulaşamamış  , çok çabuk karşı gelme , sosyal çevresine adaptasyonda zorlanan ,  engellenmeye tahammülsüz olma

Aile Çeşitleri.

Posted by: Edition  :  Category: Aile

İdeal Aile: İster yalnız baba çalışsın , ister anne baba birlikte çalışsın ,ister se göç etmiş olsun , evde rol dağılımı ve yetkilerin ortak olduğu , kurallara sonuna kadar bağlı , ortak kararlarda ortak söz sahibi olan , birbirinin hak ve hukukuna saygılı , çocukları ve evdeki diğer bireyler  ile her yönden yakından ilgili , kişilerin aile ortamında kendini huzurlu hissettiği , karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde yerleşmiş yapısı ile tamamen fonksiyonel olan  aile yapısıdır.

    Sorunlu Olabilecek Aile Tipleri:

1-Babanın çalıştığı , daha çok  ev hakkında  annenin söz ve kurallarının geçerli olduğu , Çocuklarının bakımının tamamen anne üzerinde olduğu , babanın çoğu zaman çocukları ile mesafeli olduğu aile

2- Anne babanın deneyimsiz olması , genç yaşta evlenmeleri , istemeyerek çocuk sahibi olmaları , çocuk konusunda anlaşamamaları ve çeşitli nedenler ile sürekli anlaşmazlık göstermeleri ile kendini gösteren  aile tipidir.

3- Anne ve baba  daha çok kendi işleri ile yüklü , çocuk küçükse büyük anne baba veya dadıya bakımının bırakıldığı , büyükse kendi haline bırakılan aile tipidir. Bu durumda çocuktan sürekli düzen ve disiplin istendiği aile tipidir.

4-Aile daha çok atadan gelen geleneklere bağlıdır . Çocuğa davranışın önemi konusunda çok fazla bilgili olmayan aile yapısıdır.

5-Kırsal bölgelerden kente göç eden ,  sosyal , ekonomik ve uyum açısından bazı problemler ile karşılaşan aile yapısıdır.

cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Entertainment TOPlist TOPlist iPhone Topsites Vote for Us on Top Sites of America Web Sites List! Dmegs Directory Myspace Topsites Directory of Entertainment Blogs Galleries - CSS Top Sites here.
Google PageRank
Proxy Topsite - Myspace Proxies, Myspace Proxy, Unblock Myspace Fundamental Christian Topsites Vote this site for Top 50 Award Winning Web Sites List! Top Arcade Sites Toplist FIRST Topsite Best Scrapbooking Sites, Digital Scrapbooking, Scrapbook Supplies, Reviews, Awards Site Ekle, Toplist, Link Ekle, MP3indir, HikayelerMynet Webmasterim.Com arama motoru

site ekle Vote fr uns auf der .:.:: Fun Topliste ::.:. Hier gehts in Bunnys Topliste Aradur.com | Arama Motoru Sitemiz WebKuyusu.com'da kaytldr.