Ay Olmasaydı Ne Olurdu

Posted by: Dream  :  Category: Bunları Biliyor muydunuz?

Ay olmasaydı ne olurdu? Bu durum Dünya’ya iklimlere yeryüzünde yaşayan milyonlarca tür canlıya nasıl tesir ederdi? Ay mevcut kütlesinden daha büyük veya küçük olsaydı neler olurdu? Dünya’nın yörüngesine rastgele girivermiş bir kütle midir Ay

Soruları daha da artırmak mümkün. Maine Üniversitesi’nden (ABD) Astronom Neil F. Comins Ay’ın olmaması durumunda insanları nasıl bir senaryonun beklediğini yazdığı kitapta anlatmıştır.1 Comins’e göre Dünya’nın kâinatta hayatı idame ettirmeye müsait tek ortam olmasının (günümüz verileri ışığında) milyonlarca sebebinden biri de Dünya-Ay arasındaki hassas denge münasebetidir. Kâinatta hiçbir hâdise tesadüfen meydana gelmediği gibi “Güneş ve Ay bir hesap iledir.”2 ilâhî beyanıyla tavsif edilen Ay bir denge unsuru olarak var edilmiştir. Bu denge o kadar hassastır ki Ay olmasaydı “Dünya’da sebepler plânında hayat da olmazdı.” denebilir.

Atmosferi olmayan üzeri kraterlerle kaplı toz ve kayalarla dolu bir küre parçası olan Ay Dünya’nın tek uydusudur. Ay’ın yarıçapı Dünya’nın yarıçapının yaklaşık dörtte biri; hacmi Dünya’nın hacminin yaklaşık ellide biri; kütlesi ise Dünya’nın kütlesinin yaklaşık seksen birde biri kadardır. Ay Dünya’nın merkezinden yaklaşık 385.000 km uzaklıkta bulunmakta ve Dünya etrafındaki bir dönüşünü 295 günde tamamlamaktadır. Yaratılışı tam olarak aydınlatılmış olmasa da hâlihazırda en geçerli nazariyeye göre astronomların Theia ismini verdikleri Dünya’dan on kat daha hafif başka bir gezegen Dünya’ya çarpmış ve bu çarpışmada Theia’nın bir bölümü kopup uzaya fırlamıştır. Uzamış ve şeklini büyük ölçüde yitirmiş olan bu kütle Dünya’nın çevresini dolandıktan sonra tekrar Dünya’ya çarpmıştır.

Bu çarpışmada Theia’nın demirden çekirdeği Dünya’nın merkezine çökelirken mantosundaki hafif kayalar da uzaya saçılmıştır. Zaman içinde bu kaya parçaları birbirleriyle kaynaşarak Ay’ı oluşturmuştur. Ay önce Dünya’dan yalnızca 22.000 kilometre uzaklıkta bir yörüngeye oturmuş; zaman içinde bu yörünge genişleyerek günümüzdeki ortalama 385.000 km’lik yarıçapa ulaşmıştır.

Ay’ın Dünya üzerindeki en büyük tesiri med-cezir hâdisesidir. “Evrensel çekim” prensibi kâinattaki herhangi iki kütlenin birbirini çektiğini bu çekme kuvvetinin Maddelerin kütleleriyle doğru aralarındaki mesafenin karesiyle ters orantılı olduğunu ifade eder. Dünya ile Ay arasındaki çekim kuvveti suyla kara arasındaki adhezyon (Birbirine temas eden farklı maddeler arasındaki çekim kuvveti. Bardaktaki suyu boşalttığımızda bir miktarının bardakta kalması buna bir örnektir.) kuvvetinin nispî olarak zayıf olması sebebiyle dünyadaki Okyanus ve denizlerin kabarmasına veya alçalmasına vasıta olur. Bu hâdiseye “med-cezir” (gel-git) denir ve Ay’ın konumuna göre med (kabarma) veya cezir (alçalma çekilme) hâdiseleri gözlenir. Dünya’daki med-cezir hâdiselerinin üçte biri Güneş geri kalanı ise Ay’ın çekim kuvveti sebebiyle yaratılmaktadır.

Ay med-cezir hâdisesinden dolayı Dünya’dan her yıl yaklaşık 4 cm uzaklaşmaktadır.5 Bu uzaklaşma ile beraber Dünya-Ay sisteminin açısal momentumunun korunması için Dünya’nın kendi etrafındaki dönme süresinin (1 gün) yılda 0.02 milisaniye uzadığı tespit edilmiştir.6 Şu an yaklaşık 24 saat olan Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönme süresinin Ay ilk yaratıldığında 8 saat olduğu arada geçen süre zarfında günlerin uzayarak şimdiki hâline geldiği belirlenmiştir. Ay yaratılmasaydı Dünya üzerinde med-cezir hâdisesinin meydana gelmemesinden dolayı 1 gün yaklaşık yine sekiz saat olurdu ki bu da Dünya’nın 3 kat daha hızlı dönmesi demektir. Bir gezegenin kendi ekseni etrafında daha hızlı dönmesi yüzeyindeki rüzgârların daha şiddetli esmesine yol açabilir. Meselâ kendi etrafında çok hızlı dönen Jüpiter ve Satürn’ün bir gününün yaklaşık 10 saat olduğu bu sebeple yüzeylerinde doğu-batı doğrultusunda saatte hızı 500 km’ye varan sert rüzgârların estiği bilinmektedir. Bu gezegenlerin atmosferlerinde ve dönme yönlerinde bu şiddetli rüzgârların yol açtığı toz bulutları dünyadan teleskoplarla görülebilmektedir.

Jüpiter’in Hubble Uzay Teleskopu ile çekilmiş yukarıdaki fotoğrafında görülen siyah nokta en yakınında dolanan uydusu Io’nun gölgesidir. Jüpiter 10 saatte bir dönüşünü tamamladıkça atmosferini de beraberinde sürükler. Sürüklenen atmosferle doğu-batı doğrultusunda rüzgârlar oluşturulur. Fotoğraftaki koyu ve beyaz sarımlar Jüpiter üzerindeki rüzgârların istikametini göstermektedir.

Ay olmasaydı Dünya’nın daha hızlı dönmesinden dolayı hava kara ve denizler arasındaki ısı değişimi daha hızlı olurdu ve yeryüzünde doğu-batı doğrultusunda saatteki hızı yaklaşık 160 km olan kasırgalar eserdi. Bu da başta insan olmak üzere kompleks yapıda olan canlıların yaşamasına sebepler açısından elverişsiz şartların meydana gelmesi demektir. Meselâ konuşma ve dinleme gibi temel beşerî faaliyetler de gerçekleşemeyebilirdi. Bir gün sekiz saat olacağı için başta insan olmak üzere bazı canlıların biyolojik saatleri ile gün saati arasındaki farktan dolayı hayat karmaşık bir vaziyet alacak ve birtakım biyolojik dengesizlikler yavaş yavaş belirecekti. Ay olmasa idi kabarma hâdisesi düşük olacak ve deniz canlıları için uygun bir ortam meydana gelemeyebilecekti.1

Ay Dünya’nın dönme ekseninin 235 derece açıda dengelenmesinde de rol almaktadır. Dünya’nın bu eğikliğinin mevsimlerin meydana gelmesine eğiklik açısının kutupların ve Ekvator’un dengeli miktarda güneş ışığı almasına vesile olduğu böylece Dünya’da hayatın devam etmesine uygun iklim şartlarının oluşturulduğu bilinmektedir. 7

Ay’ın Dünya üzerindeki bir başka tesiri de Güne’ten gelen ışığı yansıtarak Dünya’nın 02 ºC ısınmasına sebep olmasıdır.8 Ayrıca Ay uzay boşluğunda gezen göktaşlarına karşı bir kalkan vazifesi gördüğünden yokluğunda Dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilirdi.

Uzaydan gelen kozmik ışınların çoğu Dünya’ya giydirilen manyetik alan tarafından zararsız hâle getirilmektedir. Çok azı da Dünya’ya ulaşıp atmosferdeki ve yeryüzündeki kimyevî hâdiselerin meydana gelmesinde rol oynamaktadır. Ay olmasaydı Dünya ile birlikte merkezi de hızlı dönecekti. Dünya’nın merkezinde hızlı dönen sıvı dış çekirdek sebebiyle manyetik alan da daha kuvvetli olacaktı. Bu durumda hem atmosferin yapısında değişiklikler meydana gelecek hem de bazı bakteriler ve manyetik alanı kullanarak yön bulan deniz kaplumbağaları som balıkları yılan balıkları güvercinler göçmen kuşlar gibi birçok canlı menfî tesir görecek ve çeşitli Ekosistemler bugünkünden çok daha farklı olacaktı.

Bilindiği gibi Ay Güne’le birlikte insanlık tarihi boyunca bir takvim olarak kullanılmıştır. Yüce kitabımız Kur’ân’ı Kerîm “hem de yılların sayısını ve hesabı bilesiniz ”9 İlâhî beyanıyla Güneş ve Ay’ın bu hizmetine dikkatimizi çeker:

Ay bağlandığı gezegene nispetle bilinen en büyük uydudur (Dünya kütlesinin % 123′ü kadar bir kütleye sahiptir)4 ve bu büyüklük daha önce de belirtildiği gibi Dünya’nın hassas dengesinin meydana getirilmesinde veya hayatın yeryüzünde tesis edilmesinde kritik bir öneme sahiptir. Dünya üzerindeki tesirleri incelendiğinde Ay’ın hayatımız için özel olarak yaratıldığı görülecektir. Ay’ın bu ayrıcalığına yine Kur’ân’ı Kerîm dikkatimizi şöyle çekiyor: O Güne’i ve Ay’ı da ince birer hesap ölçüsü kıldı 10

Netice itibariyle Ay’ın “Gökyüzünü yükseltip ona bir nizam ve ölçü veren”11 tarafından ince bir hesap ile nice hikmet ve faydalar yüklenerek insanlığın hizmetine sunulduğu anlaşılmaktadır

kaynak: teknoloji ve bilim
alıntıdır

Güneş Tutulması

Posted by: Dream  :  Category: Bunları Biliyor muydunuz?

Bir Güneş tutulması, Ay’ın Güneş ile Dünya arasına girmesi ve bazı özel koşulların sağlanması neticesinde meydana gelir. Tutulmanın olabilmesi için, Ay’ın, Arz etrafındaki yörüngesiyle Arz’ın Güneş etrafındaki yörüngesinin kesişim yerlerini belirleyen düğüm noktalarında veya bu noktalar civarında (Yeniay safhasında) bulunması gerekir. Bilindiği üzere bir yıl içerisinde 12 ay vardır. Yani Ay, Arz etrafında yılda 12 kez dolanır. Dolayısıyla, eğer Ay’ın yörünge düzlemi Dünya’nınkiyle çakışık olsaydı, bir yılda 12 kez Güneş tutulması meydana gelebilirdi. Fakat durum böyle değildir. Ay’ın yörünge düzlemi ile Dünya’nınki arasında yaklaşık 5° 9′ lık bir açı vardır. Bu açı nedeniyle Arz, Ay ve Güneş, Ay’ın Arz etrafındaki her dolanımında tam olarak aynı doğrultuda bulunmazlar. Böylece her ay bir Güneş tutulması oluşması engellenmiş olur. Nitekim bir yılda en az iki, en çok beş Güneş tutulması meydana gelebilir.Tam, halkalı ve parçalı olmak üzere üç tip Güneş tutulması vardır.

Bir Güneş tutulmasının tam veya halkalı oluşu Ay’ın Dünya’ya uzaklığı ile belirlenirken, parçalı oluşu Ay, gözlem yeri ve Güneş arasındaki açıyla, bir başka deyişle, her üçünün tam olarak aynı doğrultuda bulunmamasıyla ilgilidir. Bilindiği gibi Ay, Dünya çevresinde basıklığı az da olsa elips şeklindeki bir yörüngede dolanır. Bundan dolayı Dünya’ya olan uzaklığı her an değişmektedir. Eğer tutulma anında Ay Dünya’ya yeteri kadar yakınsa, görünen çapı Güneş’in görünen çapından büyük olur, Güneş diskinin tamamı örtülür ve “Tam Tutulma” meydana gelir.Aksi takdirde Güneş diskinin tamamı örtülmez, diskin sadece iç kısmı örtülür ve bir “Halkalı Tutulma” oluşur.Bazen de Ay ve Güneş’in konumları öyledir ki, Ay, Güneş diskinin ancak bir kısmını örter. Bu durumda da parçalı tutulma meydana gelir. Tam ve halkalı tutulmaların maksimum örtülme evresinden önceki ve sonraki dönemlerinde de parçalı tutulma evresi bulunur. Ay’ın yarıçapı Dünya’nınki ile mukayese edildiğinde çok küçük olduğundan,

Dünya’nın tamamı Güneş ve Ay diskinin dış teğetlerinin oluşturduğu gölge konisinin içine girmez. Bu nedenle bir Güneş tutulması Dünya üzerinde ancak belirli bölgelerden görülebilirHalbuki Ay Tutulması’nda durum böyle değildir. Ay tutulması o anda gece olan yerlerin tümünden gözlenebilir. Ay tutulmalarında Dünya, Ay ile Güneş’in arasına girer ve Dünya’nın gölgesi Ay’ın tamamını perdeleyebilecek kadar büyük olurTam Güneş tutulması diğer tutulma türlerine göre çok daha önemlidir. Zira, tam tutulmada Güneş’in tamamı Ay tarafından birkaç dakika için örtüldüğünden, bu sırada yapılacak gözlemlerden yıldızımızın dış Atmosfer tabakaları, özellikle koronanın (Güneş’in en dış atmosfer tabakası) fiziği hakkında önemli bilgiler elde edilir.

Binyılın İlk Tam Güneş Tutulması 21 HAZİRAN 2001 Tam Güneş Tutulması sadece Güney yarıküreden izlenebildi. Ay’ın yarıgölgesi Dünya üzerine Güney Amerika’nın Atlantik okyanusu kıyılarında 12:33 de düşmeye başladı. Yarıgölgenin çapı yaklaşık 6900 km. Yarıgölgenin düştüğü her yerde parçalı güneş tutulması görüldü. Ay’ın tam gölgesi Türkiye Saati ile 13:36′da önce Atlantik okyanusuna düştü. Saatte 2000 km hızla uzun süre Atlantik okyanusunda ilerleyip 15:36′da Afrikaya ulaştı. Genişliği yaklaşık 200 km olan bu şerit içerisinde kalan her yerde Güneş tutulması Tam Güneş Tutulması olarak izlendi. Koşulların en uygun olduğu yerde tam tutulma 4 dakika 56 saniye sürdü. Gölge, Güney Afrika’yı kat ettikten sonra Madagaskar’a ulaştı ve dünya üzerindeki yolculuğunu Hint okyanusu üzerinde tamamladı.

Yüzyılın Son Tam Güneş Tutulması 11 Ağustos 1999Yüzyılımızın son Tam Güneş Tutulması 11 Ağustos 1999 Çarşamba günü meydana geldi. Atlantik Okyanusu’nda başlayan tutulma, Orta Avrupa ve Türkiye üzerinden Ortadoğu’ya kayarak Hindistan’dan geçti ve nihayet Güneş’in battığı Bengal Körfezi’nde son buldu. Gerek Bilimsel gerekse turistik olarak büyük ilgi çeken bu asrın son Tam Güneş Tutulması, Ülkemizden milyonlarca kişi tarafından çok iyi bir şekilde izlendi. Yerli ve yabancı birçok bilimadamı, tam tutulma safhası yaklaşık 2 dakika süren bu muhteşem doğa olayından yararlanarak Güneş’in en dış atmosfer tabakası olan KORONA için birçok gözlemsel deney gerçekleştirdi. Ayrıca, tutulma zamanı ile süresine ait hesapların mükemmelliği de bir kez daha kanıtlandı

kaynak: teknoloji ve bilim
alıntıdır 

Gökkuşağı Neden Yuvarlak

Posted by: Dream  :  Category: Bunları Biliyor muydunuz?

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçilerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında AristOteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı turuncu sarı yeşil mavi lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrışır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş biz ve yağmur damlaları muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.

Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır. Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.

kaynak: bilim ve teknoloji
alıntıdır 

Aynanın icadı

Posted by: Dream  :  Category: Bunları Biliyor muydunuz?

Günümüzden 4 bin yıl önce, Ortadoğu ve İtalya’nın kuzey kesimlerinde, yanardağ lavlarının
parlak artıklarının cilalanmasıyla, görüntüyü aksettiren ilk aynalar yapıldı. Gümüşleme
yöntemiyle ayna elde etme tekniği ise, 14. yüzyılda Venedik’te geliştirildi. Venedikliler,
bir cam tabakasının arka yüzeyine cıva sürerek, ayna yapmayı başardılar ve o
tarihten sonra bu cam parçası, özellikle kadınların ellerinden düşmez oldu. .
Asıldıkları odanın içinde bulunan her şeyi yansıtan dışbükey aynalar, ilk kez 14. yüzyılda
Almanya’nın Nürnberg kentinde yapıldı.Cam ustaları, üfleme yöntemiyle cam küreler
oluşturduktan sonra, bunları ortadan ikiye bölüyorlar, sonra da iç kısımlarını ince bir cıva
tabakasıyla kaplayarak dışbükey aynayı elde ediyorlardı.Günümüzde ayna yapmak için kullanılan
yöntemin temelleri ise, 1835 yılında, Alman
kimyageri Justus von Liebig tarafından atıldı.Gümüşnitrat, özel bir yöntemle cama tatbikedildiğinde, içindeki gümüş cama yapışıyor
ve böylece son derece net görüntü veren bir ayna elde ediliyordu. Gümüşnitratı cama
sıvanırken ayrıştırmak için, genellikle şeker yada Rochelle tuzu kullanılıyordu.
alıntıdır

Renklerin psikolojik etkileri

Posted by: Dream  :  Category: Bunları Biliyor muydunuz?

 “Anlamı bozulmamış, şekillerle belirlenmemiş saf renkler, ruha bin çeşitli şekilde konuşabilir. Bazı renklerle insanların duygusal tepkileri arasında bir bağ olduğu, iç tasarımcılar tarafından önemli kabul görmüştür.”
     
     Çoğumuzun hatta fazla renk algısı olmayanlarımızın bile, gözde bir rengi vardır. Biliyoruz ki, bazı renkler vardır üzgün, huzurlu veya dinamik duygularını hissettirir.
     
     Onun için de bazı renklerle insanların duygusal tepkileri arasında bir bağ olduğu iç tasarımcılar tarafından önemli kabul görmüştür. Profesyonel tasarımcılar aynı zamanda anlamlı ve manalı alanlar yaratmak isterler.
     
     Renk ve duygu arasındaki bağ kabul edilmiş bir inanç olsa da bazı araştırmacılar bu ilişkiyi daha iyi anlayabilmek uğruna buna itiraz ediyorlar Tarih içindeki çoğu kanıt ve ispat anlaşılıyor ki sadece fıkra, çelişki ya da yanlış anlaşılmalardan ibaret.
     
     Kültürel kimliğimiz ve günlük tecrübelerimiz renklere nasıl tepki gösterdiğimiz ve onları nasıl anladığımızı belirleyen faktörlerdir. Yani bu durum, bugüne kadar renk ve onlara olan duygusal tepkilerin yanlış olduğunu mu gösterir? Tam olarak değil.
     
     Bildiklerimiz sadece yeterince derinlemesine değil. Toplumumuzda çok kültürlülük artmakta ve renkler hakkındaki anlayışımız ve hayranlığımızda sürekli gelişmektedir. Bir çok unsurun birbirini etkilediği bir dünyada tasarım yaptığımız için renklerin insan duygularını nasıl etkilediğini anlama çabası içindeyiz. Ünlü yazar Oscar Wilde’a “en favori renginiz hangisidir?” sorusu yöneltilmiş. Bu konuda Oscar Wilde’ın tamımlaması şöyle; “değişir.”
     
Renk özellikleri
      Renk algılaması ışık dalgalarıyla görülür ve bu dalgaların sahip olduğu enerji, hipofiz ve epifiz bezlerinin duzenlediği hormon ve fizyolojik sistemlerini uyarır. Bundan dolayı bazen kör insanlar renkleri dokunuşla algılayabiliyorlar.
     
     Renklerle çalışıldığı zaman akılda bulundurulması gereken bazı genel ilkeler vardır. Koyu renkler alanları küçültür ve açık renkler alanları büyütür. Kırmızı, sarı ve turuncu gibi renkler bir alana sıcaklık katar, mavi ve yeşil de bir alanı serinletir.
     
     Kırmızı bir güç rengidir. Kesinlikle gözden kaçırılamaz. Heyecanlandırır ve uyarır. Kan basıncını ve kalp atışını arttırır aynı zamanda bebeklerin gördüğü ilk renktir. Eğer konuk ağırlamayı seviyorsanız, kırmızı yemek odası ya da oturma odası için, iyi bir renktir.
     
     Pembe rahatlatıcı bir renktir. Kasları bile rahatlatır. Adrelanin salgılanmasını azalttığı için sakinleştirici bir etki yaratır. Pembe bazen hapishane, hastane odaları ve uyuşturucu merkezlerinin duvarlarında kullanılır. Turuncu iştah açar ve yorgunluğu azaltır. Ortama sıcaklık ve neşe getirirdiğinden sosyal ortamlar için doğru bir seçenektir. Eğer turuncuyu fazla etkileyici buluyorsanız daha sakin olan akrabalarını deneyebilirsiniz, mesela şeftali ya da mercan renklerini.
     
     Parlak sarı da uyarıcı bir renktir, fakat kalp atışını ve kan basıncını arttırsa da kırmızının etkisine ulaşamaz. Sarı hafızayı arttırabilir ve beyinsel aktiviteleri geliştirebilir ama dikkat edilmesi gereken en önemli unsur, eğer fazla kullanılırsa sinirlilik yapabilir. En uygun tonu daha yumuşak ve daha az yoğunluktaki tonudur.
     
     Yeşilin hem vücutta hem de beyinde sakinleştirici bir etkisi vardır. Bahar ve büyümeyi çağrıştırır; yeşil umut ve heyecan duygularını arttırır. Yeşil oto-kontrole yardımcı olur ve grileşmiş yeşil tonları çok kolay yaşanılabilir renklerdir. Mavi dünyadaki en sevilen renktir. Aynı zamanda en sakinleştirici renktir ve kalp atışını, kan basıncını azaltır. Mavi yatak odası ya da evinizdeki SPA için birebirdir.
     
     Mor asırlardır zenginlik ve saltanatla özdeşleştirilmiştir. Aynı zamanda beyinsel aktiviteleri ve sanatsal becerileri arttırır. Çok da rahatlatıcı bir etkisi vardır. Kahverengi tutucu, emin ve besleyici bir renktir. Bu emin renk olaylar kontrol altından çıktığı zamanlar içindir. Turkuaz köprü görevini gören bir renktir, arkadaşça muhabbetlerde ve birlikteliklerde uygundur.
     
Kaynak: zeminonline
alıntıdır

İlk uçak kazası

Posted by: Dream  :  Category: Bunları Biliyor muydunuz?

Tarifeli bir yolcu uçağının başına gelen ilk felaket,
14 Aralık 1920 günü, Londra’nın kuzey
banliyölerinden Golders Green üzerinde
öğle saatlerinde yaşandı. “Handley Pages
Continental Services” adlı havayolu şirketine
ait uçak, Paris’e gitmek üzere Cricklewood
Havaalanı’ndan henüz havalanmıştı. İki
kişilik mürettebatı ve altı yolcusu vardı. Yeni
yapılmış bir binanın arka cephesine çarptı ve
alevler içinde bahçeye düştü. Yolculardan dördü,
uçak tam yere çakılmak üzereyken dışarı
atlamayı başardılar. İkisinin burnu bile kanamadı.
İkisinde ise hafif sıyrıklar vardı. Uçakta
kalan iki yolcu ile ‘ mürettebat ise
kurtulamadı.

kaynak: bilim ve teknoloji
alntıdır 

Tükenmez kalemin icadı

Posted by: Dream  :  Category: Bunları Biliyor muydunuz?

Günümüzde hemen herkes tarafından kullanılan
tükenmez kalem, ilk kez 1938 yılında
Macar heykeltıraş ve gazeteci Lasalo Biro tarafından
bulundu. Biro, o yıllarda Budapeşte’de
hükümet tarafından finanse edilen bir
dergi çıkarıyordu. Bir gün, derginin basıldığı
matbaaya gittiğinde, çabuk kuruyan mürekkeplerin
sağlayacağı yararları düşündü ve ilk
tükenmez kalem prototipini geliştirdi. Biro, bu
keşfi üzerinde daha çok çalışmak istiyordu,
ama ülkesinde Nazi baskılarının tırmanması
sonucu Paris’e kaçtı. Oradan da 1940 yılında
Arjantin’e gitti. Lasalo Biro, tükenmez kalemi
bir türlü kafasından çıkaramıyordu. En sonunda
çalışmalarının sonucunu aldı ve 10
Haziran 1943′te “mürekkep damlatmayan”
bir kalemin patentini kendi adına tescil ettirdi.
O sırada, Henry Martin adında bir İngiliz,
hükümeti adına bazı çalışmalar yapmak
üzere Arjantin’e gelmişti. Martin, bir rastlantı
sonucu Biro ile karşılaştı ve buluşuna hayran
kaldı. Çünkü, büyük yüksekliklerde çeşitli hesaplar
yapmak zorunda kalan havacıların dolmakalem
kullanırken ne denli sıkıntılarla karşı
karşıya kaldıklarını biliyordu. Bu yeni kalem,
bu sıkıntıların sonu demekti. Çünkü, çeşitli
yüksekliklerde, hava basıncının değişiminden
etkilenmesi söz konusu değildi. Derhal kalemin
İngiltere haklarını satın aldı ve Reading
yakınlarındaki terk edilmiş bir hangarda, İngiliz
Hava Kuvvetleri için tükenmez kalem
yapmaya başladı. Yanında çalışan 17 kız, ilk
bir yıl içinde 30 bin kalem üretmeyi başardılar
ve bunların hepsi satıldı.
Biro patenti altında halka satışı yapılan ilk
tükenmez kalemler ise, 1945 yılı başlarında
Buenos Aires’te Eterpen şirketi tarafından piyasaya
çıkarıldı. Bir Birleşik Amerikalı işadamı
da, bu “büyük buluş”un ABD’ye
aktarılması için faaliyete girişti.
“Su altında yazabilen ilk kalem” olarak
reklam edilen tükenmezler, ABD’de umulanın
da ötesinde bir ilgi gördü. 29 Ekim 1945
günü New York’ta Gimbel’s mağazalarında
tanesi 12.5 dolardan satışa çıkarıldı ve akşama
kadar tam 10 bin adet satıldı.

kaynak: bilim ve teknoloji
alıntıdır 

Jiletin icadı

Posted by: Dream  :  Category: Bunları Biliyor muydunuz?
King Camp Gillette tarafından 2 Aralık 1901
günü patenti alındı. Aslında Gillette’e bu fikri,
patronu William Painter vermişti. Bir gün
ona gelerek, “Neden şöyle bir kere kullanıldıktan
sonra atılabilecek bir şey yapmıyorsun?
Öyle bir şey bul ki, müşteri tekrar almak zorunda
kalsın!” dedi. Gillette, bu öneriyi 1895
yılma kadar hiç önemsemedi. O yıl, bir gün
aynanın önünde durup yüzüne bakarken, usturanın
yerini alabilecek bir şey yapmak fikri
geldi.
Derhal çelik üreticileriyle temaslara başladi.
Ama, konuştuğu bütün ustalar, ona yeterince
ince, yeterince düzgün, yeterince keskin
ve yeterince ucuz bir kesici çelik yapmanın olanaksız
olduğunu söylediler. Bir gün (28 Eylül
1901) Boston’da William Nickerson adlı bir
teknisyene rastladı ve öteki bütün ustaların sıraladıkları
güçlüklerin üstesinden birlikte geldiler.
1903 yılında, jilet üretimi başladı.
kaynak : bilim ve teknoloji

alıntıdır

 

Uzayda ilk yürüyüş

Posted by: Dream  :  Category: Bunları Biliyor muydunuz?

Aleksey Arkipoviç Leonov adlı Rus astronot, 18 Mart 1965 günü Greenwich saat ayarı ile 08.30′da uzayda “Voskhod II” adlı araçtan çıkarak 12 dakika 9 saniye müddetle “yürüdü”. Astronot Leonov, bu yürüyüş sırasında yaklaşık 5 metre uzunluğunda bir naylon iple araca bağlı kalmıştı. Yaptığı uzay yürüyüşü sırasında saatte 17 bin 500 millik bir hızla 3 bin mil yol aldı.

kaynak: bilim ve teknoloji
alıntıdır

Çayın ilk ortaya çıkışı

Posted by: Dream  :  Category: Bunları Biliyor muydunuz?

Avrupalılar, çayı 1609 yılında, Dutch India
Co. adlı şirketin Çin’den “çay” getirtmesiyle
tanıdılar. 1615 yılında Doğu Hindistan’da çalışan
Wickham adında bir İngiliz, evine yazdığı
27 Haziran tarihli mektupta, gönderdiği
çayları alıp almadıklarını soruyordu. Yaklaşık
yarım yüzyıl sonra, İngiltere’nin Change
Hill yöresinden Thomas Garraway (ya da Garway)
adlı biri, çay konusunda şunları yazıyordu:
“İngiltere’de çay, önceleri dört, bazen de
beş kiloluk paketlerde yaprak halinde satılırdı.
Gerek çok az bulunabilir olması, gerekse
fiyatının aşırı yüksekliği nedeniyle 1651 yılına
gelinceye kadar, ancak çok zenginler ve
soylular tarafından tedavi ya da keyif amacıyla
kullanıldı. Hatta bu dönemde çay, prens ve
prenseslere verilecek en değerli armağanlardan
biri olabilecek kadar kıymetliydi. 1651 yılında
ben Doğu’ya gidip gelen gezgin ve tacirlerden
biraz çay aldım ve nasıl yapıldığını da
onlardan öğrendim. Sonra, elimdeki çayı yarım
kilosu 50 şilinden sattım.”
1839 yılına gelinceye kadar, İngiltere’ye gelen
tüm çaylar, Çin kökenliydi. O yılın 10
Ocak günü, Hindistan’dan gelen sekiz kasa
Hint çayı, Mincing Lane’deki çay müzayede
salonunda açık artırmaya çıkarıldı. Yarım kilosu
16 şilinden başlayan açık artırma sonucunda,
çayların hepsini Yüzbaşı Pidding
adında biri, yarım kilosunu 34 şilinden satın
aldı.

kaynak: bilimveteknoloji
alıntıdır

 

cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Entertainment TOPlist TOPlist iPhone Topsites Dmegs Directory Myspace Topsites Directory of Entertainment Blogs Galleries - CSS Top Sites here.
Google PageRank
Proxy Topsite - Myspace Proxies, Myspace Proxy, Unblock Myspace Vote this site for Top 50 Award Winning Web Sites List! Top Arcade Sites Toplist FIRST Topsite Best Scrapbooking Sites, Digital Scrapbooking, Scrapbook Supplies, Reviews, Awards Webmasterim.Com arama motoru

site ekle Vote fr uns auf der .:.:: Fun Topliste ::.:. Hier gehts in Bunnys Topliste Aradur.com | Arama Motoru Sitemiz WebKuyusu.com'da kaytldr.