Alain

Posted by: Dream  :  Category: Felsefe

HAYATI ÜZERİNE

Alain
(Emile-Auguste Chartier)
1868 - 1951

Fransız yazarı ve filozofu.İnce uslubu ve fikirlerini açıklamak için başvurdugu degişik bir yazı türüyle dikkati çekmiş bir düşünürdür.Gerçekten de Alain,düşüncelerini bir kaç sayfayı aşmayan ve konuşma dilini yansıtan “söyleyişiler”türünde kaleme almıştır.Önemsiz gibi görünen konulara el atar ve ilk bakışta pek sınırlı gelen ve bu temelden hareket ederek genel ve derin fikirlere ulaşır.Klasik felsefe anlayışına sahip olanların kullandıgı eleştiri ve kanıtlara yazılarında fazlaca yer vermeyen Alain,şairleri ve romancıları,somut hayatla daha yakından ilgilendikleri için filozoflara tercih etmektedir.
Alain,toplum ve siyaset hayatına ilişkin fikirlerinde bireyin özgürlüklerinin savunucusu olarak ortaya çıkmış,modern dünyanın ve siyasal örgütlerin bireyi ezmelerini ve özgürlüklerinden yoksun kılmalarını şiddetle eleştirmiştir.Savaşların,insanoglundaki ahlaki sorumluluk duygusunu ve vicdanı zedeledigini ileri süren düşünür,bütün hayatı boyunca barışçı idealleri savunmuştur.

İNSAN

“Korkunç bir düşmanım var,dedi bana.Bak,nerede olsa benim kadar kuvvetli,benim kadar dikkatli,benim kadar canlı,kendini gösteriyor.Durmadan beni gözetliyor;şöyle bir toparlanayım desem hemen karşıma dikiliyor.Gözüme uyku girmez oldu;ama onunda uyudugu yok.Benim kadar sakin,benim kadar azimli.Hücum etmesini bekliyorum ama benimde artık tehammülüm kalmadı:ona bu üstünlügü bırakmayacagım;kolumu kaldırıyorum;bak tam zamanıymış,o da kolunu kaldırdı.öyle zannediyorum ki,ben ne düşünsem,o da aynı zamanda aynı şeyi düşünüyor.Benden korkuyor,bunu açıkça görüyorum;korkunun ne oldugunu bildigim için de,benden nefret ettigini anlıyorum.Kendimi müdafa etmek için tasarladıgım herşeyi o da tasarlıyor;yayılmak ,açılmak istedim mi,bu da kendimi korumam için bir çaredir.O da aynı şeyi yapmak istiyor.Bir benzerim oldugunu biliyordum zaten;ama kavgalı oldugumuzdan beri bunu daha iyi hissediyorum.İnsanoglu benzerlerini sevebilir mi? Ondan korkmak,çekinmek daha akıllı uslu bir hareket olmaz mı?Beni çeken herşey onuda çekmez mi?Vaktiyle bana aynı şeyleri düşünenler arasında anlaşma oldugunu söylemişlerdi.Ama düşüncelerimiz eger isteklerimizse,daha dogrusu ihtiyaçlarımızsa,aynı şeyleri düşündügümüz takdirde ortaya bir kavga mevzuu çıkmaz mı?Ey düşman kardeşim,bana acı hakikatler ögrettin.Şu anda bile onları teyit ediyorsun.Takındıgın tavırdan,duruşundan,bıkkınlık gösteren hareketlerinden,evet,hem bıkkınlık gösteren hem tehdit eden hareketlerinden,bunu böyle oldugunu anlıyorum.Elvada kardeşlik.”
İnsanoglu yine insanoglunu gösterek bana bunları söyledi.”Ama,dedim ona,bu senin gölgen.”

Mayıs 1927

——-

YOLCULAR

Şu tatil aylarında yeryüzü,az zamanda çok şey görmek istegiyle bir yerden ötekine koşan insanlarla dolar.gördükleri yerleri şuna buna anlatmak içinse, daha iyisi can saglıgı;bir çok yer ismi saymayı herkes tercih eder de ondan;vakit de böylece geçer.
Ama kendileri için,gerçekten görmek için hareket ediyorlarsa,buna benim aklım ermez.insanın,koşarak gördügü yerlerin hepsi birbirine benzer.bir sel her yerde seldir.bundan ötürüde dünyayı dört nala koşarak dolaşan insan,hatıra bakımından,seyahatin sonunda başındakinden daha zengin sayılmaz.
Manzaranın gerçek zenginligi teferruatındadır.görmek demek ayrıntıları incelemek,her yerde biraz durmak,yeniden bir bakışla bütünü birden kavramak demektir.başkalarının bunu çabucak yapıp yapamadıklarını,başka bir manzaraya dogru koşup yeniden işe başlayıp başlayamadıklarını bilemem ama ben kendi hesabıma böyle bir şey yapamam.
Ne mutlu.Rouen’da oturupta her gün güzel bir şeye göz atabilene;mesela,evindeki tablodan faydalanıyormuş gibi Saint-Quen’den faydalanana.
Halbuki bir müzeyi bir kez ziyaret edenin veya bir turist şehrinden bir kere geçenin kafasındaki hatıraların karışmaması,karmakarışık çizgilerden mürekkep kül rengi bir hayal şeklini almaması imkansızdır.
Benim zevkime göre,seyahat etmek demek,bir hamlede bir iki metre yürümek,durmak,aynı şeylerin yeni görünüşüne tekrar tekrar bakmak demektir;çogu zamanda saga sola gidip oturmak demektir;bu ise herşeyi degiştirir,hatta yüz kilometre yürümekten daha iyi bir netice verir.
Bir selden ötekine koşsam hep aynı seli görürüm.ama bir kayadan ötekine gitsem aynı sel her adımda başka bir hal alır.evvelce gördügüm bir şeye dönersem,o şey beni yeni bir şeymiş gibi çeker;gerçektende yenidir.bütün mesele,alışkanlıgın tesiriyle,uyuklamamak için degişik ve zengin bir manzara seçmesini bilmektir.şunuda söylemek gerekir ki,insanoglu daha iyi görmesini ögrendimi,herhangi bir manzaranın onun nazarında bitmez tükenmez güzellikleri olur.hem sonra,nerede olsa yıldızlı bir gökyüzü görmek mümkündür;işte size güzel bir uçurum.

29 Agustos 1906

—————–

İYİ DİLEK

önüne gelenin Basile’e:”yüzünüz ölü yüzü gibi sapsarı”,demesi üzerine zavallının hasta olduguna inandıgı o meşhur sahneyi bilmeyen yoktur.fertleri birbirine sonderece baglı,birbirlerinin saglıklarıyla yakından ilgili bir aile arasında bulundugum zaman bu sahneyi hatırlamaktan kendimi alamam.rengi biraz sararmış veya kızarmış olanın vay haline;ailenin en küçügünden en büyügüne kadar bütün fertleri telaş içinde:”bu gece iyi uyumadın herhalde?”,”dün ne yedin”,”çok mu çalışıyorsun” gibi kuvvet verici sözlerle zavallıyı soru yagmuruna tutarlar.arkasındanda,”zamanında teşhis konup tedavi edilmemiş” hastalıklara dair hikayeler anlatıp dururlar.
bu şekilde sevilen,şımartılan,korunan,üzerine düşülen,duygulu ve az çok korkak adama acırım.sancı,öksürük,esneme,sinir bozuklugu gibi gündelik ufak tefek olaylar çok geçmeden bu çeşit bir insan için korkunç hastalıkların arazı halini alır;bir yandan eşşek yerine konmamak için aile fertlerini yatıştırmaktan vazgeçen doktorun lakayt bakışları,öte yandan ailesinin gayretkeşligi sayesinde adamcagız,bu hastalıgın gelişmesini günü gününe takip etmege başlar.
insanın içinde bir kaygı oldumu uykusunu kaybeder.muhayyel hastamızda böylece gecelerini kendini dinlemekle,gündüzlerinide,gecelerini anlatmakla geçirir.çok geçmeden hastalıgı,toplulugun malı olur,herkes tarafından bilinir,konuşacak mevzuu bulamayanların dillerini harekete geçirir;borsadaki tahviller gibi zavallının sıhhatininde oynak bir degeri vardır:bazen çıkar,bazen düşer;bunun böyle oldugunu kendiside bilir veya tahmin eder.işte size bir sinir hastası daha.
devası? aileden uzaklaşmak.dalgın dalgın size:”nasılsınız” diye soran,ciddi bir şekilde cevap verdiniz mi de yanınızdan hemen uzaklaşan tanımadıgınız insanlar arasında yaşamak,şikayetlerinizi dinlemiyecek,size yüreginizi oynatan şefkat dolu gözlerle bakmayacak insanlar arasında yaşamak.hemen ümitsizlige düşmezseniz bu şartlar içinde iyi olursunuz.kıssadan hisse:hiç kimseye yüzünün renginin bozuk oldugunu söylemeyin.

30 mayıs 1907

———————

AİLECE

İki çeşit insan vardır:gürültüye alışık olanlar bir,başkalarını susturmaya çalışanlar iki.Bir çok kimseler bilirim,çaşıştıkları veya uykuya daldıkları sırada bir mırıltı veya sandalyenin biraz şiddetle yerinden oynatılmasından çıkan bir gıcırtı duydular mı adeta çılgına dönerler;başka insanlar da tanırım,şunun bunun hareketlerini düzene koymayı akıllarından bile geçirmezler;komşularının gülmelerine,şarkı söylemelerine mani olmaktansa kafalarındaki degerli bir düşünceyi veya iki saatlik bir uykuyu feda etmeyi tercih ederler.
Bu iki çeşit insan,yeryüzünde kendileri gibi düşünmeyenlerden kaçarlar;bizzat kendi benzerlerini aralar.Bunun içindir ki,müşterek hayat kaide ve nizamı bakımından,birbirinden çok farklı aileler görürüz.
Öyle aileler vardır ki,fertlei,birinin hoşuna gitmeyen şeyin ötekilerinde hoşuna gitmemesine kesin olarak karar vermişlerdir.Biri çiçek kokusundan,öteki yüksek sesle konuşulmasından rahatsız olur.Biri geceleyin,öteki sabahleyin sessizlik ister.Biri dine dokunulmasını istemez,öteki siyasetten dem vurulmadımı dişlerini gıcırdatır.Herkes birbirine”veto”hakkı tanır;bu hakkı azametle kullanmayanda yoktur.
Biri: ” şu çiçeklerin yüzünden bütün gün başım agrıyacak”,öteki ise:” saat 11′e dogru hızla kapanan şu kapı yüzünden bütün gece gözüme uyku girmedi “,der.Tam yemek zamanı,herkes,sanki parlementodaymış gibi şikayetlerini ortaya atar.Çok geçmeden bütün aile bu çetrefilli kaideleri ezbere bilir;aile terbiyesininde,bunları çocuklara ögretmekten başka bir gayesi kalmaz.Sonunda herkes hareketsiz durmak,birbirine bakmak ve manasız şeyler söylemekle yetinir.Bu ise can sıkıcı bir sessizlik,usanç verici bir saadet meydana getirir.Yanlız,ince arayıp sık dokunuldugu takdirde,ailenin her ferdi rahatsız ettiginden daha çok rahatsız edildiginin farkına varıldıgından,kendisini alicenap bir insan sanır ve:”insan yanlız kendisi için yaşamamalı,başkalarını da düşünmeli”,der durur.
Öyle aileler vardır ki,her ferdin en ufak arzusu bile kutsaldır,sevilen bir şeydir;hiç kimse duydugu neşenin başkalarını rahatsız edebilecegini düşünmez..Ama bunlar yanlız kendilerini düşünen insanlardır,bahsetmesek daha iyi olur.

12 Temmuz 1907

————–

SATMAK SANATI

Bir satmak sanatı,binbir tanedesatmak usulu vardır;hepsini gayesi ,düşünen,tereddüt eden insanda hemen her zaman bir hırs uyandırmaktan ibarettir.Bir heyecan,bir hayret veya sadece bir degişiklik,mütereddit insanı harekete getirir,kararını da olgun bir yemiş gibi lop diye yere düürür.
Belediye memurlarının durmadan takip ettikleri,içleri yemiş veya çiçek dolu o küçük mahkumdurlar ama bu da pek öyle kötü bir şey degil;arzulanan şeyin uzaklaşması tereddütü ortadan kaldırır;içimizde,elimizde olmadan peşi sıra yürümek istegini uyandırır;bu da arzunun irade halini almasına sebep olur;peşisıra gittigimiz şeyi,peşi sıra gittigimiz için isteriz;mekanizma böyle kurulmuştur işte.Gazete satan bir adam tanırım;öteki gazetecilerden sonra gelir ama,hepsinden çok satar. Nasıl mı? Çok basit;sanki müşteriler kendisini çagırıyormuş gibi durmadan saga sola koşar,şöyle bir görünür,sesini duyurur;sesi ise,alışkanlık saikiyle bagıran,veya bagırmayı adet edinmiş,günlük işini bitirmiş bir insanın sesini andırır.Onun bu insicamsız hareketi,insanda peşisıra yürümek,durdurmak fikrini uyandırır;böylece müşteri,gazeteyi satın almak istemeden gazeteyi eline almış olur.
Pazar yerinde kumaş kuponları satan bir adam gördüm;yere kocaman bir şemsiye açmış,başınada kıpkırmızı bir şapka geçirmişti.Çok kurnazca bir harekettir bu;kırmızının ihtirasları tahrik ettigini bilmeyen yoktur.Onun usulu de,bir,iki,üç,dört diyerek kimseye bakmadan kumaşı ölçmek,şöyle bir buruşturup müşteriye dogru atmaktan ibaretti;bir arkadaşı da paraları topluyordu.Onun bu keskin hareketleri dikkati çekmekten geri kalmıyordu;orada bulunan her kadın istemedigi halde hissesine düşen paketi almaya hazırlanıyordu;onların bu hareketleri ise kumaşı almaga hazır olduklarını gösteriyordu.
Daha iyisini de gördüm.Bir adam az çok kusurlu fakat kullanılmaya elverişli porselen takımlar satıyordu.Her parçayı açık arttırmaya koyuyordu,istekli çıkmadıgı zaman da fiyatı muayyen bir hadde kadar indiriyordu.Bir,iki,üç dedikten sonrada yere atıp kırıyor.Etraftan yükselen sesleri ve neticeyi herhalde tahmin edersiniz.Ama buna artık maharet degil,düpe düz deha denir.

4 Eylül 1907

————

YEMEKHANE KOKUSU

Bütün yemekhanelerde benzewrini buldugumuz bir yemekhane kokusu vardır.Anlatılması imkansız bir kokudur bu. Bulaşık suyu kokusu mu,yoksa küflenmiş ekmek kokusu mu? Bilemem.Kokuyu bizzat almadınızsa,hakkında size bir bilgi veremem; körlere ışıktan bahsedilir mi hiç? Benim için mavi,kırmızıdan ne kadar farklıysa bu kokuda ötekilerden o kadar farklıdır.

Bu kokunun ne oldugunu bilmiyorsanız bahtiyarsınız demektir.Bir koleje kapatılmadıgınız anlaşılırda ondan.Hayatımızın ilk çaglarından itibaren bir düzenin esiri olmadıgınızı,kanun düşmanı kesilmediginizi gösterir de ondan.Sonradan ise iyi bir vatandaş,iyi bir vergi mükellefi,iyi bir koca iyi bir baba oldunuz demektir; toplumsal güçlerin etkisi altında kalmayı yavaş yavaş ögrendiniz demektir; aile hayatı size,zarureti zevk haline sokmayı ögretmiştir de ondan.

Ama yemekhane kokusunun ne oldugunu bilenleri hiçbir şekle sokamazsınız.Çocukluklarını ip çekmekle geçirmişler,günün birindede çektikleri ipi koparmışlardır; hayata da böylece,bir ufak ip parçasını sürükleyen şüpheli köpekler gibi atılmışlardır.İştah açıcı en güzel yemegin karşısında bile isyan ederler.Nizam ve kaide denen şeyi imkanı yok sevemezler;vaktiyle çok korktukları için saygı göstermek ellerinden gelmez.Kanun ve nizamlara karşı,terbiyeye karşı,ahlaka karşı,klasiklere karşı,pedegojiye karşı,aydınlara verilen nişanlara karşı daima ateş püskürdüklerini görürsünüz; bütün bunlar yemekhane kokarda ondan.Bu koku alma hastalıgının da her yıl tam gökyüzünün maviden kurşuniye geçtigi,kitapçı dükkanlarının okul kitapları ile ögrenci çantalarını teşhir etmege başladıgı zamana rastlayan bir buhran devresi vardır.

11 Ekim 1907

——————-

YAGMUR ALTINDA

Zaten yeteri kadar kötülük var;ama bu,insanoglunun hayalgücünü işletmesi suretiyle bu kötülüklere daha başka kötülükler ilave etmesine engel degil.Hemen her gün ,kendi mesleginden şikayet eden en az bir insan görürsünüz;sözlerini de daima bir hayli makul bulursunuz;her şey hakkında söylenecek söz vardır,hiçbir şey mükemmel degildir de ondan.

Siz ögretmenler,hiçbir şey bilmeyen,hiçbir şeyle ilgilenme-
yen bir sürü cahili aydınlatmak için çalışıp çabaladıgınızı söylersiniz;siz mühendisler,tomar tomar kagıtların içine dalm-
ışsınızdır;siz avukatlar,sizi dinleyecek yerdeşöyle bir kesti-
rip yedigi yemegi hazmeden hakimlerin huzurunda savunmanızı yaptıgınız için şikayetçisiniz.Yerden göge kadar haklısınız
sözlerinizi oldugu gibi kabul ediyorum;anlatılanlara bakılırsa
bir hayli hakikat payı var bu sözlerde.Gel gelelim,ayagınızda su çeken papuçlar olsa,veya hazım cihazınız bozuk olsa size daha çok hak veriririm; işte hayata,insanlara,hatta tanrıya eger varlıgına inanıyorsanız,lanet etmek için iki mükemmel sebep.

Bununla beraber şunu da bir yana kaydedin,bunun sonu yoktur,üzüntü üzüntüyü dogurur.Çünkü kaderden şikayet etmek
suretiyle ıstırabınızı arttırıyor,daha şimdiden gülmek ümidini
ortadan kaldırıyor,midenizin büsbütün bozulmasına sebep oluyorsunuz.Bir dostunuz olsa,her şeyden acı acı şikayet etse
kendisini teselli etmege,dünyayı ona başka şekilde göstermeye çalışacagınız muhakkak.Neden kendiniz için kıymetli bir dost olmayasınız? Evet,evet ciddi söylüyorum; insanın kendi kendini
azıcık olsun sevmesi,kendine karşı iyi davranması lazım.çünkü
her şey,çogu zaman bir hadise karşısında takınacagınız tavra
baglıdır.Eski bir yazar,her hadisenin iki kulplu bir kavanoza
benzedigini,bu kavanozu tutmak içinde eli kesecek kulpu seçme-
nin akıllı uslu bir iş olmayacagını söylemiş.Her vesile ile en
iyi,en kuvvetli sözleri seçip söyleyenlere halk dilinde öteden beri filozof derler;bu ise hedefin tam ortasına nişan almak demektir.O halde bahis konusu olan şey insanın kendi aleyhinde degil,lehinde konuşmasıdır.Bizler öyle iyi,öyle sürükleyici
avukatlarız ki,bu yolu takip ettigimiz takdirde,memnun olmak için bir çok sebepler bulmakta güçlük çekmeyiz.Çogu zaman dikkat ettim,insanoglu mesleginden şikayet ediyorsa,bunu,ihmal
karlıgından,biraz da nezaketinden ötürü yapıyor.Teşvik etsek
bize,çektigi eziyetleri degil de yaptıklarını,icat ettigi şeyleri anlatmasını söylesek,derhal şair kesilir,hemde neşeli
bir şair.

Hafif bir yagmur yagıyor,sokaktasınız,şemsiyenizi açarsınız
olur biter. ” Yine mi şu pis yagmur ” demenize ne lüzum var?
su damlalarına, bulutlara, rüzgara bunun bir tesiri olmaz ki.
Neden: ” Aman ne güzel yagmur ” demiyorsunuz? Biliyorum bununda su damlalarına bir tesiri olmaz,dogru,ama sizin için
iyi;bütün vucudumuz hareket edecek,gerçekten kızışacak; neşe
veren en küçük hareketin neticesi böyledir işte;yagmur altında
kalıpta nezle olmamak için bu şekilde hareket etmektir.

İnsanları da yagmura benzetin.Kolay degil diyeceksiniz.Kol-
ay hemde yagmurdan çok daha kolay.Çünkü gülümsemeniz yagmura tesir etmez,ama insanlara fazlasıyle tesir eder;hatta sırf taklit yüzünden,daha az üzüntülü,daha az can sıkıcı bir hal alırlar.Üstelik,siz kendi içinize bakarsanız,onlarda bir sürü mazeret bulmakta güçlük çekmezsiniz.Marcus Aurelius her sabah:
” Bugun kendini begenmiş boş bir adamla,bir yalancıyla,dogru-
lukla ilgisi olmayan bir insanla,can sıkıcı bir geveze ile karşılaşacagım;onlar cahil oldukları için böyledirler “,dermiş

4 Kasım 1907

————–

ÇİNLİ KONUŞMALARI

Anlattıklarına bakılırsa çinlilerin konuşmaları en önemsiz şeylere varıncaya kadar nezaket ilkelerine göre ayarlanmıştır.Örnegin en sudan problemler üzerine bile bir soruda bulunmak önemli kusurlardan sayılırmış.Gerçekten de öyle,kişi hiç farkında olmadan yersiz bir soruda,karşısındakinin canını sıkacak bir soruda bulunabilir;düşü
ncede her zaman bunun böyle bir sonuç vercegini kestiremez;kişinin,söyleyecegi bir sözün bütün sonuçlarını kestirmeye çalıştıgını farzetsek bilebundan böyle duraklamalar meydana gelebilir ki karşısındaki bunun nedenlerini araştırmak zorunda kalır.
Nezaket kuralları ise çok daha kesin bir şekilde davranışı saglar.Bu kurallara inanmak hem kolay hem de hoş bir şeydir;hele uygulanışı daha sert olursa.Bu kuralları ortaya atan bir tanrı kabul edersek,sonunda muhakkak tanrı kazançlı çıkar.Nitekim,bütün tabii dinler bize,mefhumları,altüst edilmiş gibi görünen bir düzendetakdim ederler.ilkelerine uydugumuz için de tanrıya inanırız.

Homeros’un destanları bize,İupitter’e,Neptune’e yada Pluton’a hayvan kurban etmek geleneginin,temiz ve insanca bir şekilde öldürmek için bir nezaket kuralından başka bir şey olmadıgını gösterir.Odysseus dilenci kılıgına girip te domuz çobanı Eumaios’un evine geldigi zaman,domuz çobanı din görenegi geregince,konuksever İuppiter’e adyarak bir domuz keser;arkasından da oturup kurban edilen domuzu afiyetle
yerler.Böylece İuppiter’e domuzun sadece dumanı kalır.Bu da gösterir ki o çagda kişiler salt kendi davranışlarına inanıyorlardı.Domuzu temiz bir şekilde bir vuruşta
öldürmek için adeta kutsal sayılan bir tek usul vardı;kutsal oldugu için de tanrının
bu şekilde öldürmeyi buyurduguna inanıyorlardı.

Eski çag konukseverliliginin o güzelim kuralları kendi aralarında birbirlerine dayanıyorlardı;hem de yeteri kadar zekat verme usulu bundan daha iyisini bulamazdı;
bundan ötürüde zateneskiler onu İuppiter’e bir saygı gösterisi haline sokmuşlardı.Ke-ndisinden başka bir şekilde söz edildigi zaman,hakkında hiçbir saygı göstermeden bin
bir hikaye uydurup anlattıkları yine o İuppiter,bir dilenci kapıyı çaldı mı daima say
gı görür ve gerçekten ibadet konusu olurdu.Böylece,kelimenin tam manasıyla din tanrı-yı kutlardı.

Dinbilimciler,aşırı incelikten ötürü bu düzeni altüst ettiler.Çünkü önce,şu yada bu kılıkta tanrının varolmasını,ardından da din uygulamasının bundan gelmesini istediler
Bu ise kesin olanı,kesin olmayanın üzerine kurmak demektir.Dine inanan kişinin aklına
gelen ilk şey şu oldu:”Tanrı mükemmel ise tam manasıyla mutlu demektir.Benim davran-
ışlarımdan herhangi biri nasıl olurda onun hoşuna gitmez;böyle olsaydı onun mutlulugu
bana baglı olmaz mıydı?” Bayle’nin o ünlü sözlügünü elinize geçirirseniz,akla daha yakın dinbilimden başka bir şey olmayan o eleştirmeci felsefenin nasıl bir gelişme kaydedebilecegini kolaylıkla görürsünüz.Hem daha önce Pascal,tanrının varlıgı hakkın-
da ileri sürülen dini delillerin,çocukça yargıların sonuçlarından başka bir şey olmadıgını adeta dehşet duyarak anlamış bulunuyordu.Nitekim:”Ayine gidin,ahmaklaşın;
işte gerçek delil budur” dedigini görüyoruz.Ama Pascal,kişilerin hep birden hareket-siz ve sessiz durmalarını sagladıgı için de olsa,ayinin faydalarını sezemiyordu;hele
tanrı adının iyilige verilen ad oldugunu,bu anlamda ise uygulama ile inanç kadar dogru oldugunu,mutlak surette dogru oldugunu göremiyordu.Tarihin yeteri kadar göster-digi gibi,tanrının degeri insanın degeri ile ölçülür.

13 temmuz 1913

—————

AVCIYLA KÖPEGİ

Fonksiyon düşünce daima bir güçlügü yenmekten ibarettir.Yargıda bulunmak çift anlmıyla güzel bir sözdür: İki kere iki dört eder,deriz;bu bir yargıdır;başkasını kıskanan kişiyi küçümseyebiliriz deriz;buda bir yargıdır.Dilde bütün açıklıgı ile beliren o derin halk bilgeligi bizi burada parlak bir düşünceye dogru götürür;o da şu:yargıda bulunmak,daima bir karara varmak,yasa çıkarmak,insanca düzene göre güçleri kullanmak,bizim konumuzda da çizmeleri yalaması gereken hayvanı egitmektir.

Avcının sertliginde büyük bir ders vardır.Avcının köpegini sevdigini herkes bilir;ama onun bu sevgisi egemenliginden azıcık olsun feda etmesine müsade etmez;egemendir.”çok seven çok eziyet eder.” Görüyorsunuz ya,köpekle insan arasındabir samimilik vardır;hatta insan,gözle göremedigi keklige dogru koşan bu içgüdünün anlayış kabiliyetini bile benimser;bundan ötürüde her avcı köpeginin maheretlerini bir bir saymaktan hoşlanır.Ama gelin bunu,sevgili köpegine durmadan nutuk çeken küçük bayanla bir karşılaştırın; o da köpek gibi dört ayak olur,köpegine köpekçe bir sevgi gösterir.Avcı kendinden emin bir davranışla ayakta durur,buyurur,vurur;kuyruk sallamaların,yılışmaların,yaltaklanmalarının,şu yada bu vesile ile gösterilen baglılık ve kahramanlıkların hiçbir önemi yoktur;hiçbiri ergeç tekmenin savrulmasına engel olamaz;iyi niyet,pişmanlık,umutsuzluk,üzüntü tutkuların dili,duygu hazineleri,yargıç tarafından soguk kanlılıkla boyunduruk altına alınır,yola getirilir,yok edilir.Yargıç ta avcıdan başkası degildir.

Şimdi bir de istirhat etmekte olan avcının özel izni ile bacakları arasına girip oturmuş olan köpegi seyredin.Böyle sert bir efendisi oldugu için bilseniz ne kadar magrurdur! Amacına ve aradıgı yere tam manası ile ulaşmış sayılır.Şu uysal köpek,gördügü itibarı,çorbayı,dişi köpegi arzuladıgı şekilde arzulamaz;bunula beraber köpeklik rolunü sever;kendisni bir vasıta olarak kullanan o egitimci ve yönetici gücü sever.Köpegin insana olan bu yakınlıgı,tutkulaırn daha üst düzene olan baglarını,sırf bu zorlamadan ötürüde tabii hallerinden çok daha iyi bir şekilde tatmin edildiklerini gösterir.

Tabii düşüncelerin tümü de köpegi andırır.Bu düşünceleri öyle bir sevme tarzı vardır ki bütün düşünceyi en aşagıya dogru sürükler.Dekadan bir şairi örnek alalım;karşısına ne çıkarsa hepsini benimser:etki,hayal,kalime;gelişmekte olan sevgili benine bakar,ama onu gerektigi kadar sevmez.Daha dogrusu ço az sever.Kafada beliren her düşünceyi egitmek yola getirmek gerekir.Gecenin karanlıgında bir yolun kıvrımında şöyle böyle gördügüm korkunun kolaylıkla yorumladıgı bir şekli,ben agaç olarak düşünür ve geçerim.Şu öfkeyi inkar ederim,şu istegi tekmeliyerek sustururum.Bir kapının aralıgından köpek gibi uluyan melodiyi duymam bile;şu umutsuzluga yat ve uyu derim.İnsan uyanışının temeli olan hergün kü iş.Deli ise aksine,kendini,düşünceye duyguya,hayale koyuveren kişidir.Hayal peşinde koşanların hepsi üzgündür.En salt anlamda din de önsezi,bıkkınlık,belirsiz umutlar gibi kendini düşünce oyunlarına koyuvermekten başka bir şey degildir.Dikkat etmek suretiyle düşüncenin,bütün bunların inkarı demek oldugunu yeteri kadar düşünemiyoruz;korkuya ve umuda karşı daima irade ile karşı koymak.Akıllı uslu köylü,tutup devedikenlerinin üstünde inlemez,onları keser.

15 Agustos 1913

Sorumluluk ve Benin Bütünlüğü

Posted by: Dream  :  Category: Felsefe

— CHARLES DUNAN

Olaylar bölgesinde kendimize veya başkalanna atfettiğimiz az veya çok aldatıcı görünümlerden değil gerçek istencimizden sorumluyuz… Ancak, bir şekilde kendi kendisiyle tartışabilmiş olma ve en azından belirli bir derecede bilinçli ve istenmiş bir eseri, kendini ortaya koyarak yapabilmiş olma koşuluyla sorumlu olunur. Bizi haklı veya suçlu yapan şey, eğilimlerimizin sistematizasyonundan ve bunun sonucu metafıziksel bütünlüğünden başka bir şey olmayan derin ve göreceli olarak sürekli olan bu istenç olup, bu istencin zıttında eylemlerimizden herhangi birini bazen belirleyen yüzeysel ve rastlantısal istenç değildir. Zaten genel anlayışın her zaman kabul ettiği de budur.

İyi kalpli olarak bilinen bir insan tarafından söylenen sert bir söz başka birininkinden daha az kincidir, çünkü bu davranış bir sabırsızlık anına, geçici fiziksel bir acıya atfedilebilir ve onun gerçek duygularının bir ifadesi olarak görülmez. Genel olarak, ben’in oluşturucu unsurları ne kadar güçlü sistematize olursa yani “numen”e özgü istencimiz doğa tarafından ne kadar az zorunluluğa tabi tutulursa o kadar çok sorumlu oluruz: ve her özel durumda, sorumluluğumuz, tamamlanmış eylemin, eğilimlerimizin organik sistemiyle az veya çok uyumuna dayanmaktadır. İşte bu sebepten biraz önce söylediğimize bir düzeltme getirmeliyiz: düşünmenin eksik olduğu yerde sorumluluk kaybolur. Düşünme yetisine kökten sahip olmayan bir özne herhangi bir şeyden sorumlu olamaz; ama bilinçsel olarak ve düşünülmüş istencinin yinelenen eylemi ile doğal bir yapı ve bir karakter edinmiş ve bu karakterin etkisiyle ve onunla uyum içinde kendiliğinden davranan bir özne, uzun sürede kararlaştırmış olduğu eylemlerden olduğu kadar ve belki de daha fazla yaptığından sorumludur.

alıntıdır…

Doğu felsefesi ve insan doğasına

Posted by: Dream  :  Category: Felsefe

Doğu felsefesi ve insan doğasına geçmeden önce insanın yaratılışını anlatan aşağıdaki mitolojik hikaye ilk insanın gelişimini özetlemektedir.

Titan İapetos’un dört oğlu olmuştu. Bunlardan Menoitios ve Atlas; Zeus’e başkaldıran Titan’larla beraber olduklarından cezalandırılmışlardı. Menoitios hainliğinden ve ölçüsüz cüretinden dolayıErebes’e daldırılmışrı. Atlas ise dünyanın öbür ucunda ve Hesperides’lerin önünde omuzlarına gök kubbesini yüklenerek ayakta beklemek cezasına çarptırılmıştı. Diğer iki kardeş Prometheus ve Epimetheus’un kaderleri daha farklı oldu.

Her ikiside insanın yaratılışında önemli rol oynadılar. Olympos tanrılarının kudretine ve kuvvetine karşılık Prometheus’ta kurnazlık ve zeka vardı. Titanların meşhur isyanları sırasında tarafsız davranan bir Titan olduğu halde baş tanrı kendisine başkaldırmadığı, tersine saygı gösterdiği için Prometheus’u Olympos’a ölmezler arasına kabul etmişti. Fakat kendi ırkını mahveden Zeus’a karşı içinde büyük bir kin ve öfke olan Prometheus, tanrılarını inkar edecek, onları hiçe sayacak ve işleyecekleri kötülüklerle en vahşi hayvanlara bile taş çıkartacak, dünyanın başına bela olacak bir mahluk’u, insanı yaratarak intikam almaya karar verdi.

Prometheus ilk insanı çamuru göz yaşlarıyla karıştırarak yarattı.Buna aslanın gücünü, tavusun kibrini, tilkinin kurnazlığını tavşan’ın ürkekliğini kattı. Fakat insan çıplaktı,kendisini koruyacak hiç bir şeye sahip değildi. Doğduğu günden itibaren acıları,üzüntüleri, ve bitmek bilmeyen ihtiyaçları başlıyordu. İlk insan çiğ meyvelerle, kanlı etlerle beslenip, elbise yerine bitkilerin yapraklarına sarılıyorlardı. Güneşin faydalarını bilmeden kendilerini karanlık oyuklarda saklıyorlardı. Yarattığı mahluklara acıyan Prometheus insanları daha iyi bir şekilde yaşatabilmek, vahşi hayvanlara karşı etkili silahlarla koruyabilmek, toprağı sürmeye yarayacak gerekli aletleri elde edebilmek için onlara madenleri işlemeyi ve ateşi vermeye karar verdi.

İçi baştan başa oyuk fakat yanabilir bir özle kaplı olan Ferule “Şeytantersi ağacı” denilen ağaçtan bir dal koparıp Lemnos adasına gitti. Hephaistos’un (Ateş Tanrısı) alevler fışkıran ocağına yaklaştı ve madenleri eriten kızgın ateşinden bir kıvılcım çaldı.Elindeki sopanın özünün içine sakladı ve onu ilahi bir armağan olarak insanlara götürdü.

O günden itibaren insanlar ateşin yardımıyla daha iyi yaşamaya başladılar. Yiyeceklerini pişiriyorlar, soğuk havada ısınıyorlar, karanlık mağaralarda çıralı odunları yakarak birbirlerinin yüzlerini görüyorlardı. Fakat bir süre sonra nerden geldiklerini unutarak kendilerini tanrılarla eşit tutmaya başladılar. Zeus onların böyle şımarık davranacaklarını önceden tahmin ettiği için onlara ateşi vermemişti. Kendi haberi olmaksızın insanlara ateşi hediye ettiği ve onları şımarttığı için Prometheus’a kızarak onu Kafkas dağlarının en yüksek tepesine gönderdi ve ateşin, sanayinin tanrısı Hephaistos’tan onu yalçın kayalara çakmasını istedi. İlahi demirci istemeyerk Zeus’un bu emirine boyun eğdi ve Prometheus’un kollarına ayaklarına kırılmaz zincirler geçirerek onları sıkıca kayalara çaktı. Prometheus’un cezası bununlada kalmadı..her sabah, kocaman bir kartal kanatlarını açarak süzülüyor ve gelip Prometheus’un ciğerlerini yiyordu. Bu vahşi hayvan sivri tırnaklarını Prometheus’un göğsüne batırıyor ve korkunç gagası ile ciğerini didikliyordu. Akşama kadar yediği ciğer, gece sabaha kadar tekrar bitiyor, çoğalıyor eski haline geliyordu. Bu işkence tam bin sene sürecekti.Fakat otuz sene sonra Zeus Prometheus’a acıdı ve onu affederek tekrar ölümsüzler arasına Olympos dağına aldı.

Doğu felsefesi; yaşamın anlamı üzerine düşünme ve varlığın özündeki gerçeğe ulaşma çabasıdır. Doğu düşünürleri, akademik çevrelerde düşünce üretip bu düşünceleri yine bu çevrede ifade eden düşünürlerden farklı olarak, daha sıcak daha anlamlı düşüncenin de ötesinde ayrı bir sezgisel güç barındırırlar. Bu felsefi görüş yaşam sınırlarını zorlarken, insanı somut değerlerden uzak tutuğu için mutlu kılıyor. Bunu düşünürlerin yaşantılarında da görmek mümkündür.

Biz en küçük şeyleri büyütüp tartışmaya, çatışmaya, savaşa dönüştürürken doğu yaşantısında aynı ailede üç farklı dine inana bireyler bir arada yaşayabiliyor. Doğu felsefesindeki bu sınırsız hoşgörünün kaynağını öğrenmek, insanı anlamaya dönük çalışmaların bir parçası olmalıdır.

Günümüzün hümanizm anlayışındaki hoşgörü anlayışı, Nietzschenin üstün insanı tarifindeki uçurum, farklı dünya görüşleri ve farklı dünya anlayışlarının varlığını göstermektedir.

Doğu Felsefesi, yoğunluklu olarak ellili yıllardan itibaren ilgi görmeye başlamış, özellikle Amerika’dan başlayarak Avrupa’yı ve 80 sonrasında da Türkiye’yi etkisi altına alan bir trend olmuştur.

Batı ve Doğu terimleri Coğrafi anlamlarından öte madde ve nur anlamlarını çağrıştırır. Öte yandan Batı, ya da Batı Felsefesi hakikate varmada sadece aklı kılavuz olarak alırken Doğu Felsefesi, hakikate kavram ötesi keşf (sezgi) yoluyla ulaşılabileceğini, var-lığın ancak bu varlığın dilini keşfeden tarafından temaşa (müşahede) edilerek anlaşılabileceğini ortaya koyar.

Eski bir Budacı metinde şöyle bir beyit vardır: Bugünkü yaşantımız dünkü düşüncelerimizin, dünkü eylemlerimizin; yarınki yaşantımız da bugünkü düşüncelerimizin, bugünkü eylemlerimizin eseridir. Bu ifade kuantum fiziğinde güncel anlamda telaffuz edilen; “Gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler” cümlesiyle neredeyse kavuşum haline gelmiştir.

Çin Felsefesi MÖ 500 lü yıllardan beri bu temeller üstünde 3 koldan gelişmiştir. Tao Kiao (Tao öğretisi), Ju Kiao (Konfüçyüs Öğretisi), Şe Kiao (Buda Öğretisi). Çin Budhacılığı özel bir nitelik taşımakla beraber temelde Hint Felsefesi’nin malı olduğundan Çin’e özgü düşünsel hayat Taoculuk’la Konfüçyüsçülük’te biçimlenir. Eski Doğa Felsefesi’ni özümleyen bu okullardan Taoculuk, Felsefe açısından önemli iki kavram getirmektedir: Tao (yasa) ve Wu-wie (eylemsizlik). İsa Öncesi Grekleriyle karşılaştırılırsa tao Herakleitos’un logos’una, wu-wie de Stoacılar’ın apahheia ve Epikuros’un ataraksia’sına uygun düşer.

Bu karşılaştırmalar sürdürülürse çıkmazlar ileri süren ve kavramların gerçek varlıklar olduğunu savunan Kingsun Luna adlı bir Çin Zenon-Platon’una da rastlanır. Konfüçyüs de, kuşkusuz, bir Çin Sokratesi’dir.

Bu dönem Grekleriyle paralellik Hinf Felsefesi’nde de izlenebilir.MÖ 300!lü yıllarda Konfüçyüscük’e karşı Mo Tzu’nun kurduğu Moizm Öğretisi, tıpkı Platon gibi, toplumun Bilgelerce yönetilmesi gerektiğini savundu.Bu arada,Kungsun Lunaya karşı,kavramların nesnelerin yansısı olduklarını ve başkaca hiçbir gerçek taşımayıp birer ad’dan ibaret bulunduklarını ileri süren Hsün Tzu’yu bir Çin Roscelin’i sayabiliriz.

‘Evren benim düşüncemdir’ diyen Vang Yang-ming kuşkusuz bir Çin Tekbencisi’dir. Görüldüğü gibi dünyanun öbür bölgelerinde gerçekleşen Spekülatif Felsefe, aynı süreçle kapalı Çin Ülkesi’nde de olıp bitmiştir. En eski Doğa Felsefesi’nden sürüpgelmiş bulunan Maddeci eğilimlerse, Taoculuk’la Konfüçyüsçülük’ün ve özellikle de Çin Budhacılığı’nın bütün gizemlerine karşın, güçlü bir gelişmeyle Maoculuk’a kadar gelmiş ve Çin ülkesinin Toplumculuğunu üretmiştir. Maddeci eğilimi geliştirenler arasında özellikle Vang Çung’u, Ho Çen-tien’i, Fan Çen’i, Li Çih, Vang Fu-Çih, Tai Çen ve en sonunda da T’an Su T’ung ve Sun Yatsen gibi Maddeci düşünürler sayılabilir. Çin Marxizmi Maoculuk olarak anılır.

Hint felsefesinin temel düşüncelerini oluşturan Veda’lar Veda dininin 4 kutsal kitabıdır. Veda, Sanskritçe de bilgi demektir. Ancak Veda deyimi, gözle görmek ya da okumakla elde edilen bilgiyi değil, kulak yoluyla, işiterek alınan bilgiyi dile getirir. İncelemeci Söderblom bu Kitapları ’insanlığın en eski kutsal kitabı’ olarak niteler. Kimi incelemeciler de bu bilgilerin MÖ 1500 lü yıllarda Hindistan’ı ele geçiren Ârî’lerden (ki sonradan bu gruplar Hint-Avrupa deyimiyle adlandırılmıştır) edinildiği kanısındadırlar.

Sanktritçe yazılmış olan Veda’ların en eskisi Rig-Veda’dır. MÖ 2000 lerde Rig Veda’lar yazıldı. Sama-Veda, Yajur-Veda ve Atharva-Veda onu izlemiştir. Hint Mitolojisi’nin en önemli destanları bu kitaplarda yazılıdır. Destanlar döneminin Mahabharata ve Ramayana gibi büyük destanları gibi büyük destanları bu kitaplardan yüzyıllarca sonradır. Dini törenlerde tanrıları övmek için söylenen dualar, ilahiler, özdeyişler, sihir ve büyüyle ilgili metinler hep Veda’larda yer almıştır. Tapım kuralları, kozmogoni, ve Teogoni, Eskatoloji konuları bu Kitaplarda bütün ayrıntılarıyla işlenmiştir. Brahmanizm (ki brahmana deyimi Skr.yorum anlamıda da gelir) , bu Kitapların yorumundan doğmuştur.

Vedalar’n ilk şarkıları büyücülük şarkılarıdır. Bunlarda henüz büyük Tanrılar’ın adları geçmez. Boğazköy kazılarında bulunan çok önemli bir antlaşma Vedizmin kaynaklarını başka ülkelere çeker. Bu antlaşma MÖ 1300 lü yıllarda Hititler’le Mitanniler arasında yapıldı. Antlaşmada adı geçen İndra, Varuna , Mithra, Tanrıları Vedizmin büyük tanrıları oldu. MÖ 1000 lerde tertiplenen Vedizm şarkıları artık bu Tanrılardan bahsederler.

Veda’nın en büyük tanrısı İndra‘dır. Bir Doğa tanrısı olup savaşçıdır.

Varuna akıl tanrısıdır, evrensel düzeni sağlar, erdemi gerçekleştirir, Göktanrısı’dır. Varuna sözcüğü gök anlamına gelen Uranus ve eski İran’ın tanrısı Ahura’ya ses olarak benzeşir.

Mithra Güneşli gündüz göğü’nün tanrısıdır. Hukuku vazeder.

Veda şarkılarına göre Varuna’yla Mithra’nın anaları Adidi’dir. O evrendeki bütün varlıkların ortak özü sayılmakta ve Mana’ya benzer.

Vedalar’da Zeus Pater’in karşılığı olarak Diyaus Pitar vardır. Bu tanrılar gittikçe önemini kaybedecekler ve yerlerini kurban tanrıları alacaktır. Vedizm’e göre Tanrıları yaratan kurbanlardır. Existentializm gibi, varlığı yaratan eylem olmakta.

Erdem kurban yoluyla elde edilir. Kurbanları tanrıları yaratırlar. Tanrılar da insanları iyiliğe ve güvenliğe ulaştırırlar. Bu sistemde gök ölçüsünün dışında başkaca bir erdem düşünülmemektedir. Veda Hintçe’de bilgi demektir. Ancak bu bilgi kulak yoluyla elde edilir. Veda’nın bilgisi kurbandır.

Rig Veda sınıfları doğurdu. Kastların başında Brehmenler ( Rahip) kastı vardır. Onların altında Prenslerle Savaşçıların Arya kastı yer alır. Sonra İşçiler’in ve Köleler’in Çudra kastı, sonrasa aşağı insanların Parya kastı.

Erdem bütün bu sınıflarda ayrı bir ölçü taşımaktadır. Bir kastın erdemi, öbür kastın erdeminden başkadır. Erdem bir sınıfa göre almak, bir başka sınıfa göre vermektir. Rig-Veda’nın 10.kitabının 10. şarkısı şöyle biter:

‘‘İnsan bir Brehmen’e bir inek verirse bütün alemleri elde etmiş olur.’’

Vedizm’in gelişmesi, ölümden sonra yaşamın birbirini kovalayan çeşitli hayatlar içinde gerçekleşmesi yoluyla oldu. Bu da yeni bir erdem ölçüsü getirdi. İnsan iyi davranışlarla yaşamışsa sonraki hayatında iyi bir bedene, aksi halde kötü bir bedene girecektir. İyilik ödül, kötülük ceza ile sonlanır.

Hint Çoktanrıcılığı’nın ilk ve en büyük dini olan Vedizm’in sayılamayacak kadar çok tanrısı vardır.Çin dini gibi,Hint’in sonraki iki dini de erdemcidir,Peygambersizdir. Tanrısızdır. Bugün Milyonlarca bağlıları var.

Uzak Doğu dinleri pek çok insan için büyük bir bilinmezdir. Hinduizm, Caynizm, Budizm, Sihizm, Şintoizm, Konfüçyüsçülük ve Taoculuk gibi dinlerin isimleri sayıldığında genelde insanların akıllarına taştan ya da tahtadan heykellere tapınan, bu heykellere adaklar sunup saygı gösterilerinde bulunan, loş tapınaklarda ilginç ayinler düzenleyen topluluklar gelir. Dünya üzerinde yaklaşık 1.5 milyar kişinin kabul ettiği bu batıl dinler kasvetli bir hayatı, sapkın ritüelleri, sosyal adaletsizliği, dünyadan tamamen uzaklaşıp sefil koşullarda yaşamayı, kısaca her yönüyle batıl bir hayatı temsil etmektedirler.

alıntıdır..

Felsefi Sözler..

Posted by: Edition  :  Category: Felsefe

  ♥ Bu dahil bütün genellemeler yanlıştır. F.NİETZSCHE   

  ♥ Gömlegin ilk düğmesi yanlış iliklenince digerleri de yanlış gider. C.BRUNO  

  ♥ Hayat, yaşantı aramak değil, kendimizi aramaktır. C.PAVESE 

  ♥ Yarın bambaska bir insan olacağım diyorsun. Niye bugünden başlamıyorsun? EPIKTETOS  

  ♥ İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanmaz. KAZANCAKIS   ♥ Vicdani tertemizdi, cünkü onu hiç kullanmamıştı. S.LEC

  ♥ Bildigimizi zannetmemiz ögrenmemizin en büyük düşmanıdır. DR.C.BERNARD

  ♥ Küçük şeylere fazla önem verenler ellerinden büyük şeyler gelmeyenlerdir. EFLATUN

  ♥ Insan ancak anladığı şeyleri duyar. GOETHE

  ♥ Iki tür insan daima açtır. Biri bilimi arayan, diğeri de parayı. CAT STEVENS

  ♥ Hepimizde baskalarına katlanacak güç vardır. LA ROCHEFONCAULD

  ♥ Temiz elleri olan insanların da kirli düşünceleri vardır. S.LEC

  ♥ Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz. LUKIANOS

  ♥ Çevrelerine uymak icin kendilerini yontanlar, tükenip giderler R.HULL

  ♥ Ölümün bizi nerde bekledigi belli degil, iyisimi biz onu her yerde bekleyelim. MONTAIGNE

  ♥ En insani davranış, bir insanın utanılacak duruma düşmesini önlemektir NIETZSCHE

  ♥ Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız….Konfüçyüs

  ♥ Şanssızlığa katlanabiliriz , çünkü dışarıdan gelir ve tümüyle rastlantısaldır. Oysa yaşamda bizi asıl yaralayan , yaptığımız hatalara hayıflanmaktır. Oscar Wilde

  ♥ Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı. Alphonse Karr

  ♥ İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur. Mevlana

  ♥ Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları var cehaletinse hiçbir sınırı yoktur. Whoopi Goldberg

  ♥ Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. S. M. Power

  ♥ Büyük adamların hataları güneş tutulmasına benzer, onları herkes görür. Cucong

  ♥ Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır. Tagore

  ♥ Acınmaktansa kıskanılmak dana iyidir. Heredot

  ♥ Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost isterseniz , bırakın , dostlarınız sizi geçsin. La Rochefoucauld

  ♥ Yirmi yaşındaki bir insan, dünyayı değiştirmek ister . Yetmiş yaşına gelince , yine dünyayı değiştirmek ister, ama yapamayacağını bilir. Clarence S.Darrow

  ♥ Doğruluk sonsuzluğun güneşidir. Nasıl olsa doğar. Wendell Phillips

  ♥ Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır. Bertolt Brecht

  ♥ Sık ve çok gülmek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini kazanmak; dürüst eleştirilerin taktirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine katlanabilmek; güzelliği taktir edebilmek, başkalarındaki “en iyiyi bulabilmek”; sağlık Ralph Waldo Emerson

  ♥ Herşeyi denerim; ama yapabildiklerimi yaparım. Herman Melville

  ♥ Aşk bir kadının yaşamının tüm öyküsü, erkeğin ise yalnızca bir serüvenidir. Madama de Stael

  ♥ Aşkın gizemi, ölümün gizeminden daha büyüktür. Oscar Wilde

Felsefe Nedir?

Posted by: Edition  :  Category: Felsefe

FELSEFE NEDİR?
- Felsefe kişinin kendisini ve çevresini anlama, yorumlama, açıklama ve gerçeği arama çabasıdır.
FELSEFENİN GENEL ÖZELLİKLERİ
-   Felsefe, bilgi edinmeye değil bilgi aramaya yönelik bir faaliyettir.
-   Felsefede cevaplardan çok sorular önemlidir.
-   Felsefe, insanı ve evreni bir bütün halinde kavramaya çalışır.
-   Felsefe, bir bilin değildir ancak bütün bilimler felsefeden doğmuştur.
-   Felsefenin yöntemi her zaman için bilinçli, tutarlı, sistemli bir düşünme yöntemidir.
-   Felsefi sistemler kendi içerisinde tutarlıdır. Fakat genel- geçer bir niteliğe sahip değildirler.
FELSEFENİN YARARI
-   Felsefe kişide merak ve kuşku uyandırır.
-   Felsefe bilinçlenmeyi ve görüş açımızın gelişmesini sağlar.
-   Demokrasinin gelişmesini ve işlemesini sağlamaktadır.
-   Yeni bilim dallarının ortaya çıkmasını sağlar.
-   Felsefe insana hemen her konuda akıl yürütebilmesini sağlar.
BİLGİ ve BİLGİ TÜRLERİ
BİLGİ : Suje ile Obje arasındaki ilişki sonucunda elde edilen üründür.
       İnsanın, bilgi elde etmesinde iki yetisi vardır :
1-   Düşünme
2-   Duyular yoluyla algılama gözlemleme
BİLGİ TÜRLERİ : Gündelik Bilgi , Dinsel Bilgi, Teknik Bilgi, Sanat Bilgisi , Bilimsel Bilgi , Felsefi Bilgi
Gündelik Bilgi: İnsanların gündelik hayatlarında en sıradan deneyimleri sonucunda elde etmiş oldukları bilgi türüdür. Özellikleri :
-   Tek tek olaylarla ilgilidir.
-   Sezgilere dayalı olarak ortaya çıkar.
-   Genelleştirilmiş bilgidir. Ancak gerçekliğinden söz edilemez.
-   Sonuçları kesin değildir ve sistemsiz bir yapıya sahiptir.
Dinsel Bilgi : Dinsel bilgide suje ile obje arasındaki ilişki inanç temeline dayanır. Bu bakımdan dinsel bilgide gerçekliğin kanıtlanmasına ihtiyaç yoktur. Özellikleri :
-   Varlığı inanç aracılığıyla ortaya koyar.
-   Tanrı, evren ve insana ilişkin tümel açıklamalar içerir.
-   Eleştiri ve tartışmaya kapalıdır. (dogmatiktir)
 Teknik Bilgi : Doğal nesnelerin bilimsel bilgilerden yararlanılarak insan yaşamında kullanabilir halde getirilmesi sonucu elde edilen bilgi türüdür. Özellikler :
-   pratik yarara dayalı olarak oluşur.
-   İnsan yaşamını kolaylaştırmak amacına yöneliktir.
-   Bilimsel bilgi ile karşılıklı etkileşim içindedir.
Sanat Bilgisi : Sanat güzeli arayan gerçekliği simgelerle anlatmaya çalışan bir etkinliktir. Bu etkinlik duyguya ve sezgiye dayanır. Yetenek ve hayal gücü gerektirir. Özellikleri :
-   Sezgilere ve yaratıcı hayal hücüne dayanmaktadır.
-   Subjektiftir.
-   Amaç, estetik haz uyandırmaktır.
Bilimsel Bilgi : Bilimsel bilginin başlıca özelliği nesnel, kesin, genelleyici, eleştirel olmasıdır. Akla, gözleme, deney ve kanıta dayanır. Bilimsel bilgi üçe ayrılır.
1-   Formel Bilgi :
-   Yalnızca düşüncede var olan varlığı konu edinir.
-   Matematik, mantık, etik, değerler bu alana girer.
-   Tümden gelim yöntemini kullanır.
2-   Doğa Bilimleri :
-   Reel varlığı konu edinir.
-   Fizik, kimya, biyoloji, tıp ve yer bilimleri bu alana girer.
-   Temel özelliği olgusallıktır. ( Olgusallık : Yargıların doğrudan ya da dolaylı olarak gözlenebilir olanı dile getirmesidir.)
-   Tümevarım ( endüksiyon ) yöntemini kullanır.
3-   İnsan Bilimleri :
-   Konusu insan ve toplumdur.
-   Piskoloji, sosyoloji, tarih, siyaset ve coğrafya bu alana girer.
-   Anlama yöntemi kullanır.
-   Toplumsal olayları anlamamızı sağlar.

Felsefi Bilgi : Felsefi bilgi, insanın deneye dayanmadan yalnızca aklıyla, düşünme gücüyle kafasındaki sorulara cevap vermesidir. Özellikleri :
-   Tümel ve geneldir
-   Özü araştırır.
-   Akılcıdır.
-   Yöntemlidir.
-   Sistematik düzenlidir.
-   soru sormaya ve hayal gücüne dayalıdır.
FELSEFENİN DİĞER ALANLARLA İLİŞKİSİ
Felsefe İle Bilim Arasındaki Ortak Özellikler:
-   Akıl ve mantık ilkeleri kullanır.
-   Bilinçli yöntemli ve sisteme dayalıdır.
-   İlke ve yasalara ulaşmaya çalışırlar.
-   Merak ve anlama arzusundan doğmuştur.
Felsefe İle Bilim Arasındaki Farklar:
-   Kelsefe hem olgularla hemde değerlerle ilgilenirken bilim sadece olgularla ilgilenir.
-   Bilimin önermeleri doğrulanabilir ancak felsefenin önermeleri dar anlamda doğrulanamazlar.
-   Bilimlerde ön görüde bulunabiliriz ancak felsede bulunamayız.
Felsefe İle Din Arasındaki Ortak Özellikler:
-   Konuları insan ve evrendir.
-   Varlığı tümel olarak açıklarlar.
Felsefe İle Din Arasındaki Farklar :
-   Felsefi bilgiler akla dayanırken dinsel bilgiler inanca dayanır.
-   Felsefede soru sormak esastır ama dinde verilen cevaplara inanmak esastır.
-   Felsefe eleştiricidir din ise dogmatiktir.
Felsefe İle Sanat Arasındaki Ortak Özellik:
-   Varlığı, hayatı insanı yaratıcı bir zeka ile kavrar ve yorumlar.
Felsefe İle Sanat Arasındaki Fark :
-   Felsefe doğrulara dayanırken sanat duygusallığa dayanır.
BİLGİ FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI
Doğruluk , Gerçekçilik , Temellendirme dir.
Doğruluk : Düşüncenin gerçekle bire bir uyuşmasıdır.
Gerçekçilik: Gerçek, bilinçten bağımsız olarak nesnel dünyada bulunan güneş, hava, taş gibi şeylerdir.
Temellendirme : Ortaya konan bir soru için dayanak, gerekçe, temel bulunmalıdır. Temellendirilmiş bir bilgi ölçütler aracılığıyla kazanılan bilgidir.
BİLGİ FELSEFESİNİN TEMEL PROBLEMLERİ :
-   Doğru Bilginin Mükün Olup Olmadığı
-   Doğru Bilginin Kaynağının Ne Olduğu
-   Doğru Bilginin Ölçütü Ve Sınırı Ne Olduğu
Problemleri bilgi felsefesinin en önemli problemleridir.
DOĞRU BİLGİNİN MÜKÜN OLUP OLMADIĞI PROBLEMİ:
-   doğru bilginin mümkün olduğu savunulan ( DOGMATİZM)
-   doğru bilginin mümkün olmadığı savunulan (SEPTİSİZM)
DOGMATİZM: Kesinliğinden hiçbir şekilde şüphe edilmeyendir. Dogmatizm de :
-   değişmez ve kesin bilgiler olduğu savunulur.
-   Akıl aracılığıyla elde edilen bilgiler kanıt aramaksızın üzerine her hangi bir inceleme ve eleştirme yapılmaksızın doğru  olarak kabul edilir.
-   Doğmatizm temeli üzerinde rasyonalizm, emprizm, kritisizm, analitik felsefe, pozitivizm, sezgicilik, pragmatizm, fenomenoloji gibi felsefi akımlar doğmuştur.
SEPTİSİZM (şüphecilik):  doğru bilginin mümkün olmadığı ve hiçbir şekilde bilgi elde edilemeyeceği savunulan akımdır.
-   septikler, insanın duygularının ve aklının yetersizliğinden dolayı doğru bilgiye ulaşılamayacağını savunurlar.
-    Belli bir doğruya ulaşmadan önce kuşku duymak zorunlu ve kaçınılmazdır.

BİLGİNİN KAYNAĞI PROBLEMİ : felsefe tarihi boyunca bilginin kaynağıyla ilgili dört temel görüş ortaya çıkmıştır. Bu görüşler :
Rasyonalizm (Akılcılık): Bilgi kaynağında aklın ve düşüncenin olduğunu savunan akımdır.
Emprizm(Deneycilik): Bilginin kaynagında algıların, duyuların , deneylerin ve gözlemlerin bulunduğunu savunan akımdır.
Kritisizm (Eleştiricilik): Bilginin kaynagında aklın ve deneyin bir arada bulunduğunu savunan akımdır.
Entüisyonizm (Sezgicilik) :Bilgi elde etmede aklın ve deneyin yetersiz olduğu insanın sadece sezgi aracılığıyla bilgi elde edebileceği savunulan akımlardır.
RASYONALİZM(AKILCILIK):  Bilginin temel kaynağının akıl olduğunu savunulan akımdır. Rasyonalistlere göre bilgi zorunlu, kesin ve genel- geçer olmalıdır. Böyle bir bilgi ancak akılla elde edilebilir. Bilim modeli matematik ve mantıktır. Rasyonalistlere göre bilgi doğuştan gelmektedir. Doğuştan gelen bu bilgilere apriori bilgileri denir. ( ————————–PLATON. FARABİ—————————- )
EMPRİZM (DENEYCİLİK): doğuştan zihnimizde hiçbir bilgi, düşünce ve ilke bulunmadığını, bilgilerimizin duyu ve algıdan geldiğini deneyden türediğini ileri süren felsefi akımdır. (————-JOHN LACKE————-)

cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Entertainment TOPlist TOPlist iPhone Topsites Vote for Us on Top Sites of America Web Sites List! Dmegs Directory Myspace Topsites Directory of Entertainment Blogs Galleries - CSS Top Sites here.
Google PageRank
Proxy Topsite - Myspace Proxies, Myspace Proxy, Unblock Myspace Fundamental Christian Topsites Vote this site for Top 50 Award Winning Web Sites List! Top Arcade Sites Toplist FIRST Topsite Best Scrapbooking Sites, Digital Scrapbooking, Scrapbook Supplies, Reviews, Awards Site Ekle, Toplist, Link Ekle, MP3indir, HikayelerMynet Webmasterim.Com arama motoru

site ekle Vote fr uns auf der .:.:: Fun Topliste ::.:. Hier gehts in Bunnys Topliste Aradur.com | Arama Motoru Sitemiz WebKuyusu.com'da kaytldr.