Güzellik kariyer için avantaj mıdır?

Posted by: Edition  :  Category: Kariyer

Adil değil ama gerçek. İşi onlar kapıyor, yüğksek maaşı onlar alıyor, terfilerde onlar öncelikli oluyor.

       Daha güzel ve çekici insanların kariyer yolları daha açıktır. Diğerlerinden daha fazla maaş alırlar. Daha kolay terfi ederler. Peki neden? Güzellik, kariyerde avantaj mıdır? Yani güzel/yakışıklı kişilerin, (ortalama görünüşe sahip kişilere oranla) daha avantajlı durumda oldukları söylenebilir mi? İşe alımlarda tercih edilen, daha kolay terfi eden, daha fazla maaş hak ettiği düşünülen kişiler onlar mı olur hep?

      Peki durumun muhtemel dezavantajları neler olabilir? Fiziğiyle dikkat çekiyor olmanın, yanında getirdiği bedeller de var mıdır? Kadın ve erkekler açısından durum farklı mıdır?

      Güzelliğin kariyer için bir avantaj olup olmadığı sorusundan başlayalım. Yanıtın olumluluk derecesini belirleyecek etkenlerin birincisi, işin niteliği. Yani fiziksel görünüşün bir numaralı yetkinlik olarak kabul edildiği meslekler için (modellik, oyunculuk gibi) yanıt “kesinlikle evet”. Bu konuda kimse tartışmaya bile gerek duymuyor. Ancak soru iş dünyasının takım elbise giyenler tarafına yöneltildiğinde, tereddütler olabiliyor. “Diğer tüm özellikleri aynı iki adaydan, güzel olanı tercih etmek profesyonelce midir, yoksa ayrımcılığa mı girer” gibi sorular yüzünden. Üzerinde tartışılabilir bir konu ancak burada da tercih güzelden yana.

BELİRTİLER ANASINIFINDA OKURKEN BAŞLIYOR
      Fiziksel olarak ortalamanın üzerinde olan kişiler, bu durumun nimetlerinden faydalanmaya hayata atıldıkları ilk yıllarda, daha anasınıfındayken başlıyor. Öğretmen içgüdüsel olarak sınıftaki güzel çocuklara daha fazla odaklanıyor. Güzelliği (şuuraltında) zeka ve iyilikle ilişkilendirdiği için onlara daha çok söz veriyor. Bu durum çocuğu ilerleyen yıllarda da etkilemeye devam ediyor. Fransa’daki Halde adlı Ayrımcılık Gözlem Evi’nin Direktörü Jean-Francois Amadieu’ya göre fiziksel çekicilik, bir öğrencinin akademik performansında yüzde 20 ile 40 arasında değişime neden oluyor. Amadieu, “Sözlü not, tahmin ettiğimizden çok daha yaygın ve etkili” diyor. ABD’de iyi görünmenin bir yıl ve yarım diplomaya eşit olduğunun tahmin edildiğini de belirtiyor.

      Kişi yetişkin hale gelip iş pazarına atıldığında da güzelliğinin avantajlarını yaşamaya devam ediyor. Hatta iş görüşmesinin öncesinden başlayarak, yani CV’ye eklenen fotoğrafla. Bu etkiyi somutlaştıran araştırmalar dahi var. Harvardlı iki ekonomist, Markus Mobius ve Tanya Rosenblat, öğrencileri işverenler ve adaylar olmak üzere ikiye ayırdıkları bir deney yapmışlar. İş tanımı problemlere çözüm bulmak olarak tanımlayıp, başvuran adaylara CV doldurtup, onlara çözmeleri için birer problem vermişler. Bazı işverenlerin adayların sadece özgeçmişlerini, diğerlerin CV ve fotoğraflarını, başka bir grubun ise CV’lerini görüp telefon mülakatı yapmalarını sağlamışlar. Son grup ise hem CV’yi incelemiş, hem de telefonla ve yüz yüze görüşme yapmış. Sonuçta, güzel adayların problem çözmede diğerlerinden daha başarılı olmadıkları görülmüş. Ancak iş başvurularının kabul edilmesinde bu sonuç değil, fotoğrafları ve yüz yüze mülakatlar etkili olmuş. Güzel ve çekici olanlar daha yüksek maaşlarla işe girmeyi başarmışlar. Ve bu ayrımcılığı sadece erkek işverenler değil, kadınlar da yapmış. Argo söylemeye izin varsa “yavruları” işe alanların sadece erkekler olmadığı ortaya çıkmış.

MAAŞA YANSIMASI YÜZDE 25’İ BULUYOR
       Bir de işin kazanç tarafı var. PricewaterhouseCoopers Kıdemli İK Müdürü Murat Demiroğlu araştırmaların, güzel insanların kazançlarının, aynı işi yapan denklerine göre yüzde 25’e kadar farklılaşabildiğini gösterdiğini söylüyor. Aslında bu konuda epey farklı rakamlar öne süren araştırmalar var. Örneğin Federal Reserve Bank of St. Louis’in 2005’te yaptığı araştırmaya göre iyi görünümlü, zayıf, uzun boylu insanlar normal denklerine göre yaklaşık yüzde 5 daha fazla kazanıyor. Ortalamanın altında fiziksel özelliklere sahip kişiler ise diğerlerine göre saatte yüzde 9 daha az kazanıyor. Başka bir araştırmada, vücut kitle endeksine göre obez olan kadınların, normal ölçülere sahip kadınlara göre yüzde 17 daha az kazandıklarını bulunmuş. Diğer bir veri de erkeklerin boyuyla ilgili: Beyaz erkekler için, ulusal ortalamanın üstüne çıkan her inç (2,54 cm), yüzde 1.8’lik artış anlamına geliyor. Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Psikolog Eda Arduman, ABD’de yenidoğan bebekler üzerinde yapılan bir araştırmanın, bebeklerin simetrik suratlara daha rahat odaklarını gösterdiğini söylüyor. “İnsan henüz sosyalleşme ve kültürel değerlerin oluşmadan güzelliğe yöneliyor. İşyerinde de görüntüleri memnun edici olan insanları tercih edebiliyorlar.”

      Oysa gerçekte fiziksel çekicilik zekayı, yönetim becerilerini ve akıl sağlığını olumlu etkilemiyor. Psikiyatr Prof. Dr. Bengi Semerci, “Bunların hepsi toplumsal atıflar” diyor: “Bu atıflar arasında doğru olan tek bir tane var, o da fiziksel çekiciliği olan insanların sosyal yeterliliklerinin daha fazla olduğu. Bu insanlar daha özgüvenli, daha sosyal olabiliyorlar. Bu da onlara özellikle satış pozisyonlarında şans kazandırıyor. Buna psikolojide “kendini gerçekleştirme kehaneti” deniliyor. Yani toplumun sağladığı kalıplar sosyal güveni artırıyor ve kişiye atfedilen özellik oluşuyor.”

AYRIMCILIK MI YOKSA PROFESYONELCE Mİ
      Konunun ayrımcılıkla ilgili kısmına yani “Diğer tüm özellikleri aynı iki adaydan, güzel olanı tercih etmek profesyonelce midir, yoksa ayrımcılığa mı girer” sorusuna dönersek. Texas Üniversitesi’nden Dr. Hamermesh, güzeli tercih etmenin tamamen meşru bir iş stratejisi olduğunu söylüyor. Bu savı destekleyen bir veriye de ulaşmış: Güzel işverenler, daha az güzel olanlara oranla çalışanlarına daha fazla gelir sağlıyor. Satış gibi, insanlarla iletişimin şart olduğu meslekler söz konusu olduğunda güzeli tercih etmek normal görülüyor. Fransa’daki Halde adlı Ayrımcılık Gözlem Evi’nin Direktörü Jean-Francois Amadieu, güzellik ayrımcılığının neden fazla gündeme gelmediğini şöyle açıklıyor: “Fiziksel görünüm, azınlıklar veya profesyonel yaşamda kadın-erkek eşitliğinden daha az politik bir konu. Hiçbir lobi bu konunun savunuculuğunu yapmıyor. Çirkin görünümlü insanların bir birliği yok. Fiziksel görünüme dayalı ayrımcılık objektif kriterlerle analiz edilemediği için, bu mücadele hukuka yansıyabilir görünmüyor. Ancak bu, bu tip ayrımcılıklara odaklanmamak için bir neden değil.”

      Prof. Dr. Bengi Semerci, “Fiziksel çekiciliğin ortalamanın altında olması kişiyi hırslandırır mı ya da güzel olan daha mı az çalışır?” sorusuna şu yanıtı veriyor: “Çocuğa küçüklüğünden beri fiziksel özellikleri nedeniyle kazanç sağlanır, fiziksel özellikleri ön plana çıkarılırsa kişi de ilgi çeken ve kazandıran özelliği ile daha çok uğraşır, yatırımını ona yapar. Böylece diğer özelliklerini ve yeteneklerini geliştirme şansını kaybeder. Fiziksel olarak iyi olsa bile buna vurgu yapılmaz, bu kazanç için yeterli bulunmazsa çocuk diğer özelliklerini de geliştirir. Fiziksel özelliği artı olarak kalır. Fiziksel görünüm avantajı olmayan çocuk ise sahip olduğu yetenekelerinin hepsini kullanmaya çalışacaktır. Ama benzer şekilde onunda herhangi bir özelliği öne çıkarılırsa ya da yetenekleri desteklemezse sonuç aynı olur. Yani bu durum direkt yetiştirme tarzı ve sosyal çevrenin tutumuna bağlıdır.”

GÜZEL GÖRÜNMEK İÇİN BAZI TAVSİYELER
      Catherine Kaputa’nın “U R A Brand, How Smart People Brand Themselves for Business Success” adlı, 2007’de Ben Franklin en iyi kariyer kitabı ödülünü alan kitabında, güzel görünmek için şu tavsiyelerde bulunuluyor:

Kendinizi paketleyin
      Marka yöneticileri paketlemeye büyük önem veriyor. Görsel izlenimler güçlü olduğundan, sizin de önem vermeniz gerekir. Saniyeler içinde mimleniyoruz: İyi-kötü, işe al-alma, başarılı-başarısız. Her şey birkaç saniye içinde olup bitiyor ve bir anlık görsel izlenime dayanıyor: Nasıl göründüğünüz ve kıyafetlerinize. Tabii ki, kıyafetler işinizi daha iyi yapmanızı sağlamaz, ancak işe nasıl hakim olduğunuz konusunda izlenim verir. Kıyafetleri okumak kolaydır ve kim olduğunuz konusunda mesaj vermek için kullanabileceğiniz en önemli araçtır. 

Sıradışı veya farklı bir özelliğinizi vurgulayın
      Bugün, ilginç görünen insanlar çekiciler. Ayrıca, herkes gibi görünmek istemezsiniz. Siz orijinalsiniz ve kendinize özgü bir havanız olmasını istersiniz. Farklı görünmek, güçlü ve çekici bir imaj oluşturmada çok etkili olabilir. Barbra Streisand, Andy Warhol ve Arnold Schwarzeneggar’in kendi görünüşleri, özellikleri veya şekillerini nasıl abarttıklarını düşünün.

Bir alameti farikanız olsun
      Alameti farika gibi bir imza unsuru geliştirmek zekice kişisel markalaştırmadır ve sizi kalabalıktan ayırır. Bir ürünün üstündeki logo gibi, sizi tanımlayan markalı bir unsur yaratmış olursunuz. İyi seçilmiş bir imza unsuru, başkalarına marka mesajı vermenin yanı sıra, sizin kendinizi nasıl gördüğünüzü de anlatır. Larry King’in askıları, Jackie Kennedy’nin şapkaları ve büyük gözlüklerini düşünün. Steve Jobs’un kot pantolonu, Bono’nun hafif renkli gözlüklerini de.

Saçınızı ihmal etmeyin
      Saç, güçlü görsel kimlik yaratmada inanılmaz derecede önemli bir araçtır. Donald Trump’ın saçı onun görsel kimliğinde dev yatı ve güzel eşi kadar etkili bir alameti farika. Tamamen kazıtarak silüeti vurgularsanız, dökülmüş saçlar bile çekici görünebilir.

’Yumuşak güç’e odaklanın
      Üzerinde düşünülmesi gereken şeylerden biri de yönetim duruşu. Bir odaya nasıl girersiniz? Dik ve kendinden emin bir şekilde mi yürürsünüz? Ya da omuzlarınızı çökertir ve dikkati dağılmış mı görünürsünüz? Yönetim duruşunun diğer bir ögesi davranış tarzıdır, yani kendinize ve başkalarına nasıl davrandığınız. Davranış tarzı, üzerinizde kaç göz olduğuna bakmadan, beklenen ve beklenmedik durumlarda nasıl davranacağınızı bilmektir.

Patronla iyi geçinmenin kuralları.

Posted by: Edition  :  Category: Kariyer

Kariyer basamaklarını tırmanmaya azmettiyseniz, patron idare etme sanatını da öğrenmeniz gerekiyor.

      Amerikan BNET Internet firması, bugüne kadar toplum içinde doğru olduğu sanılan beş çalışma atmosferi yanlışını belirleyerek çalışanların patron ile iyi geçinmelerini sağlayacak 5 öneride bulundu.

      Firmanın internet sitesinde yayınlanan kariyer tavsiyeleri başlığı altında çalışanlara, patron idare etme sanatının incelikleri veriliyor.

1.Yanlış: Patron gelmeden önce ofiste olun. Neden yanlış? Cep telefonundan elektronik posta bile atabildiğiniz günümüz telekomünikasyon çağında patronlar koltuğunuzu ısıtmanızdan çok verdiklerin işi vaktinde bitirmenize önem verirler.

Öneri: Evde veya arabada yaptığınız ekstra çalışmalardan patronunuzu haberdar edin. Elektronik postalara anında cevap vererek bunu yapabilirsiniz.

2.Yanlış: Meşakkatli konuları açmadan önce izin isteyin. Neden yanlış? Cep telefonları ve elektronik posta sayesinde kelimeler her zamankinden de hızlı yayılıyor. Eğer patronunuza vakitlice haber vermezseniz başkası sizden önce meseleyi dile getirir ve siz baştan savan insan konumuna düşersiniz.

Öneri: Kötü haberleri açarken, olaya nasıl çözüm getirmeye çalıştığınızdan bahsederek başlayın.

3.Yanlış: Çalışanlar içinde patronunuzun iyi yanlarını anlatın. Neden yanlış? Eğer patronunuz sevilmiyorsa bu konuda sizin yapacağınız çok az şey vardır.

Öneri: Patron arkasından konuşmalar başladığında, diğerlerine katılmayın. Patronunuzun iyi yaptığı şeyleri ön plana alıp, konuşmalara katılın. işyerindeki patronunuza casusluk yapan kişi (her işyerinde muhakkak bir tane casus vardır) patrona rapor verince, sizin iyi şeyler söylediğinizi yetiştirecektir.

4.Yanlış: Patronunuzu kendi altınızda çalışanlardan koruyun. Neden yanlış? Günümüzün büyük firmalarında, bilgi akışını kontrol etmeye çalışmak anlamsız.

Öneri: Altında çalışanlarınıza patron ile yapacakları konuşmalar hakkında ip uçları verin.

5.Yanlış: Sinirli olduğunuzda patrona hiçbir şey söylemeyin. Neden yanlış? Problemi oluşturan duygularınız değil, duygularınızı ifade etme şeklinizdir.

Öneri: Soğukkanlılığınızı kaybetmeyin. Sinirli olduğunuzda patronunuza patlamadan duygularınızı ifade edin. Şikâyet etmekten ziyade, değiştirmek istediğiniz şeyleri söyleyin ve patronun da yardımını isteyin.

Patrondan nasıl zam istenir?

Posted by: Edition  :  Category: Kariyer

İşte patron ile hangi konularda nasıl konuşmanız gerektiği konusunda öneriler…

      Patronunuz ile iletişim konusunda sorunmu yaşıyorsunuz… İsteklerinizi nasıl dile getirmeniz gerektiğini bilmiyormusunuz…

      Zam veya işle ilgili projelerde yardım isterken stresten avuç içleriniz terliyor ve hata yapmaktan korkuyorsunuz!

      Bu tür konuşmaları yaparken ne istediğinizi bilmeniz işinizi kolaylaştırır. Kusursuz bir hazırlıkla istediklerinizi anlatabilirsiniz. İşte patron ile hangi konularda nasıl konuşmanız gerektiği konusunda öneriler.

Zam İsteme
      Patronunuzdan zam istemek için ona koşmadan önce yıllık bilançonuzu kontrol edin. Bu sizin neden zam istediğinizi açıklamanıza yardımcı olur. Ona kazanç sağlayan, başarıyla tamamladığınız işleri de listeleyerek gösterin. Mümkün olduğu kadar seçici olun. Örneğin eğer satış bölümündeyseniz yıllara göre mukayeseli, göze çarpan ve müşteri kazanımlarını sunabilirsiniz. Ayrıca, sizin gibi kalifiye bir elemana diğer şirketlerde ne kadar ödendiğini öğrenin.

      Zamanlama herşeydir.. Bu nedenle patron ile konuşmak için doğru zamanı seçmelisiniz. Şirketin istediğiniz zamamı vermeye gücünün yetip yetmediğinden emin olun. Görüşme ayarladığınızda, patronunuzun savunma pozisyonunda olmaması için ona görüşmek istediğiniz konuyla ilgili önceden bilgi verin. Profesyonel olun. Görüşme boyunca gözlerinizi kaçırmaya çalışsanız bile arkadaşça tavrınızı sürdürerek görüşmeyi tamamlayın.

Yoğun Çalışma
      Masanızın üztünde dağ kadar yığılı dosyalar ve sizi bekleyen bir sürü iş var. Her dakika bir iş tamamlıyor ancak işlerinizin bir türlü bir türlü bitmediğini görüyorsunuz.. Her gün işleriniz yoğunlaşıyor ve siz bu işleri asla tamamlayamayacağınızı düşünüyorsunuz. Daha fazla ertelemeyin.. Bu gibi durumlarda patron ile işlere yetişemediğiniz ve aşırı yoğun olduğunuz konusunda bir konuşma yapın. Siz sessiz kalmaya devam ettiğiniz sürece yeni işler gelmeye devam ederken, işlerin hepsini yetiştirebildiğinizin zannedilmesine neden olur. Yardım konusunda açık olun. Patronun desteğiyle, yaşadığınız sıkıntıların tam nedenini ve işlerin üstesinden gelme stratejisi belirleyin. Bir danışman da sorumluluklarınızın dağılımı ve zaman yönetimi konusunda size yardımcı olabilir. Sizin ve yöneticiniz, ortak ve basit çözümler geliştirebilirsiniz.

Bir Hata Yaptıysanız
      İş yaşamında büyük hatalar yapılabilir. Bu herkesin başına gelebilir. Bunu patron ile nasıl paylaşacaksınız? Bu sizin her zaman hata yapacağınız anlamına gelmez, önemli olan hatanızı telafi etmeniz.. Hatanızı anlar anlamaz patron ile paylaşın. Sorunu giderebileceğiniz departmanla hemen irtibata geçerek düzeltmeye çalışın. Hatanızla ilgili birini veya başka birşeyi suçlamayın. Tüm sorumluluğu alın ve gerçekten pişman olduğunuzu açıklayın. Bir daha böyle bir hata yapmayacağınızdan emin olmalarını sağlayın. Hatanız nedeniyle patron dan zam talep etme hakkınız olmayabilir ancak hata yapmanız önlemek için proje yönetimi aşamasında danışabileceğiniz birini göstermesini isteyebilirsiniz. Bu tür isteklerinizi açık olarak dile getirin.

İş görüşmesinde söylenmemesi gereken sözler..

Posted by: Edition  :  Category: Kariyer

‘Neden bizimle çalışmak istiyorsunuz?’ sorusu sorulduğunda hemen kendi isteklerinizi sıralamaya başlamayın. Şirketin bu pozisyondan beklentileri üzerinden konuşun. Verdiğiniz cevapların onların beklentilerini karşılamaya yönelik olmasına dikkat edin. 
       Dedikodulara dikkat edin. Üçüncü şahıslar hakkında sorulabilecek özellikle kişisel sorulara dikkatli ve ölçülü cevaplar verin. Üçüncü şahıslar için sorulan sorular tuzak sorulardır. Kimseyi kötülemeyin. 
       ‘Neden sizinle çalışmamız gerektiğini düşünüyorsunuz?’ sorusuna “Hissediyorum”, “zannediyorum” gibi soyut kelimelerle cevap vermeyin. Bu işe uygunluğunuzu gösteren bilgi, tecrübe ve becerilerinizi örneklerle anlatın. 
       Gerçekçi olmayan vaatler vermeyin. İşe başladıktan sonra ön görülerinizin netleşeceğini söylemeyi tercih edin. 
       Asla geçmişiniz ve yetenekleriniz hakkında yalan söylemeyin, iş hayatınızda bu yalanların açığa çıkması sizi daha çok zarara sokabilir. Öz geçmişinizin doğru bilgilerle donatılmış olmasına özen gösterin. 
       Ücret konusunu konuşmak tuzaktır. Kesinlikle ücret konusunu konuşmayın. Söz ücrete geldiğinde olaya “şu kadar maaş istiyorum” şeklinde yaklaşmayın. Bu konudaki gerginlik doğurabilecek ifade ve yaklaşımlarda bulunmayın. 
       Güncel olaylar hakkında yorumlar yaparken dikkatli olun. Çok katı yorumlarda ve ortamın resmiyetinden sıyrılarak kaba algılanabilecek tabirlerde bulunmayın. Sadece sizin gülme ihtimaliniz olan espriler yapmayın, bu davranışlar ortamı ısıtmak yerine sizi zor duruma düşürebilir. 
       ”Önceki patronunuzla görüşseydik bize hakkınızda ne anlatırdı?” sorusunu daha çok geçmişten iyi örnekler vererek cevaplayın. Hatalarınızdan ve pişmanlıklarınızdan bahsetmeyin. 
       ”Önceki patronunuzla görüşseydik bize hakkınızda ne anlatırdı?” sorusunu daha çok geçmişten iyi örnekler vererek cevaplayın. Hatalarınızdan ve pişmanlıklarınızdan bahsetmeyin. 
       İlk görüşmenin ardından, size önerilen pozisyon ile ilgilenmiyorsanız bile bunu ifade etmeyin. Böyle durumlarda görüşmeleri belirli kibarlık kuralları içerisinde devam ettirmeye ve sonlandırmaya çalışın.

İşten ayrılmanın zamanı geldi mi?

Posted by: Edition  :  Category: Kariyer

ŞİRKETLE UYUŞAMIYORSAN
      Kişisel değerlerin şirketle uyuşmuyor. Eğer çalışma arkadaşların dürüst değil ve yasal veya ahlaki değerleri önemsemeden iş yapmaya odaklanıyorsa, Enron tipi bir skandal şirketi karaya vurdurmadan önce ayrılmaya bak. 
PATRONUNLA BİRBİRİNİZİ SEVMİYORSANIZ
      Eğer patronun asla senin fikrini sormuyor, seninle sohbet etmiyor ve bir öğle yemeği yemiyorsa; sen de onun fikirlerini beğenmiyor, davranışlarını onaylamıyorsan günlerin sayılı demektir. En iyi kovulmadan işten ayrılmak… 
ÇALIŞMA ARKADAŞLARIN SENİ SEVMİYORSA
      Kendini izole edilmiş ve yapılan organizasyonlardan dışlanmış hissediyorsan bunlar çok kötü işaretler. 
YETENEKLERİNİ GÖSTEREBİLECEĞİN GÖREVLER VERİLMİYORSA
      Eğer tüm iyi işlerin diğerlerine verildiğini, buna karşılık sana çok daha düşük profilli işlerin verildiğini görüyorsan bu durum sana bazı şeyler anlatmalı. Benzer şekilde patronun senin değerlendirmelerine güvenmiyorsa, yine başın belada demektir. 
SORUNLU İŞLER HEP SANA KALIYORSA
      Herkes sıradan ve rutin işlerini yapıyor, buna karşılık sana kimsenin istemediği işler veriliyorsa alarm zilleri çalıyor demektir. 
TOPLANTILARA DAVET EDİLMİYORSAN
      İş arkadaşlarının çağrıldığı toplantılara davet edilmiyorsan maalesef senin düşüncelerine değer verilmiyor demektir. O şirkette daha fazla kalmanın anlamı yok. 
SENİN SEVİYENDEKİ HERKESİN OFİSİ VAR.YA SENİN?
      İş yerinde ünvanın ne olursa olsun, çalıştığın alan organizasyondaki gerçek statün hakkında ipucu verir. Eğer senin ayarındaki insanların pencereli ofisleri var ve sana, gerekçesi ne olursa olsun, daha kötü bir yer öneriliyorsa masanı toplamaya başlamanda fayda var.

İŞE GİTMEK KABUS GİBİ GELİYORSA
      Eğer işyerine gitmek sana kabus gibi geliyor ve midene ağrılar giriyorsa, ayrılma zamanı gelmiştir. Hatta sağlığına daha fazla zarar vermeden bunu bir an önce yapmakta fayda var.

İş başvurularında verilen ilginç cevaplar..

Posted by: Edition  :  Category: Kariyer

 Televizyon üretim departmanımızdaki teknisyenlik pozisyonu için bir adayla görüştüm. Altyapısında televizyon veya elektronik ile ilgili herhangi bir tecrübe yoktu. Bunun üzerine, hiç televizyonun içini açıp neler olduğuna bakıp bakmadığını sordum. Cevabı şu oldu: “Dalga mı geçiyorsunuz? Orayı açmak çok tehlikeli!”. Söylemeye gerek yok ama, işi alamadı tabii. 
       Bir adaydan, yapmaktan hoşlanmadığı bir şey söylemesini istedim. Başvurmuş olduğu Bilgisayar Programcısı pozisyonuyla ilgili bir cevap bekliyordum. Uzun uzun düşündü ve şöyle dedi: “Küveti temizlemek hiç hoşuma gitmiyor!” 
       Bir fast food şirketinin danışmanlığını yapan insan kaynakları şirketine gelen gerçek bir iş başvurusu:
Sizi bu başvuruyu yapmaya iten gerçek sebep nedir?
- birbiriyle tutarsız iki cevabım var:
* insan sevgisi, hümanizm ve tüketicilerin iyi beslenmesine katkıda bulunma arzum.
* gırtlağıma kadar borca batmış olmam…
sonuç: işe alındı… 
       İK müdürüydüm ve bir inşaat işçisinin başvurusunu alıyordum. “Hiç hüküm giydiniz mi?” sorusuna “Eve girip hırsızlık yapmaktan ceza aldım” yazmıştı. Daha sonra gelen “Başka özel yetenekleriniz var mı?” sorusuna da “El aletleri ile evlere rahatça girebilirim” cevabını vermişti. 
       Önceki işimde, Depo Asistanı pozsiyonuna gelen başvuruları incelerken ilginç bir cevap ile karşılaşmıştım. Etnik köken bölümünde aday “Diğer” kutusunu işaretlemiş ve yanına “İnsan” yazmıştı. Gerçekten çok özgün bir cevaptı. O aday işe alınmıştı. 
       Tahsildarlık pozisyonuna alım yapacaktık. Başvuruları incelerken, kariyer hedefi kısmına şunların yazılı olduğu bir özgeçmişle karşılaştım: “Herkes gibi ben de başarılı olmak istiyorum. Ancak ben çıtayı yükseltmek ve çok çok başarılı olmak istiyorum. İş, aile ve kişisel yaşamda hep 1 numara olmak istiyorum.” Çok mu başarılı olmak istiyorsunuz? Ne kadar ilginç bir hedef. Teşekkürler. Sıradaki aday lütfen… 
       Adaylara uyguladığımız standart uyuşturucu testinde, pozitif sonuçla karşılaştığımız bir adayı konuyla ilgili bilgilendirmek için çağırmıştık. Pozitif test sonucunu bildirip, işe uygun olmadığını söylediğimizde şöyle demişti: “3 hafta önce bir partide esrar içmiştim. Çıkacağını düşünmüyordum. Şimdi temizimdir herhalde. Testi bir daha yapar mısınız? 
       Yıllar önce iş yerim NewYork’da, 51. cadde Batı bölgesi 140 numaradaydı. Bir adayla yapacağımız görüşmeden bir gün önce aradı ve iyi hissetmediğini söyleyerek ertelememizi rica etti. Normal ve dürüstçe bir istekti. Görüşmeyi birkaç gün sonra 10.30’a erteledik. O gün geldiğinde, 10:00 gibi aradı ve trafiğin sıkıştığını ve biraz geç kalacağını söyledi. Yine normal ve dürüstçe… 10:45’te daha da geç kalacağını, çünkü yanlış adrese, 140 yerine 1240 numaraya gittiğini söyledi. Dayanamayıp sordum: “Bugün nehirde su nasıl?”. Şaşırdı tabi. Batı bölgesinde son kapı numarası 1100’dü ve 1240’a gitmesi için nehri geçip Doğu tarafına gitmesi gerekiyordu. Sonra sabah uyuyakaldığını itiraf etti. Çok yaratıcı bir arkadaşımızdı ve belki de iyi bir yüzücüydü, ama ben yine de kendisiyle değil sıradaki adayla görüştüm. 

       Bu da bizden bir hikaye… Bir bankanın yeni mezunlar için açtığı sınavı kazanan adaylar 10′ar kişilik gruplar halinde sözlü mülakata alınırlar. Görüşmede bulunan insan kaynakları yöneticisi tüm adaylara ‘neden bankacılığı tercih etmek istiyorsunuz’ diye sorar. Sırayla tüm adaylar biraz da abartılı bir biçimde bankacılığın çok güzel bir meslek olduğunu, hayallerindeki mesleğin bu olduğunu, banka şubelerinin çok güzel yerler olduğunu süsleyerek anlatırlar. Sıra, konuşmalardan aşırı derecede sıkılmış olan son adaya gelir ve bombayı patlatır: “Ee iktisat okuduk bu kadar yıl, hemşire mi olacaktık?”

İşten ayrılmanın kuralları..

Posted by: Edition  :  Category: Kariyer

İş aramak ya da başvuru yapmak konusunda hemen herkesin bir fikri vardır. Peki ya işten ayrılmak? Kararınızı vermeden önce ne yapmanız gerektiğini biliyor musunuz? Belki de işten ayrılmanıza gerek kalmadan sorunlarınızı çözebilirsiniz. Uzmanlar, işten ayrılmadan önce yapılması gerekenleri anlattı.

      İşe nasıl başvurmalı? Özgeçmiş nasıl oluşturulmalı? İş görüşmesinde nasıl davranmalı? Bu soruların cevaplarına her yerde rastlamak mümkün… Ancak ‘İşten nasıl ayrılmalı?’ sorusu karşısında herkes duraklıyor.

      İşinizden ayrılarak yeni bir işe başlamak son derece önemli bir karar. Bu önemli kararı vermeden önce öncelikle işinizi gerçekten bırakmanız gerekip gerekmediğini etraflıca düşünmeniz gerekiyor.

      Yüksek ücret için yüksek risk mi alacaksınız yoksa elinizdekiyle yetinip, sürekliliği olan bir işe mi sahip olacaksınız?

KARAR ÖNCESİ DİKKAT!

  • İşinizi bırakmaya kesin olarak karar vermeden önce şunları gözden geçirin:
  • İşinizin sevmediğiniz özelliklerinin listesini yapın.
  • İşinizi ‘çalışırken’ değerlendiremiyorsanız bir süre ara verip tatile çıkın.
  • İşinizin sevdiğiniz yönlerinin listesini yapın.
  • Patronunuzla ilgili bir sorununuz varsa yüz yüze konuşup, halledip halledemeyeceğinizi düşünün. Belki de hatalı taraf sizsiniz. Olayları patronunuzun bakış açısından da görmeye çalışın.
  • Sevmediğiniz şey işin kendisi ise gerçekten ilgi duyduğunuz bir alana doğru kariyerinizi yönlendirmeye çalışın. Patronun kariyerinizi istemediğiniz yerlere götürmesine izin vermeyin.
  • Kriz zamanları iş yükünüz artabilir. İşiniz mesai saatinde bitmiyorsa yöneticinizi bilgilendirin.
  • İşinizde yerine getirmekten hoşlandığınız belirli sorumluluklar varsa onlara ağırlık verin. Sevdiğiniz işleri yapmak sizi mutlu eder ve daha başarılı olursunuz.
  • Çalıştığınız işte size verilen sorumlulukları az bulduğunuz için sıkılıyorsanız daha fazla sorumluluk talep edin.

    DOĞRU ADIMLAR
          İş yaşamında profesyonelliğin en önemli göstergelerinden biri işten ayrılmayı kendiniz ve kurumunuz için ne ölçüde kolaylaştırdığınızdır. Siz bir an önce yeni işinize başlamak isterken ayrıldığınız kurum bu süreçten en az hasarla çıkmayı hedefler. Bu çıkar çatışması içinde doğru hareket etmeyi başarabilirseniz kárlı çıkan siz olursunuz.

    İşten ayrılmanızı şirket ve sizin için kolaylaştıracak adımlar şöyle:

  • Patronunuza yeni işin size sağladığı avantajları anlatın.
  • Patronunuzla son derece olumlu ve profesyonel bir tavırla konuşun. Yaptığınız işten nefret ettiğinizi ya da arkadaşlarınızı sevmediğinizi asla söylemeyin.
  • Şimdiki işinizin size kazandırdıklarını da içeren, son derece olumlu yazılmış bir istifa mektubu hazırlayın.
  • Asla ayrıldığınız işin zor olduğunu ya da işinizden memnun olmadığınızı söylemeyin.
  • Mümkünse yerinize gelen kişinin eğitimlerine yardımcı olun.
  • İstifa konuşması boyunca olumlu olun. Mutlaka değinmeniz gereken adaletsizlikler varsa bunu mümkün olduğunca profesyonel bir dil kullanarak yapın.
  • Ayrılırken patronunuzun sizi olumlu hatırlamasını sağlayın. Onun çıkarlarını da gözettiğinizi hissettirin. Bıraktığınız işe ne zaman ve nasıl dönmek isteyeceğiniz hiç belli olmaz!

    Çuvaldızı kendinize batırın 
    İnsan referanslarıyla ilerler
    Murat Demiroğlu (PwC İK Bölüm Yön.)
          İş, pozisyon, içerik, çalışma ortamı ve şirketten oluşan bir bütündür. Bu bütün içinde hangi parçanın memnuniyetsizliğin kaynağı olduğunu anlamaya çalışmak önemli bir adımdır. İşten ayrılmaya karar veren kişi bunu en profesyonel şekilde yapmalıdır. Dönüş kapılarını kapatmak, bütün limanları ateşe vermek büyük hata olur. İnsan kariyerinde referanslarıyla ilerler. İş başvurularının değerlendirilmesinde mülakatlardan bile daha önemli olan şey önceki performanstır.

    Mutsuzluğun kaynağı bulunmalı
    Sunay Karamık (SelectKRM Gen. Mdr.)
          İşten ayrılmak kişinin en son seçeneği olmalıdır. Kişi durumunu iyice analiz etmezse, daha sonra başlayacağı işlerde de aynı problemleri yaşaması ihtimali yüksektir. Bu sayede, danışmanlık şirketlerine başvurular yaparken, eski işinde eksikliğini hissettiği unsuru göz önüne alabilir. Ücretten memnun değilse öncelikle somut olarak daha fazla ücreti hak edip etmediğini ortaya koymalıdır. Belki de daha yüksek ücret alamamasının nedeni performansındaki düşüklüktür.

    Gizlice iş aramayın
    Pembe Candaner (Adecco Tür. Gen. Md.)
          Türkiye’de kimse işinden memnun değil. Bu durum aslında ne istediğini bilmemekten kaynaklanıyor. İşinden memnun olmayanlar ‘İşimden neden memnun değilim’ sorusunu sormalıdır. Türkiye’de yöneticinizin sizden daha az bilgili olması mümkündür. Ama bu, onun o koltuğun sahibi olduğu gerçeğini değiştirmez. Gerçekle yüzleşmek gerekir, çünkü ideal iş ortamının peşine düşen kişinin hayal kırıklığına uğraması kaçınılmazdır. Gizlice iş arama, yalan söyleme, saygınlığı yok eder.

    İlişki devam eder, olumlu olun
    Ayşe Öztuna (Profil Int. Gen. Mdr.)
          Araştırmalara göre işten ayrılmanın en önemli nedeni kişinin kendine uygun olmayan bir işte çalışması. Kişi kendisine en uygun işi ancak kendini çok iyi analiz ederek bulabilir. İşten ayrılmaya karar veren kişinin kuruma yaklaşımı son derece olumlu olmalıdır. Çünkü ilişkiler devam eder; bir sonraki işi için kişinin iyi referanslara ihtiyacı vardır. Önemli olan dürüst davranmak ve kendinden kaynaklanan sorunların da farkına varıp işten ayrılırken kurumuna doğruları söylemektir.

  • Staj yapmak neden önemli?

    Posted by: Edition  :  Category: Kariyer

    Bir çok öğrenci stajı, okul idarelerinin yaz tatillerini sabote etmek için uydurduğu bir icat olarak düşünür. Stajın yaz tatillerinizi sabote eden bir olay veya çalışma yaşamına hazırlanmak için iyi bir fırsat olarak değerlendirilmesi tamamen sizin bakış açınıza bağlıdır. Eğer bakış açınız çalışma yaşamına hazırlık yönünde ise stajdan çok şey kazanırsınız, yok bir angarya olarak görürseniz stajın size hiç bir faydası olmaz… Buna göre stajdan kazanabileceğiniz çok şey var :

    1. Gerçek uygulamaları görmek :
           Okulda öğrenilen bilgilerin çoğunluğu teoriktir. Amaç öğrencilerin, uygulamaların altında yatan temelleri ve düşünce biçimini algılamasını sağlamaktır. Bu nedenle de bu bilgilerin çoğu doğrudan doğruya uygulanamaz. Fen bilimlerinden sosyal bilimlere gidildikçe teori ile uygulama arasındaki fark da giderek artar.

          Derslerde yapılan uygulamaların bir çoğu da öğrenmeyi kolaylaştırmak için basite indirgenmiştir. Kuşkusuz basite indirgenmiş uygulama yapmak, hiç uygulama yapmamaktan daha iyidir. Bu uygulamaları başarı ile yapan öğrenci de okulda öğrendiklerini kolayca iş yaşamında uygulayabileceğini düşünür. Oysa gerçek iş yaşamındaki uygulamalar okulda yaptırılanlardan hem daha farklıdır hem de daha karmaşıktır.

          Diğer yandan bilim ve teknolojideki gelişmelerin uygulamaya yansıması, ders programlarına yansımasından daha hızlıdır. Bu yüzden ders kitapları ve ders içerikleri, genellikle uygulamanın gerisinde kalır. Bu da okulda öğrenilenler ile uygulama arasında farklılıkların nedenlerinden biridir. Okulda öğretilenler hep “olması gereken”ler üzerine kuruludur. Ancak “olan” lar genelde olması gerekenlerden farklıdır. Okulda öğretilenler “mekanik”tir, yani bir şeyi belirli bir şekilde yaparsanız, belirli bir sonucu alırsınız. Oysa iş yaşamında bu bilgileri uygulama esnasında mutlaka “insan” faktörü devreye girer, bunun sonucunda mekanik ilişkiler işlemez ve beklediğiniz sonuçları alamazsınız.

          Okulda öğretilenler ile gerçek iş yaşamının işleyişi arasındaki farklılıklar için daha bir çok neden ileri sürülebilir. Önemli olan okulda öğrenilenler ile uygulama arasında farklılıklar olduğunu algılayarak gerçek uygulamanın nasıl işlediği hakkında bilgi sahibi olmaktır. Üniversitelerin staj programlarında genellikle amacın okulda öğrenilenlerin iş yaşamında uygulanması olduğu ileri sürülür. Ancak yukarıda belirtilen nedenlerle bu amacın gerçekleştirilmesi olanağı yoktur. Bunun yerine amaç “okulda öğrenilen bilgilerin uygulamada nasıl işlediğini görmek” olarak alınırsa daha doğru bir yaklaşım olur.

          Öğrencilerin gerçek uygulamaları görmesinin en büyük yararı, çalışmaya başladıktan sonra iş yaşamına göstereceği uyumun daha kısa sürede gerçekleşmesidir. Literatürde “gerçek şoku” olarak adlandırılan, kişinin beklentileri ile karşılaştıkları arasındaki farkın yüksek olmasından kaynaklanan uyumsuzluk sorunları da böylece en az düzeyde kalmış olur.

    2. Çalışma koşullarını görmek:
           Derslerde yapılan uygulamalar, genellikle sınıf veya laboratuvar ortamlarında yapılır. Bu uygulamalar sırasındaki konumunuz “öğrenci” dir ve temel sorumluluğunuz uygulama konusu olan dersi “öğrenmek”tir. Bu uygulamalar sırasında size yol gösteren ise öğretim üyesidir ve eğer uygulamalarda başarısız olursanız en fazla o dersten kalır, bir sonraki sene geçersiniz. Uygulamalar sırasında bazı hatalar yapmanız doğal karşılanır, çünkü o işi ilk defa yapıyorsunuz ve sonuç olarak öğrencisiniz… Üstelik uygulamalar “sanal” olarak tasarlandığı için uygulamada yaptığınız hataların kimseye zararı da olmaz.

          Bir de çalışma ortamındaki koşullara bakalım. Konumunuz artık “çalışan” olmuştur. Temel sorumluluğunuz ise çalıştığınız pozisyon ile ilgili işleri “yapmak”tır. Bazı kurumsallaşmış firmalarda işe yeni başlayanların firmaya ve pozisyona uyum sağlamaları için yapılandırılmış oryantasyon programları varsa da (ne yazık ki ülkemizde kurumsallaşma düzeyinin çok az olmasından ötürü) bir çok firmada bu tür programlara rastlanmaz. Dolayısı ile size işinizi yaparken yol gösterecek olan bir “öğretim üyesi”ni yanınızda bulamazsınız. Onun yerine genellikle bilgilerini paylaşmayan bir “yönetici” ile karşılaşırsınız ve bu yöneticiye öğretim üyesinde olduğu kadar kolayca yaklaşamazsınız. Bu durumda işinizle ilgili bilgileri bölümünüzdeki diğer deneyimli kişilerden almaya çalışırsınız, ama onlar da ileride kendilerine rakip olabileceğiniz düşüncesi ile bu konuda pek istekli davranmazlar.

          Uygulamalı derslerde yaptığınız hatalar normal karşılanırsa da, iş yaşamında yaptığınız hatalar pek normal karşılanmaz. Yaptığınız hatanın büyüklüğüne göre bir karşılığını görürsünüz. Küçük hatalarda sözlü olarak uyarılırsınız. Çok büyük hatalarda ise işinize son verilmesi bile mümkündür. Üstelik artık yaptığınız uygulamalar artık sanal değildir. Dolayısıyla yaptığınız hatalar sonucunda en azından bir kişi veya kurum olumsuz olarak etkilenir ve zarar görür.

          Öğrencilik konumu ile çalışan konumu ve her iki konumun çalışma koşulları arasındaki farklar, yukarıda belirtilenlerle sınırlı değildir. Daha bu konuda pek çok fark ileri sürülebilir. Örneğin ;

          Öğrencilikte sadece ders olduğu günler okula gidersiniz ve arada boşluklar vardır. Çalışma yaşamında ise işiniz olsun olmasın belirtilen mesai saatlerinde işyerinde olma zorunluluğunuz olduğu gibi genellikle bu süreleri de aşan bir şekilde çalışırsınız.

          Devam zorunluluğuna uyduğunuz sürece canınız istemediğinde (veya işiniz çıktığında) bazı derslere girmeyebilirsiniz. Çalışma yaşamında devam zorunluluğu % 100′dür ve önemli işiniz olsa bile yöneticinizden izin almak zorundasınız. Ayrıca derse geç kalma ile işe geç kalma arasında da önemli farklar vardır.

          Okulda öğrencilerin uymak zorunda bazı kurallar vardır. Ancak öğrenciler çok, bu kuralları uygulatacak olanların sayısı ise azdır. Üstelik tüm öğrencileri sürekli göz önünde tutmak imkansızdır. Öğrenci psikolojisi de zaten kurallara aykırı hareket edenleri okul yönetimine şikayet etmenin, yani ispiyonculuğun çok kötü olduğu şeklindedir. Bu yüzden bir çok kural ihlali yönetime ulaşmaz. Ulaşanlar da öğrencinin genç ve deneyimsiz olduğu göz önünde bulundurularak, ciddi yaptırımların uygulanması yerine öğrencinin geleceği ile oynamamak adına genellikle sözlü uyarılarla geçiştirilir. Buna karşılık işyeri kurallarının (çoğu zaman yazılı olmamasına rağmen) yaptırımları çok ciddidir ve acıması yoktur. Yaptığınız tüm faaliyetler yöneticilerin ve çalışma arkadaşlarının gözetimi altındadır. Üstelik bu kez “öğrenci psikolojisi”nin yerini “çalışan psikolojisi” almıştır ve bu psikolojide bazen gelecekte kendisine rakip olabileceği düşüncesi ile, bazen de üstlerine yaranmak amacı ile “ispiyonculuk” yapılmasına daha sık rastlanır. Sonuçta çalışma yaşamında “Her koyun kendi bacağından asılmaktadır.”

          Öğrencilerin çalıştıkları alanların durumu, (dershaneler, amfiler, kütüphaneler, laboratuvarlar vb.) ve okulun sosyal olanakları, genelde bir çok işyerinden daha iyidir. (kuşkusuz bu, okuldan okula ve işyerinden işyerine büyük farklılıklar gösterir.) Hatta denilebilir ki çoğu vakıf üniversitesinin koşulları, yabancı şirketler bir tarafa bırakılacak olursa, bir kaç büyük firma dışında çok daha iyi durumdadır. Oysa gerçek çalışma koşulları, (hele bir de arazide çalışılması gerekiyorsa) okuldakilerden daha zordur. Örneğin tıp fakültelerinde öğrencilere sunulan bir çok olanak, devlet ve SSK hastanelerinde daha azdır.

          Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkün… Ancak sanırım “çalışma koşullarını öğrenmek” ile neyi kastettiğim daha açık hale geldi. Bu koşulları ancak staj sırasında gözlemleyebilir ve öğrenebilirsiniz. Üstelik konumunuz hala öğrenci olduğundan, yapacağınız hatalar hoş görülür ve işle ilgili bilgilere daha kolay ulaşabilirsiniz. En azından çalışanlar sizi kendilerine rakip olarak görüp, bilgilerini paylaşmaktan kaçınmaz. Bütün bunların sonucunda kendinizi iş yaşamına çok daha iyi hazırlayabilirsiniz.

    3. Mesleki gelişim için gerekli yetkinlikleri öğrenmek :
           Her meslekte gelişmek için gerekli olan bir takım yetkinlikler vardır. Bu yetkinliklerin bir çoğu, kurumsallaşmış firmalarda görev tanımları, işe alma, terfi, performans değerlendirme, ücretlendirme gibi süreçlerde kullanılır. Okulda öğrendikleriniz, bu yetkinliklerin daha çok bilgi boyutuna ilişkindir. Bu bilgiyi beceri ve tutumlarınızla birlikte gözlemlenebilir davranışlara, yani yetkinliklere dönüştürmek durumundasınız. Ayrıca bir çok pozisyonda, mesleki bilginin yanında, okulda temel bilgisi öğretilmeyen bir çok yetkinliğin sizde bulunması istenir. Hele yönetici konumlarına gelindikçe mesleki bilginin yerini giderek bu tür yönetici yetkinlikleri alır.

          Bilinçli staj yapmanın en önemli yararlarından biri de, iş yaşamında ne gibi yetkinliklerin gerekli ve geçerli olduğunu öğrenmektir. Bunun için staj yaptığınız iş yerinin ;

  • Görev tanımlarını ve bu görevleri yapacaklarda aranılan nitelikleri (konunuzla ilgili olanlarını),
  • İşe alım süreçlerini, işe alımda ne gibi özelliklerin arandığını,
  • Terfi için nelere dikkat edildiğini ve ne gibi özellikler arandığını,
  • Performans değerlendirmesinin nasıl yapıldığını, performans değerlendirmesinde hangi kriterlerin yer aldığını ve bu kriterlerin açıklamalarını,
  • Ücretlendirmenin hangi kriterlere göre yapıldığını, öğrenmenizde büyük yarar vardır. Buradan edineceğiniz bilgiler sonucunda iş yaşamında ne gibi yetkinliklerin gerektiği konusunda fikir sahibi olabilirsiniz. Ayrıca, staj yaptığınız birimin yöneticileri ve çalışanlarına, mesleği iyi bir şekilde yapabilmek için ne gibi özelliklerin gerektiği konusundaki görüşlerini sorup, bunları diğer bilgiler ile bütünleştirebilirsiniz.

          Mesleki gelişim için gerekli yetkinlikleri öğrenmenin de bir çok yararı var. Öncelikle iş dünyasının sizden ne gibi özellikler istediğini öğrenerek kendinizi bu konularda geliştirebilirsiniz. Bu yetkinliklere ait bir çok bilginin, okuldaki dersler ile verilmediğini biliyoruz. O zaman iş size düşmektedir. Bu amaçla gerekli yetkinliklerden hangilerine sahip olduğunuzu, hangilerinde ise yetersiz olduğunuzu değerlendirip, eksik olanları geliştirme yoluna gitmelisiniz. İkinci olarak bu yetkinlikleri geliştirirseniz, mezuniyetten sonra iyi bir firmada iş bulma şansınız artar. Üstelik işe başladıktan sonra da çalışma yaşamına kısa sürede adapte olup başarılı sonuçlar alabilirsiniz.

    4. Mesleki çevre edinmek :
          Staj ile birlikte mesleki alanda ilk iş çevrenizi de yapmaya başlayacaksınız. Bir çok firmada yöneticiler stajyerlere daha pozitif bakar ve o işyerinde çalışmaya başlamış olsanız bir çalışan olarak kuramayacağınız diyalogu bir stajyer olarak daha rahat kurarsınız. Benzer durum staj yaptığınız birimdeki diğer çalışanlar için de geçerlidir.

          Diğer yandan stajyerler, bir çok firma için personel adayı kaynağıdır. Çalışmasından memnun kalınan bir stajyer, deneme süresi gerektirmez, çünkü çalışması bilinmektedir. Ayrıca firma kültürünü bildiği için uyum sağlaması da daha kısa sürer. Bu yüzden firmalar yeni mezun elemana ihtiyaç duyduklarında, staj döneminde çalışmasından memnun kaldıkları stajyerleri tercih ederler. Diyelim ki mezun oldunuz ve staj yaptığınız işyerinde yeni mezun elemana ihtiyaç duyulmuyor. Yine de o işyerindeki kişilerin sizi başka firmalara yönlendirmesi, en azından başvurduğunuz firmalar için referans olmaları, ancak iyi bir staj dönemi geçirmişseniz, yani çalışmanızdan memnun kalınmışsa mümkündür.

          Görüldüğü üzere stajınızı bilinçli bir şekilde yapmanızın çalışma yaşamına hazırlanmanızda size çok büyük yararları olabilir. Bunun için öncelikle sizin bu konunun önemine inanmanız gerekir. Ancak ondan sonra kendinizi bilinçli bir staj yapmaya yönlendirebilirsiniz. Eğer bu konunun önemine inanmışsanız son bir kaç öneride daha bulunmak istiyorum :

          Staja başlamadan önce, o stajdan neler beklediğinizi kendinize sorun. Beklentilerinizi listeleyin. Staj süresince nelerin uygulamasını görmeyi hedeflediğinizi, neleri öğrenmeyi istediğinizi bir yere yazarak planlayın. Bu çerçevede yukarıda belirttiğim konuları da çalışma planınıza dahil edin.

          Mümkün olduğu kadar kurumsallaşmış firmalarda staj yapmaya çalışın. Çünkü bu firmalarda staj programları daha ciddiye alınmaktadır. Böylece stajınızda size daha çok vakit ayrılır. Ayrıca kurumsallaşmış firmalar, yapı olarak büyük firmalar olduğundan, okulda öğrendiğiniz bir çok konunun uygulamalarını görebilirsiniz. Küçük firmalarda bu tür uygulamaları gözlemlemek şansı daha azdır.

          Genel olarak staj yaptığınız firmaya bir “yük” olduğunuzu unutmayın. Çünkü eğitim pahalı bir iştir. Size zaman ayrılması gerekir ve bu da çalışanların normal işlerini bir yana bırakarak size zaman ayırmaları ile gerçekleşir. Bu da firma açısından bir maliyet demektir. Bu algılamanın iki sonucu vardır : Birincisi firmanın çalışanlarının tüm zamanlarını size ayırmalarını beklemeyin… İkincisi, firmanın çalışanlarının rutin olarak yaptıkları işleri üstlenerek firmaya katkıda bulunun ve bu maliyeti karşılayın… Göreceksiniz ki firma çalışanları size daha fazla vakit ayıracaklardır.

          Araştırıcı olun… Yukarıda belirttiğim gibi, ne kadar iyi programlanmış olursa olsun, çalışanlar size ne kadar fazla vakit ayırırlarsa ayırsınlar, yine de firmanın size aktarabileceği bilgiler sınırlıdır. Okulda öğretim üyeleri size bir şey öğretmek için çaba gösterir, işyerlerinde ise çalışanların böyle bir kaygısı yoktur. İster öğrenirsiniz, ister öğrenmezsiniz, onlar için bir şey fark etmez. ( Tatil dönüşlerinde “stajda iken nasıl kaytardıklarını” heyecanla diğer arkadaşlarına anlatan öğrenciler için özellikle belirteyim ki stajdan kaytarmak bir “marifet” değildir.) Bu yüzden siz araştırıp sormadıkça, kimse size fazladan bir şey öğretmek için çaba göstermez. Kuşkusuz çalışanların size fazladan bir şey vermesi için de sizin de fazladan bir şeyler yapmanız gerekir. Çalışanların rutin işleri gibi…

          Firma çalışanlarınca size yapmanız için verilen her işi yapın ( Bu bir çalışanın işini yapmak olsa bile…) Bu işler size çok basit ve angarya gibi gelebilir. Kendi kendinize “Ben üniversitede bunca sene bu sıradan işleri yapmak için mi okudum?” şeklinde hayıflanmayın. Bu tür işlerin size bir çok yararı var : Öncelikle işin mutfağını görmüş olursunuz. Yaptığınız iş vasıfsız birinin yaptığı bir iş olsa bile, eğer ileride sizinle bu işleri yapan kişiler çalışacaksa, onların çalışma koşullarını, çalışma şeklini bildiğiniz için daha isabetli kararlar verirsiniz. İkinci olarak, çalışma yaşamının başlarında bu tür işleri bizzat kendiniz yapacaksınız, şimdiden alışmakta yarar var. Üçüncüsü işinizle ilgili olmasa bile yaptığınız bu tür işler ile firmaya katkı sağlamış ve yaptığınız stajın firmaya maliyetini bir ölçüde karşılamış olursunuz. Son olarak çalışkanlığınızla göz doldurur, mezun olduktan sonra gerek o firmada, gerekse o firmanın tavsiyesi ile başka firmalarda iş bulma olasılığınız artırmış olursunuz.

          İşyeri kurallarına uyun ve sanki o firmanın bir çalışanı imiş gibi davranın. Bunun için öncelikle işyeri kurallarını öğrenin. Giyiminiz, işyerine geliş gidiş saatleriniz, işyeri içerisindeki davranışlarınız, bu kurallara uygun olsun. Yukarıda belirttiğimiz faydalar, burada da geçerlidir.

          Son olarak eğer staj yapacaksanız, bilinçli bir şekilde yapın. Stajınızı bu şekilde yapmayacaksanız, tanıdık bir işyeri ayarlayın, size staj belgesini bir şekilde düzenlerler. Hiç olmazsa tatilinizi yarıda kesip, boşu boşuna zamanınızı harcamamış olursunuz. Sonradan çalışma yaşamına başladığınızda “keşke stajımı bilinçli şekilde yapsaydım.” demek yok ama…

  • İş aramadan önce..

    Posted by: Edition  :  Category: Kariyer

    Özgeçmişinizi oluşturmadan ve iş aramaya başlamadan önce ilk olarak yapmanız gereken kendinizi tanımak. Kendinizi tanımak size daha sonraki aşamalarda çok büyük kolaylıklar sağlar. Çünkü özgeçmişinizi oluştururken önemli olan geçmişinizi bir kağıda dökmekten çok geleceğinizi belirlemek. Gelecekte mutlu bir yaşantı sürmenin en önemli adımı ise huzurlu bir iş hayatı. İşinizdeki mutluluğunuz hayatınızın her alanına yansır. Kendiniz için en uygun işi seçmek, kendinizi işgücü piyasasında en iyi şekilde tanıtabilmek ve becerileriniz doğrultusunda işinizde başarılı olabilmek için kendinizi tanımanız gerek.

    Odak noktanızı belirleyin 
           Öncelikle boş bir kağıda kendinizi tanıtan bir yazı yazın. Bu yazı sizin istediğiniz formatta olabileceği gibi; Gerçekte ben kimim? Beni ne tanımlar? Beni şekillendiren şeyler nelerdir ya da kimlerdir? İhtiyaçlarım neler? Hedeflerim var mı, varsa neler? Güçlü ve zayıf yönlerim ne? gibi soruları yanıtlayan bir yazı da olabilir.

          Tüm bu bilgi toplama işlemleriniz bittikten sonra, hoşlanarak yapacağınız işlerin listesini çıkarın. Bu listeyi istediğiniz uzunlukta tutabilirsiniz.

          Örneğin: Halkla ilişkiler, pazarlama, muhabirlik, öğretmenlik, proje yöneticiliği…

    Becerilerinizin Farkına Varın
    İş Aramadan Önce       Hedefinizi belirlemeden önce becerilerinizin farkına varmak ve onları geliştirmek; hangi alanlara, hangi sektörlere ve hangi pozisyonlara uygun olduğunuzu belirlemek açısından çok önemlidir. Beceriler, faaliyet halindeki yeteneklerdir ve neyi yapmakta iyi olduğunuzu gösterir.

          Becerilerinizi ortaya koyduktan sonra, hangi alanlarda becerikli olduğunuzu, bir işletmenin ihtiyaç ve beklentileriyle örtüşüp örtüşmeyeceğini belirlemeniz gerek. Son olarak da bu becerilerinizi işverenler karşısında en iyi şekilde pazarlamanın yollarını aramaya geliyor sıra.

    Hemen harekete geçin 
           Ortaya çıkardığınız becerileri geliştirmek için hemen harekete geçin. Yapmanız gerekenleri teker teker gerçekleştirip, rakipleriniz arasından sıyrılıp işgücü piyasasında değerinizi artırırken, kendinize uygun olan pozisyonlar, iş alanları ve sektörler arasında araştırmanızı yapmak için mevcut iş ilanlarını inceleyin.

          Neleri yapmaktan keyif aldığınıza, hangi alanlarda başarılı olduğunuza, sizin için nelerin önemli olduğuna karar verip hedef belirleme aşamasına yaklaştığınızı hissediyorsanız, şimdiye kadar yaptıklarınızı dosyanızın içine yerleştirebilirsiniz.

          Tek yapmanız gereken bir klasör edinmek. Bu klasörün içine, gerçekleştirdiğiniz aşamalarda ne yaptıysanız ve de kendi içinizde yaptığınız yolculukta nelerle karşılaştıysanız bunları dosyalar halinde yerleştirmek. Kariyer seçiminizi yaparken bu dosyaları tekrar gözden geçirdiğinizde kaydettiğiniz yazıların size ne kadar yardımcı olduğunu göreceksiniz.

    Hayattaki amacınızı belirleyin ve bunun için oluşturmanız gereken amaçlarınızı yazın:

  • Not alın.
  • Belirgin ve küçük hedefler belirleyin.
  • Hedefleriniz inandırıcı olsun.
  • Hedeflerinizi planlamak başarmanın sadece ilk adımıdır. Bu sebeple hedeflerinizi davranışa dönüştürün.
  • Öz disiplininiz olsun.
  • Sevdiğiniz amaçlarınızı hedef edinin.
  • Hedeflerinize ulaşmak için bir son tarih belirleyin.

          Daha sonra, yapmayı düşündüğünüz işle ilgili bilgi toplayın. Böylece bilinçli kararlar verebilirsiniz. Örneğin, kendi işinizi kurmayı düşünüyorsanız, gireceğiniz pazarla ilgili bilgi toplayın ve halen o sektörde olan birileriyle konuşun.

          Önünüze tek bir kariyer hedefi koymayın. Becerileriniz ve bilgileriniz doğrultusunda birkaç tane kariyer hedefi belirleyin. Zamanla bunların arasından en uygun olanı ortaya çıkacaktır.

  • İş ararken dikkat edilmesi gerekenler..

    Posted by: Edition  :  Category: Kariyer

    Özgeçmişinizi hazırladıktan sonra artık iş aramaya başlayabilirsiniz. Her aşamada olduğu gibi, iş ararken de dikkat etmeniz ve bilmeniz gereken noktalar var. 

    İş aramak, sizin için bir “iş” haline gelmesin. İş aramanın birkaç etkili yolu:

  • İlgi alanlarınızı, becerilerinizi, başarılarınızı, tecrübenizi ve hedeflerinizi listeleyin.
  • Amacınıza göre iş arayın. Eğer amacınız yüksek bir maaş elde etmek ise, düşük ücretli işlere hiç bakmayın.
  • Fırsatın ayağınıza gelmesini beklemeyin.
  • İş aradığınızı etrafınızdaki herkesin bilmesini sağlayın.
  • İnternet’i kullanın.
  • Dönemsel işleri de dikkate alın. Daha sonra tam zamanlı çalışmaya geçebilirsiniz.
  • İş başvurularınızı mutlaka önyazı ile yapın.
  • İş ararken bazen cesaretiniz kırılabilir ve umutsuzluğa düşebilirsiniz. Olumlu düşünmeyi asla bırakmayın, çünkü size uygun bir iş mutlaka var.

    E-posta ile başvuruyorsanız bazı noktalara özellikle dikkat etmeniz gerekiyor: 

  • Dosya adı “cv.doc” yerine adınızı, soyadınızı, başvurduğunuz pozisyonu veya referansı içermeli.
  • Toplu gönderim yerine tek gönderim yapmalısınız.
  • Yazım hataları yapmamalısınız.
  • Ekli özgeçmişiniz veya bilgisayarınız virüslü olmamalı.
  • Konu bölümüne mutlaka açıklayıcı bilgi (referans, pozisyon, meslek, v.b.) yazmalısınız.
  • Halen çalıştığınız kurumun olanaklarını kullanmamalısınız.
  • Özgeçmişinizi güncel tutmalısınız.
  • cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Entertainment TOPlist TOPlist iPhone Topsites Vote for Us on Top Sites of America Web Sites List! Dmegs Directory Myspace Topsites Directory of Entertainment Blogs Galleries - CSS Top Sites here.
    Google PageRank
    Proxy Topsite - Myspace Proxies, Myspace Proxy, Unblock Myspace Fundamental Christian Topsites Vote this site for Top 50 Award Winning Web Sites List! Top Arcade Sites Toplist FIRST Topsite Best Scrapbooking Sites, Digital Scrapbooking, Scrapbook Supplies, Reviews, Awards Site Ekle, Toplist, Link Ekle, MP3indir, HikayelerMynet Webmasterim.Com arama motoru

    site ekle Vote fr uns auf der .:.:: Fun Topliste ::.:. Hier gehts in Bunnys Topliste Aradur.com | Arama Motoru Sitemiz WebKuyusu.com'da kaytldr.