Plevne’de Unutulmuş Bir Ordu

Posted by: Dream  :  Category: Kitap DünyaSı

Ödüllü romancı Okay Tiryakioğlu, yeni romanı ile okurlarıyla yeniden buluşuyor.

Plevne, Tuna nehri kıyısında küçük, şirin bir kent. Bulgarı ve Osmanlısı kardeşçe geçinmiş asırlarca. Plevne küçükse bile Rusya’nın hayali büyüktür. Dünyaya, Bulgarların Osmanlılarca katledildiği yalanını yayarak işgal etmek niyetindedir. Osmanlı hasta bir adamsa ve Plevne küçük bir kentse, bunu başarmak çocuğun elinden oyuncağını almaktan farksız diye düşünür Rus Çarı II. Alexandr. Daha sonra sırada İstanbul’a uzanıp Payitaht’ı ele geçirmek vardır. İşte Rusların, bu hayallerini gerçekleştirmek maksadıyla başlar 93 Harbi ya da Küçük Kıyamet.

Fakat işler Çar ve Generali Gourko’nun sandığı gibi yolunda gitmez. Zira hesaba katmadıkları kadar güçlü, inançlı ve zeki bir başkumandan vardır karşılarında: Gazi Osman Paşa.
Paşa” Plevne’yi kaptırmam” diyor demesine ancak komutasında bir emriyle ölmeye hazır birkaç bin askerden başka hiçbir kuvveti yoksa ne yapabilir? Kumandan’ın gözleri ufukta şimdi, öteleri, Payitaht’ı bekler durur. Daha çok küçükken babası Mehmet Efendi’nin kulağına usulca fısıldadıklarını önemsemiyor, bunlara inanmıyor sanki.

“Hayatta alışman gerekecek şeylerin başında gelir bu. Ayaklarının üzerinde durmana yardım edecek tek düşünce yalnız olduğundur. Ancak böyle olduğunu düşünerek sonuna kadar savaşabilirsin. Sana kimse yardım etmeyecek Osman, dostlarına da öyle; kimse kimseye yardım etmeyecek… İnsan yalnız yaşar ve yalnız ölür oğlum. Bunu bil, buna göre yaşa.”

Kumandan Gazi Osman Paşa, ümidini hiç kaybetmez. Sultan Abdülhamid’in yardımına koşacağını, ona takviye birlikler göndereceğini bekler durur askerleri birer birer eksilirken. Tahir Paşa, beklentisinin bir hayal olduğunu söylemesine rağmen, önünde Romenlerin, Ruslara yardım elini uzattığı yüz seken bin kişilik devasa bir Rus-Romen ordusu çarpışmaya hazır bulunca bile… Ve Plevne’de batan her güneşi, yardımsız geçen son akşam olacağına inanarak bekler.

Gazi Osman Paşa, eski ile yeni ordu arasındaki farkları görür, ıstırabı katlanır bu yüzden. Beynindeki gizli koridor, sık sık bu gerçeği hatırlatır ona.Destanlarda, menakıpnâmelerde anlatılan, düşmanın üzerine korkusuzca atılan mübarek yüzlü gazi ve şehitler nerededir şimdi?

“Etrafları korkaklar ve vatan hainleriyle çevrilidir. Elleri kolları bağlı bu seçkin vatan evlatlarına bu muamele reva mıdır?.. Nerededir komutanlarının bir tek emriyle gözünü dahi kırpmadan ölüme atılan tarihin o unutulmaz kahramanları?.. Ölüme, özlenen taze bir sevgilinin kollarına atılırcasına arzu ve heyecanla koşacak o yiğitlere ne olmuştur?.. Şehitlik heyecanıyla yerlerinde duramayan, o unutulmaz menkıbelerin kahramanları artık tükenmiş midir; yoksa… yoksa böyle insanlar hiç yaşamamış mıdır?.. Anlatılanların hepsi ölümün soğuk yüzü karşısında titreyen ürkek yürekleri avutmaya yönelik birer masaldan mı ibarettir?”

Yine de Plevne’den çıkmamaya kararlıdır Kumandan. “Yanacaksak hep beraber yanacağız1” diyecek kadar gözü kara.. Savunma tarihinde benzeri görülmemiş bir huruc harekâtı başlatırken de, erlerle tasta patates çorbasını paylaşırken de, insan üstü bir mukavemet gösterip sonunda pes eden firarilerin donmuş cesetlerine dağ yollarında rastlandığında onlar için de cenaze töreni düzenletirken de, harp meydanında en önde çarpışırken de aynı Osman Nuri’dir o.

Osmanlı ordusunun yoklukla, çaresizlikle imtihanıdır anlatılan. Hasta erlerin ve esirlerin üzerindeki battaniyeleri almak ve onları Bulgar kıyımına terk etmek mecburiyetinde kalmanın acısıdır öykülenen. Ve yürüyemeyecek haldeki hasta, çocuk ve yaşlıları, kapılarına haç işareti ve “Bu evde yaralılar vardır,” yazılı kâğıtlar asmaktan ve bunun işe yaramasını ummaktan başka bir yol bulmamanın çaresizliğidir.

Roman, Gazi Osman Paşa’nın Rus Çarı II.Alexandr ve Generali Gourko ile Beyaz General olarak anılan Skobelev’de hayranlık uyandıran cesaret dolu direnişini anlatmaz yalnızca. Yirmi yedi yaşında, entelektüel bir kimliğe sahip şık bir salon generali olan Binbaşı Ali Rıza’nın da öyküsüne sürüklenir okur. Ali Rıza, Plevne saflarında savaşmaya mecbur bırakılınca, yanlış mesleği seçtiğini anlar. Zira eli bir türlü silahına gidememektedir. Öyle ki komutanları, kendisinden bir Bulgar tecavüzcüyü öldürmesini istediklerinde annesiyle yaşadığı küçük evde, Dumas romanlarından birini okurken bulur kendini. Yaşadığı büyük acıyı ve yapamamanın, başaramamanın verdiği sıkıntıyı kimselere anlatamamaktan yakınır.

‘Ama her şey bitti işte,’ diye düşünmüştü, ‘şu ölüm emrini verdiğim andan itibaren, bir insanın kanı, benim de üzerime sıçramış olacak.’
Sonunda, “Komuta bende!..” diye bağırdığını duymuştu Osman Paşa’nın. Tabur Komutanı İsmail Bey’in, palaskasından geri çektiğini hissetmişti kendisini. Sonra tüfekler aynı anda patlamış, o zayıf beden, titreyen dizlerinin üzerine yığılıp tamamen hareketsiz kalmıştı. Hatalarının bedelini canıyla ödeyen bir insan vardı karşısında. Yaşadığı uzun yıllar boyunca yanlışlarının dönüşsüz acısıyla kıvranmış mıydı acaba bu beden?

Kendisiye savaşma, gerçek kimliğini bulma ümidiyle çırpınırken babası yerine koyduğu ve “kırkambar” olarak nitelediği Hakkı Çavuş yardım elini uzatır ona. Onun şefkat dolu telkinleri, Ali Rıza’nın, utanç yüklü savaşımında epey yol yürümesine vesile olur. Yaşadığı bu dönüşüm okuru da şaşırtır.

Ödüllü yazar Okay Tiryakioğlu’nun iç monologlar, ruhsal çözümlemeler ve iç hikâyelerle zenginleştirdiği bu kitabı okurken gerçeğin okullarda öğrenip ezberlediğimiz ruhsuz cümle dizelerinden ne kadar farklı olduğunun farkına varacaksınız…

Yazar : Okay Tiryakioğlu
Yayınevi : Timaş Yayınları
Sayfa Sayısı : 320
Etiket Fiyatı : 12,00 YTL
Bizde : 9,60 YTL
Kazancınız : %20
ISBN : 9789752637702
Basım Tarihi : Temmuz 2008

alıntıdır.

Mavi ışığın dansı

Posted by: Dream  :  Category: Kitap DünyaSı

Renklerin, suyun, bitkilerin gücünü bedeninizle buluşturucaksınız.

Mavi Işığın Dansı’, Işık Kırgız’ın kişisel deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı bir kitap. Yaradılış düzenindeki ışık ve sevginin gücünden bahsettiği kitabı için “iddia etmiyorum, sadece yaşadıklarımı yazdım” diyor.

Işık Kırgız, spritüel konulara yakın insanların tanıdığı bir isim. Ablası Filiz’in açtığı ve bitkisel ürünler satan ilk eczanelerden olan Sündüs Eczanesi de Kadıköylülerin bildiği bir yer. İstanbul Teknik Üniversitesi Temel Bilimler bölümünden mezun olan Kırgız, Moskova’da Bioenerji, Manuel Terapi, Fitoterapi, Arometerapi eğitimi alıp çeşitli seminer ve kurslara katılmış, bedenle beyin arasındaki enerjinin ışıkla olan köprüsünü kuran ‘ışık terapi’ kabinini oluşturmuş, Sağlıklı Yaşam Terapileri Derneği’nin kuruculuğunu üstlenmiş. Kitabında da ‘Mavi Işık Enerjisi’ni anlatıyor. Diyor ki;

Yaradılış düzeninde sadece ışık ve sevgi vardı.

Işık sistemlerini dünyaya taşıyan insan grupları, değişik karakter yapılarıyla birbirlerinden ayrılıyorlar.

Kendi fiziksel ve ruhsal bedenimizle barışık olmamız, aslında sadece kendi yaşantımız için değil, tüm kainat için de önem taşıyor.

Son dönemlerde enerjimizi daha fazla hissediyoruz. Bunun en büyük nedeni manyetik alanlar. Dalga boyları halinde yayılan her konuşma evrene dağılıyor. Konuşmalar hangi duyguyla beslenmişse o enerji bize tekrar geri geliyor.

Dünyanın manyetik alanına büyük ölçüde yerleşmiş olan karanlığın gücü önce beyaz ve sonrasında mavi enerji dalga boylarıyla tekrar ışığa dönüşecek. Tüm kainatı etkileyecek olan bu gelişimle ışık düzeni daha da yeni bir sistemle çalışmaya başlayacak…

İster inanın ister deli saçması deyin, aslında önerdiği şeyler içimizdeki enerjiyi ve sevgiyi keşfetmemiz, olumlu düşünmemiz, gülümsememiz, nefret, kötülük gibi olumsuz duygulardan arınmamız. Nefes almanın önemini, suyun etkisini, renklerin gücünü fark ederek yaşamamız.

TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOK!

Ne anlatmak istiyorsunuz ‘Mavi Işığın Dansı’ kitabında?

Hiçbir iddiam olmaksızın sadece yaşadığım, deneyimlediğim ve zihnime gelenleri yazarak hissettiklerimi paylaşmak istedim.

Mavi ışık varlıklarından söz ediyorsunuz her an yanı başımızda duran?

Öyle şeyler hissettim ve öyle şeyler girdi ki hayatıma, eğer bunları yaşıyorsam, var olduklarından eminim. Aslında hepimizin hami varlıkları, melekleri olduğuna inanıyorum. Biz onlarla ne kadar birlikte olmak istersek, o kadar bizimle birlikteler. Gözükmek veya hissetmek… Bunlar zaman içerisinde olan şeyler. Sadece biz ne istediğimizin ne kadar farkındayız? Tesadüf dediğimiz şeylerle hayatımıza giriyor ama aslında bana göre tesadüf diye bir şey yok. Biz onu kendi enerjimizle form değiştirerek hayatımıza alıyoruz.

Mavi ışık enerjisi ile yeni bir dönemin geleceğinden bahsediyorsunuz?

Bunların hepsi tabii ki bir varsayım. Sadece yaşadığım ve zihnimin söylediklerini kağıda geçirdim. İddia değil ama yaşadığım için güveniyor ve daha net söyleyebiliyorum. Ayrıca hiçbir şey için özel bir çaba göstermedim. Her şey o kadar kendiliğinden oluyor ki, olmadığı zaman da hiç sorgulamıyorum.

Bir müdahalede bulunmak yok!

Asla. Oluyorsa oluyor. Denize bir taş atıyorsunuz, o taş bir yere gidiyorsa gidiyor, niye gitmedi diye sormamak lazım, biliyorum ki o arkasından başka bir dalgayı getirecektir. Olmadıysa mutlaka bir nedeni vardır hayatımızı ilgilendiren. Zaman içerisinde anlıyoruz bunu. Onun için ‘hayırlısı gelsin’ lafı en güvendiğimiz laftır. Sıkıştırdığınız zaman, hayat size ciddi anlamda agresif davranıyor. Çok istediğinizde bir enerji blokajı olduğuna inanıyorum.

Sizin gibi düşünenler var mı etrafınızda?

İlahi sistem ya da kozmik sitemde gerekli olan zamanda, gerekli olan kişilerle mutlaka bir araya gelme durumu söz konusu. Zamanı geldiğinde bir araya geliyorsunuz. Çünkü o kişi, belki kapınızı açmak üzere size gelen bir görevli; sizi başka bir yere taşıyor. Ya da siz onu başka yere taşıyorsunuz. Ve bu döngü sürekli böyle devam ediyor. Dünyada son senelerde bu konularla ilgili niye çok ciddi bir değişim var? Artık böyle olması gerekiyor. Bizler birer aracız. Şu anda herkes bir şey yapıyor.

RENKLERİN GÜCÜ

Renklerin önemi ne?

Hayatta olmamızın en önemli sebebi renkler. Her rengin dalga boyu var. Kendi bedeninize üretip verdiğinizde o enerji kalıbı içerisine oturuyorsunuz ve birebir uyuyor. Siyah muhalif duyguların rengi. Yoğun ve ağır enerjiler taşır.

Ama hep siyah giyeriz biz, düğünlerde bile!

Siyah, hepimizin kalkanı çünkü. Bazen karamsarlığın içine kendimizi kapatmak için farkına varmadan elimiz siyaha gider. Bazen de güçlüyüm, ayaktayım, demek için. Tabii siyahın da kendine ait bir zarafeti var ama az giymek gerekir. Diğer renklerin bize vereceklerini bilsek, inanın siyahla olan arkadaşlığımızı hemen keserdik. Mesela kırmızı ve turuncu hayata bağlılığın ifadesi. Yaşam enerjisini yukarı çıkarır. Kırmızı hayatı layıkıyla yaşamayı seçtiğinizi, sevdiğinizi, kendinize göre doğrularınız ve kararlarınızın olduğunu, aktif bir yapınız olduğunu anlatır.

Yeşil Yol filmini seyrettiniz mi?

Seyrettim. Her kişide benzer özellikler var ama bazı kişilerde genetikten geliyor, daha açık oluyorlar. Siz ona gönüllüyseniz ve bunu hayatınıza istiyorsanız gelir. Bazıları şarkı söylemeyi sonradan öğrenir, bazıları anadan doğma söyler, bunun gibi bir şey. Herkesin hayatında olabilen bir sistemdir. Ne kadar isterseniz hayatınıza o kadarı girer.

En doğaüstü şey insan

Doğaüstü bir şey yok bu dünyada, en doğaüstü şey insan bence. Biz insan olmanın ve doğanın kıymetini bilemiyoruz. Farkındalığımızı yitirmeye başladık. Ciddi bir dejenerasyon içindeyiz. Niye olduğunu da bilmiyoruz. Çok yoğun bir koşuşturma. Gerek yok, kendimizi yok etme noktasına geleceğiz zaten. O kadar basit ki her şey. Sadece gülümseyerek baktığımızda bir şeye, enerji oluşmaya başlıyor, sevgiyi çağırmaya başlıyorsunuz. En büyük handikabımız sevgi enerjisiyle yoğrulmuyor olmamız. Sevgisiz olunca, kıskançlıklar, egolar, zaaflar, tutkular ve ihtiraslar başlıyor.
(Seda Kaya Güler)

alıntıdır..

Kozmik Bitkiler

Posted by: Dream  :  Category: Kitap DünyaSı

Kozmik bilim bitkileri konuşturuyor, Prof. Maranki’den “Şifalı Bitkiler”

Stratejik araştırmalar uzmanı Prof. Dr. Ahmet Maranki ile Fizyoterapist, Biyoenerji uzmanı, Ekstrasens ve İgleroterapist Elmas Maranki çiftinin kaleme aldıkları kitaplarla başlayan Sağlıklı Beslenme ve Sağlıklı Yaşam Süreci, kitlevi bir bilinçlenme hareketine dönüştü.

Geçen 2 yıl süre zarfında 500 bin km yol kat ederek yurtiçi ve yurtdışında yaklaşık 250 görüntülü konferans veren çift, 500 binden fazla kişiye doğrudan, yüz yüze, milyonlarcasına da TV, radyo ve yazılı medya aracılığıyla “sağlıklı düşün, beslen, yaşa” sloganıyla yaşam enerjisini arttırmanın ilmi ve pratik yollarını anlattı.

Maranki çiftinin “Noktalarla ve Masajla Mucizevi Tedaviler” kitapları yanında ana kitap olan “Kozmik Bilim ve Bilinçle Yaşam Enerjisi” adlı ilk kitabı da büyük ilgi görmüştü.

Maranki çifti, günümüzün geldiği bu noktada hastalık ve hastalanma oranlarının giderek artması sebebiyle bütün bu hastalıklara çözüm olabilecek “Kozmik Bilim Işığında şifalı Bitkiler” isimli bu kitabı hazırlayarak Yaşam Enerjisi serisine, dünya ve Türk literatürüne bir kaynak eser kazandırdı. Bu kitap bitkiler dünyasının bugüne kadar bilinmeyen yönleri ile eskimez eserleri günümüzün teknolojisiyle birleştirip, dünle bugünü barıştırarak insanlığın hizmetine sunmuştur.

Şifalı Bitkiler, Orta Asya Türk töresinden İbn-i Sina nın Fittü’l-Tıbbına, Tabib İbn-i Şerif’in Yadigâr’ından Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnâme’sine, Tıbb-ı Nebevi’den günümüzdeki en yeni araştırmalara kadar incelenmiş ve Kozmik Bilim metotları süzgecinden geçirilerek hazırlanmıştır.

Kitapta bitkilerin hususiyetleri, şifacılığı, kullanım ve kür uygulamalar bugüne kadar yazılmayan terkip ve metotlarıyla alternatifli olarak denenmiş olarak hazırlanmıştır.

450 sayfadan oluşan kitap dünden bugüne bitkiler dünyasının bilinmeyen yönlerini, mucizevi şifa reçetelerini ve hastalıklara karşı uygulanacak kürleri yazıyor.

1. Bölüm
Vücudumuzla İlgili Gerekli Bilgiler

2. Bölüm
Sağlıklı Beslenme Formülleri

3. Bölüm

Dünden Bugüne Bedeni Korumanın Kozmik Boyutları

4. Bölüm
A’dan Z’ye Bitkiler Dünyası

5. Bölüm
Bitkilerde Dünyasındaki Terimler, Deyimler Ve İfadeler…
Vücüdumuza Faydalı Enzimler, Vitaminler Ve Mineraller…

6. Bölüm

Meyve Ve Sebzelerdeki Şifalar

7.Bölüm

Hastalıklar Ve Şifaları

8. Bölüm

Bitkilerin Kirlian Fotoğrafları

9. Bölüm

Kâinat Eczanesinden Cosmic Bitkisel Besin Destek Hazır Ürünler
Bilim Bitkileri Konuşturuyor
Burçlar Tablosu
Kozmik Beslenme Tablosu

10. BÖLÜM

Ahmet Maranki Kimdir?
Elmas Maranki Kimdir?

alıntıdır.

Leylak Zamanı

Posted by: Dream  :  Category: Kitap DünyaSı

Her Cuma akşamı leylak rengi bir minibüs, içinde yedi yolcusuyla Dublin’den üç saat uzaktaki taşra kasabası Rathdoon’a doğru yola çıkar. Minibüsün hiç değişmeyen yedi yolcusundan her birinin diğerlerinin bilmediği gizli bir hikayesi, zorunlu bir yolculuk nedeni vardır. Paylaşılmayı bekleyen sırlar ve hikayeler..

Maeve Binchy gerçek dertleri ve sevinçleriyle son derece canlı karakterleri bir kez daha ustalıkla buluşturup her zamanki gibi öğretici ve keyifli, sıcacık bir roman sunuyor okurlarına…

 
Yazar : Maeve Binchy
Yayınevi : Doğan Kitap
Sayfa Sayısı : 176
Etiket Fiyatı : 9,00 YTL
Bizde : 8,10 YTL
Kazancınız : %10
ISBN : 9789759918255
Basım Tarihi : Haziran 2008

Çok okunan kitaplar

Posted by: Dream  :  Category: Kitap DünyaSı

Gündemi de sıcak olan Temmuz’da çok okunan kitaplar hangileri oldu?

Genelde tatil ve dinlenme dönemi olan Temmuz ayında çok okunan kitaplarda ilk sırayı Maeve Binchy’nin son romanı Leylak Zamanı aldı.

 

“Bildiğiniz düşündüğünüz her şey yanlış” diyen John Lloyd ve John Mitchinson Cahillikler Kitabı ile ezberleri bozarak listede ikinci sıraya yerleşti.

 

Yaşar Nuri Öztürk’ün  Allah İle Aldatmak kitabı listenin üçüncü sırasına gerileyerek, çok okunanlar içinde kalma çabasını sürdürüyor.

 

 

1- Leylak Zamanı - Maeve Binchy – Doğan Kitap

Konusu: Her Cuma akşamı leylak rengi bir minibüs, içinde yedi yolcusuyla Dublin’den üç saat uzaktaki taşra kasabası Rathdoon’a doğru yola çıkar. Minibüsün hiç değişmeyen yedi yolcusundan her birinin diğerlerinin bilmediği gizli bir hikayesi, zorunlu bir yolculuk nedeni vardır. Paylaşılmayı bekleyen sırlar ve hikayeler.

 

2- Cahillikler Kitabı - John Lloyd – John Mitchinson – NTV Yayınları

Konusu: Siz hâlâ iki tane burun deliğimiz olduğunu, Dünya’nın tek bir uydusunun bulunduğunu, beş duyumuz olduğunu, suyun renksiz olduğunu, Amerika’nın adının Amerigo Vespucci’den geldiğini ya da 36 Osmanlı padişahı olduğunu düşünüyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.

 

3- Allah İle Aldatmak - Yaşar Nuri Öztürk - Yeni Boyut

Konusu: Allah ile aldatmak; dini; çıkar, koltuk, baskı, egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur. İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı. Onun dini-imanı, Tanrısı, ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.

 

4- Kadından Kentler - Murathan Mungan - Metis Kitap

Konusu: Kadından Kentler, Murathan Mungan’ın 16 kentte geçen 16 hikâyeden oluşan yeni kitabı. İçinde İzmir, Adana, Trabzon, Bursa, Amasya, Ankara, Samsun, Sinop, Afyon/Denizli, Kırşehir, Diyarbakır, Erzurum, Kayseri, Gümüşhane, Mersin, Istanbul gibi kentlerde geçen on altı öykü yer alıyor.

 

5- Kod Adı Darbe – Zihni Çakır – Neden Kitap

Konusu: Türk demokrasi tarihinde yaşanan kesintiler, kimi zaman fiili müdahale kimi zaman da sanal darbe girişimleriyle kendini gösterdi. Siyasi ve ekonomik tarih incelemelerinde bu kesintilerin arka planları net olarak algılanamadığından, bu girişimlere zemin hazırlayan gizli yapılanmalarla mücadele yolları da geliştirilemedi.

 

6- Olasılıksız – Adam Fawer – April Yayıncılık

Konusu: Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘Olasılıksız’ tam size göre bir roman..

 

7- Ölmeden Önce Keşfetmeniz Gereken 5 Sır - John Izzo - Pegasus Yayıncılık

Konusu: Mutlu bir hayatı yaşamanın sırrını bilmek istiyorsanız, bunu mutlu olmayı başarabilmiş insanlardan öğrenin. Çoğunlukla yayınlanan televizyon programına dayanan bu kitap, kalıcı mutluluğu elde etmek için okuyucuyu içten ve samimi bir yolculuğa çıkarmaktadır.

 

8- Allah’sız Müslümanlık – Ömer Lütfü Mete – Profil Yayınları

Konusu: Müslümanlık, kişi için huzur ve mutluluk sağlayan bir tercih değil de, “Ürkütücü bir Tanrı’nın koyduğu külfetler bütünü” şeklinde yaşanırsa bu, gerçek bir dinin hedefleyebileceği durum olamaz.

 

9- Son Konuşma – Randy Pausch - Butik

Konusu: Pankreas kanseri, 3 ay ömür biçilen dünyaca ünlü bir bilim adamı; Ama her şeyden önce 1,2 ve 5 yaşlarında üç tane çocuğu olan ve onlardan -hele de şimdi-hiç ayrılmak istemeyen son derece duygusal bir baba; Gelecek yirmi senede çocuklarına öğreteceklerini, günün birinde onların sahiline vuracak bir şişeye sığdırmaya çalışıyor.

 

10- Empati - Adam Fawer - April

Konusu: Olasılıksız’ın yazarı Adam Fawer’ın yeni kitabı Sadece ‘isteklerinizin’ tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın. Edebiyat, bilim ve felsefe ruhunuza akacak, okudukça bağlanacak, bağlandıkça okuyacaksınız…

 

11- Pegasus Sırrı - Greegg Loomis – Pegasus Yayınları

Konusu: Birisi bir sırrı ne kadar süre saklayabilir? Peki ya eğer bu sır batı uygarlığının 2000 yıllık temel taşlarını yok edebilecek kadar önemli bir sır ise? Gregg Loomis tarafından yazılan bu kitapta işte böylesine nefes kesici bir olayın peşinden gidilmektedir.

 

12- Bitkisel Sağlık Rehberi - Prof.Dr.İbrahim Saraçoğlu - Saraçoğlu Danışmanlık

Konusu: Özellikle hemen hemen her gün mutfağınızda kullandığınız sebzelerin şimdiye kadar hiç bilmediğiniz yepyeni şifa veren yönlerini tanıyacaksınız. Bütün bunların dışında tanıdığınız veya adını duyduğunuz bir çok şifalı bitkilerinde yine yepyeni yönlerini tanıyacaksınız.

 

13- Ağrının Derinliği – Ece Temelkuran - Everest

Konusu: Bu kitap ne sadece Ermenilere ne de sadece Türkleredir. “Ağrı’nın Derinliği,” evsiz kalmanın, evinden uzak düşmenin acısını bilen, tahmin edebilen herkese yazılmıştır.

 

14- Suskunlar – İhsan Oktay Anar – İletişim Yayınları

Konusu: Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır.

 

15- Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini - Everest Yayınları

Konusu: Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.

 

alıntıdır.

Dahiler ve Aşkları

Posted by: Dream  :  Category: Kitap DünyaSı

Dahiler de sevdi ama mutsuz oldu.

‘Hayatta her şey yalan, buna aşk da dâhil’ diyen Aragon için ‘mutlu aşk yok’ken Mevlânâ, ‘Aşksız olma ki ölü olmayasın, aşkla öl ki diri kalasın’ der. Dante, âşık olmanın acılarını katmerleştirmesinden yakınırken Beethoven’in çektiği acıları yumuşatabilecek tek şey, aşktır. Çok sayıda yazar ve şairin emeğiyle ortaya çıkan ‘Dâhiler ve Aşkları’ adlı kitap, tarihte iz bırakan isimlerin aşka bakışını anlatıyor.

Aşk, insanlığın ilk zamanlarından felsefenin ve teknolojinin zirveye çıktığı çağlara kadar çözülememiş bir ’sır’ olarak yanı başımızda durur hep. Fânilere bahşedilmiş bir lütuf mudur, yoksa şu dünyada oyalanması için insanın ‘maruz’ kaldığı bir sarhoşluk hâli midir bilinmez. Ne olduğu sorusuna kitaplar dolusu cevap verilmiştir verilmesine de, insanoğlu için bir muamma oluşu bugün bile değişmemiştir aşkın. Eserlerine hayran olduğumuz dâhiler için bile böyledir bu. Doğu-Batı kültüründeki farklı algısından öte, aynı medeniyetteki insanlar arasında bile ne kadar farklı yansımaları olduğunu görmek, aşkı daha da bilinmez kılıyor şüphesiz.

Ş. Gâlib’in sözünü biraz değiştirerek söyleyelim: Bir kitap gördüm Mecnun isminde dâhiler, onda trajedinin adı hep aşk! Özcan Erdoğan da böyle düşünmüş olmalı ki, “Dâhiler ve Aşkları”  adlı yaklaşık 700 sayfalık bir kitap hazırlayarak, eserleriyle belleklerimizde yer etmiş ‘dâhi’lerin aşka bakışını ortaya koymuş. Louis Aragon’la başlayan kitapta, Beethoven’dan Oscar Wilde’a, Van Gogh’dan Rilke’ye, Leonardo da Vinci’den Mevlânâ’ya, Virginia Woolf’tan Karl Marx’a uzanan geniş yelpazede bir liste çıkıyor karşımıza. Ancak, Erdoğan’ın da belirttiği gibi farklı dünyalarda kriterleri değişkenlik arz eden bir kavram dâhilik. Kitap hazırlanırken genel kabuller üzerinden gidilmeye özen gösterilmiş. Elbette ki dışarıda kalan isimler olmuş. Bu isimler, dâhi olmadıkları için değil, gönül ilişkilerine dair bilgi bulunamadığı için listede yok.

Dünyanın belleğinde yer tutmuş bu sıra dışı insanları, aşkları ekseninde bir araya getirme gayreti başlı başına takdiri hak ediyor. Öte yandan kitabı, bu alanda ilk olması dolayısıyla bir yol açma gayreti olarak değerlendirmek daha isabetli olsa gerek. Kitapta heyecan uyandırıcı en önemli özellik, ‘içindekiler’ bölümüne bakınca karşınıza çıkıyor. Özcan Erdoğan, böylesine kapsamlı bir çalışmayı tek başına hazırlayıp kendi dünyasına hapsetmemiş. Her dâhiyi onu tanıyan, onunla gönül ve fikir bağı olan yazar ve şairlere yazdırmış ve okuyucuya da şimdiye kadar gördüğünden farklı bir pencereden dâhilere bakma imkânı sağlamış. Dâhileri yazan kalemlerin, onların hayatını ve eserlerini ne kadar iyi tanıdığı sayfalar ilerledikçe ortaya çıkıyor. Aragon’un hayatını ve sanatını ‘Elsa’dan önce’, Elsa’dan sonra’ diye ayırmanın ne kadar doğru bir tespit olduğu bunlardan biri mesela. ‘Das Capital’ yazarı Karl Marx’ın insanı şaşırtan duygusallığının yanında, dönemin tabuları yüzünden nişanlısı Jenny ile evlenebilmek için 7 yıl beklemesi ise bir başka ayrıntı. Bununla beraber; “Cinsellik aşkın çirkin yüzüdür” diyen Virginia Woolf’un acılarını anlamak; “Kendimden başka hiçbir eksiğim yok” diyen Kafka’nın, sevgilisi Milena ile buluşmak için telgrafa yazdığı ‘Else hasta’ şifresini çözmek; Goethe’ye ‘Genç Werther’in Acıları’nı yazdıran kadının kim olduğunu öğrenmek, bir okur olarak bize ‘dâhi’lerin dünyasına yaklaşma imkânı veriyor.

Kitapta sanat, edebiyat, bilim ve düşünce dünyasını bir şekilde etkilemiş 44 isme yer veriliyor. Bu isimlerin aşkla olan macerasını, 33 yazar/şair anlatıyor. Louis Aragon’u Bahadır Gülmez, Baudelaire’i Baki Ayhan T., Beethoven’ı Halim Şafak, Yahya Kemal’i Şeref Bilsel, Brecht’i Eren Aysan, Bukowski’yi Zate Zatturi, Chopin’i Neval Eyüboğlu, Salvador Dali’yi Özcan Erdoğan, Furuğ’u Haşim Hüsrevşahi, Goethe’yi Emel İrtem, Van Gogh’u Çiğdem Sezer, Nazım Hikmet’i Efe Duyan, Kafka’yı Asuman Susam, Frida Kahlo’yu Burcu Aktaş, Marx’ı A. Galip, Picasso’yu Derya Önder, Sylvia Plath’i Enis Akın, Rilke’yi Yüksel Pazarkaya, Shakespeare’i Betül Dünder, Oscar Wilde’ı Küçük İskender, Virginia Woolf’u Gonca Özmen ve Leonardo da Vinci’yi Funda Aksüt’ün kaleminden okuyoruz. Dâhilikle delilik arasındaki incecik çizgide gidip gelmiş bu isimlerin ortak yanı, aşkın peşinde bir trajediye sürüklenmiş olmaları. Görüyoruz ki, sırrı hâlâ çözülemeyen aşk, başı bulutlara değen ‘dâhi’lere bile diz çöktürüyor. Ve onların yenilgisi hayli trajik oluyor.

Aşkın dâhicesi..

Salvador Dali: ‘Büyük bir sanat eseri yaratmaya karar veren her iyi ressam, önce benim karımla evlenmelidir. Her erkek bir kadınla evlenebilir, fakat sadece Galya onun ruhunu iyileştirebilir.’

Baudelaire: ‘Benim gibi bir oğlu olan kadın bir daha evlenmemeliydi’ (Annesinin başka bir adamla evlenmesi üzerine).

Karl Marx: ‘… büyük kentler düşündüğümden daha da hareketli, ekonomi istatistikleri karabasandan daha ağır ve karışık. Sanat ise, Jenny kadar güzel değil.’ (Babasına yazdığı bir mektupta)

Franz Kafka: ‘Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla.’ (Milena’ya…)

Charles Bukowski: ‘Kadınlar her yere yanlarında aynayla gitmekten vazgeçtiklerinde, bana kadın haklarından bahsedilebilir belki.’

alıntıdır.

Gönlümün şirazesi bozuldu.

Posted by: Edition  :  Category: Kitap DünyaSı

Bir 25 Mayıs günü defterimin bir sayfasından başladım, ilk öyküyü yazmaya koyuldum. Son ve dokuzuncu öyküyü de yazıp bitirdiğimde tarih 11 Haziran’dı. O güne kadar yazmak isteyip de ertelediğim öyküler böylece kısa bir zamanda yazılmıştı. Tabii bunlar, ilk yazılışları, ham haliydi; trans halinde, coşkuyla yazılmıştı. Sonra bugüne kadar, bu öykülerle boğuşup durdum. İtiraf ediyorum, birçoğunda gözyaşlarımı tutamadım.

Daha önce Şerul’da Beklemek, Orada Yollarda adlı kitaplarını yayınladığımız Hasan Özkılıç, sıradan insanların yaşamını son derece içten ve yalın bir dille anlatıyor. Edebiyatımızın gerçekçi ve insancıl geleneğine bağlanan öyküleriyle Özkılıç bir kez daha okur karşısında. Gönlümün Şirazesi Bozuldu, hem ortaya çıkış serüveni, hem de sinemamızın ilgisini daha yayınlanmadan çekmesi nedeniyle çok ses getireceğe benziyor.

Can Yayınları

Yayına hazırlayan: Faruk Duman
Sayfa sayısı: 148
Fiyatı: 10 YTL

Şapkasız yalanlar.

Posted by: Edition  :  Category: Kitap DünyaSı

Siz mesela, aileniz, çocuklarınız, sonra karınız… Hiç düşündünüz mü, karınızın içinde daha kaç kadın var acaba?… Annenizin tarihinde sizden başka kaç adamın hikayesi yazılı?.. Sonra anneanneniz, halalarınız, teyzeleriniz… Cürümünüz nedir onların nezdinde?.. Aile kadınlarının hikayesinde neredesiniz?.. Bilmem farkında mısınız, kadınlar acayip kalabalıktırlar. Öyle kenarda köşede, kendi hallerinde göründüklerine aldanmayın, sandığınızdan çok daha kalabalık yaşarlar ve aslında şu koca tarihi gizli gizli onlar yazarlar. Biz tarih diye erkeklerin yazdığı anlı şanlı masalları okuruz, o başka… İster inanın ister inanmayın, henüz hiç bilmediğiniz daha çok hikâyeniz var. Ellerinde düzmece şecerelerle kimse kasım kasım kasılmasın boş yere! Değil mi ki kayıp masalların şehrindeyiz!.. Bu büyülü şehrin altında daha kaç şehir var doktor!.. Kaç büyü, kaç sır, kaç masal?.. O masalların içine saklı ne yalanlar var!.. Ne gerçekler!.. Bilseniz!..’Dostluk Hüznü Pay laşmaktır ve Yağmurun Yedi Yüzü’nün yazarı Süheyla Acar, Şapkasız Yalanlar’da bir İstanbul ailesinin beş kuşak kadınlarının öyküsü üzerinden okurlarını yüz yıllık sosyal tarihin içinde dolaştırıyor. 1908 yılında Haydarpaşa Garı’nın inşa edildiği günlerden başlayarak ve kadınların yüz yılın içindeki ayak izlerini takip ederek yaşam biçimlerinin, şehrin, dilin, mekânların ve aşkların değişen yüzüne bakıyor. Bu yüz yıla yayılan ve Ermeni sürgününden İttihat Terakki’ye, 6-7 Eylül olaylarından Kanlı Pazar’a, 70′li yıllardaki fabrika direnişlerinden Güneydoğu’daki savaşa dek uzanan siyasal tarih ise roman öyküsünün arka planını oluşturuyor. Masallarla yalanların birbirine dolandığı ve Haydarpaşa Garı’nın yüz yıllık kapısının dile gelip anlattığı öyküler, içimizde bir kez daha, yalnızca toplumsal tarihte değil kişisel tarihlerimizde de bilmediklerimizin bildiklerimizden daha çok olduğu kuşkusu uyandırıyor. Tıpkı roman kahramanlarından Gülüm’ün büyük bir hayal kırıklığı ve isyanla d ile getirdiği gibi: ‘Bize yalan söylemişler!.. Ne çok… Ne çok yalan varmış meğer!..’

Agora Kitaplığı

320 sayfa,
1. Basım, Mart 2008
ISBN: 978-605-006-019-5
Fiyatı: 18 YTL

Renk.

Posted by: Edition  :  Category: Kitap DünyaSı

Joseph ve Harriet Blackstone, 1860’lı yıllarda yeni bir yaşama başlamak ve zengin olmak için İngiltere’den Yeni Zelanda’ya göç ederler. Ancak ülkenin acımasız koşulları daha başından karşılarına büyük zorluklar çıkarır. Joseph sonunda altın bulduğunda, yerin altında kendisini bekleyen daha büyük zenginliklerin tutkusuna kapılır. Ailesini ve çiftliğini terk ederek yeni altın yataklarının peşine düşer…“Renk”, 19. yüzyılın ikinci yarısında Yeni Zelanda’ya altın aramaya gidenlerin bu sarı madene verdikleri ad. Rose Tremain de, Renk adını verdiği bu romanında, altın arayanların serüvenini anlatırken, yitip giden aşkları, düş kırıklıklarını, saplantıya dönüşen özlemleri dile getiriyor. Usta kalemiyle, Jane Campion’ın unutulmaz filmi Piyano’daki kadar çarpıcı bir atmosfer yaratıyor. Bu duyarlıklı serüven öyküsünü okurken, mutluluğun ne özveriler gerektirdiğini keşfedeceksiniz.

Can Yayınları

Çeviren: İrfan Seyrek
Yayına hazırlayan: Seçkin Selvi
Sayfa sayısı: 381
Fiyatı: 22 YTL

Anılar,düşler,düşünceler.

Posted by: Edition  :  Category: Kitap DünyaSı

Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung, 1957 baharında 81 yaşındayken, tüm bir yaşam öyküsünü meslektaşı ve yakın dostu Aniela Jaffé’ye anlatmayı kabul etti. O güne dek yaşamöyküsünü yazması yolundaki tüm önerileri geri çevirmiş olan Jung, belirli aralıklarla düzenlenen söyleşilerde, yaşamının hiç bilinmeyen yönlerini Jaffé’ye anlattı. İki yıldan fazla bir zaman kendini bu uğraşa adamakla kalmadı, 1961’deki ölümüne kadar kitabın son biçimini almasına katkıda bulundu.Anılar, Düşler, Düşünceler, insan zihninin en büyük kâşiflerinden birinin, yaşamının en gizli köşelerine kadar uzanan içten açıklamalarından oluşuyor. Bu benzersiz kitap, kişilik, rüyalar ve fanteziler ile din konusunda tüm insanlığı etkileyen düşünceleri geliştirmiş olan Jung’un, ilginç ve bir o kadar da saklı kişiliğini kendi ağzından gözler önüne seriyor. Önce hayranı olduğu, sonradan derin görüş ayrılıklarına düştüğü Sigmund Freud’la ilişkisine birinci elden ışık tutuyor.

Carl Gustav Jung’un özyaşamöyküsünü, fotoğraflar eşliğinde ve İris Kantemir’in Almanca aslından yaptığı çeviriyle sunuyoruz.

Can Yayınları

Çeviren: İris Kantemir
Yayına hazırlayan: Aniela Jaffé
Sayfa sayısı: 296
Fiyatı: 20 YTL

cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Entertainment TOPlist TOPlist iPhone Topsites Vote for Us on Top Sites of America Web Sites List! Dmegs Directory Myspace Topsites Directory of Entertainment Blogs Galleries - CSS Top Sites here.
Google PageRank
Proxy Topsite - Myspace Proxies, Myspace Proxy, Unblock Myspace Fundamental Christian Topsites Vote this site for Top 50 Award Winning Web Sites List! Top Arcade Sites Toplist FIRST Topsite Best Scrapbooking Sites, Digital Scrapbooking, Scrapbook Supplies, Reviews, Awards Site Ekle, Toplist, Link Ekle, MP3indir, HikayelerMynet Webmasterim.Com arama motoru

site ekle Vote fr uns auf der .:.:: Fun Topliste ::.:. Hier gehts in Bunnys Topliste Aradur.com | Arama Motoru Sitemiz WebKuyusu.com'da kaytldr.