Troya’yı görmemek ulusal bir eksikliktir
Bu ayıp da bana yeter. Sen tut başladıktan iki ay sonra gösteriye git… Troya’ya ilk gün gitmeliymişim. Sonra bir iki defa daha görmeliymişim bu ‘sahne olayını’… Görmeyen arkadaşlarımızla da ilişkilerimizi gözden geçirmeliymişiz…
Nedeni çok basit… Türkiye’de böyle bir üretim yapılabiliyorsa biraz mürekkep yalamış ne kadar ehli vatan varsa, olaya sahip çıkmalı…
Sevgili Ülkü Karaosmanoğlu’nun “Türklerin Troya’ya getirdiği evrensel yorum” dediği dans, müzik, kostüm ve dekor şöleni insanın göğsünü kabartıyor. Aynı gösteri New York’ta John Smith Efendi tarafından (böyle biri yok tabii ki…) sergilenseydi, dünya yıkılırdı… 8 yıldır Anadolu Ateşi kadrosunda görev yapan Perit Yançatoral (Achiles rolünde), 9 yıldır toplulukta olan Can Ocak (Hektor rolünde) ve Kral rolünde akıl almaz performansıyla Oktay Keresteci dünya starı olup çıkmıştı şimdiye; ya da müthiş bir göbek dansı ustası olan Sinem Güven…
Anılarım beni yıllar öncesine 80’lerin başına Şan Tiyatrosu’na götürdü. Rahmetli Egemen Bostancı’nın yapımını üstlendiği Sezen Aksu’lu gösterilere falan… Yonca Evcimik, Burçin Orhon gibi cesur üç beş arkadaşın kendilerini sahnelere atıp dans ettikleri yıllar geçti gözümün önünden. TRT’nin müdavimleri Oya Dans Topluluğu ve Tolga Han Dans Grubu’nu nasıl unutabilirim?..
Nereden nereye gelmiş iş… Broadway, Londra müzikalleri halt etmişler neredeyse…
En son geçen ay Hamburg’da Dirty Dancing’i seyretmiştik… Şişire şişire bir hal oldukları ‘yılın oyununu’… Keşke fırsatınız olsaydı da, karşılaştırabilseydiniz. O zaman abartmadığımızı daha rahat anlatabilirdim…
Mustafa Erdoğan’ı sadece bu muhteşem işi kotardığı, 200 kişilik kadroyu tereyağından kıl çeker bir maharetle yönettiği ve yaratıcılığı için kutlamıyorum. Aynı zamanda, gençleri yetiştirmeyi başardığı için (aynı gece ikinci bir ekip de Antalya Side’de Antik Tiyatro’da Anadolu Ateşi’ni sergiliyordu…) ve sponsorluk ilişkilerini aynı titizlikle götürmeyi başardıkları için de gönülden kutluyorum… Özellikle Vodafone, Vestel, Garanti Bankası, Florance Nightingale, Gloria Otelleri gibi ana sponsorları gösteri öncesi, sonrası ve basılı malzemelerde gayet güzel ‘göstermişler’…
Aspendos’un kapılarını Troya’ya açan Kültür ve Turizm Bakanlığı (Bu arada Antalya biletlerinin 150 bini satılmış durumdaymış) her türlü övgüyü hak ediyor. Bir özel tebrik de Vestel’e. Diğer sponsorlar bilinen reklam filmlerini salonda gösterim için verirken, Vestel özenmiş ve ‘iki efsane buluştu’ adını verdiği özel bir reklam hazırlamış. Çok da yakışmış… Keşke bu reklam filmini TV’lerde, sinemalarda da geçseymiş…
Troya’yı görmemiş olmanın bir eksiklik olduğunu, Troya’yı gördükten sonra daha iyi anlıyor insan…
Terim imparator mu, köle mi?
Çarşamba günü ‘Hasan Doğan’ın işi zor’ başlıklı yazıda sözünü etmiştik… Ne demişti Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan:
“Gruptan çıkamamak başarısızlık da değil, dünyanın sonu da değil. Buraya kadar gelmek başarıdır. Gruptan çıkamazsak bunu başarısızlık saymam. Ayrıca bu durumda kimseye de fatura kesmem. Bizim istikrardan yana planlarımız var.”
Bunu İsviçre maçı öncesi söylemişti. Bizim skor basını bu tür yaklaşımları değil, kelle almayı, vermeyi seviyordu oysa… Bir gün öncesine kadar takımı kötü yönettiği iddia edilen Fatih Terim’i yerden yere çalan bazı medya mensubu arkadaşların şimdi sesi çıkmıyor… İş mi bu?… Aynı teknik direktör bir imparator, bir köle… Bir göklerde, bir yerin dibinde… Adam nasıl çıldırmasın?.. Hasan Doğan’ın işi de onun için zor zaten…
Bilmem anlatabildim mi neden zor? Sade skora göre konuşmazsan işin her zaman daha zor bizde…
Ali Saydam
alıntıdır…



