Archive for the ‘Sağlık / Yaşam’ Category

Eğer metabolik hızım yavaşsa ne olacak?

Posted by: Dream   
Temmuz 1st,
2009

Vücut ağırlığınız genetik yapınızdan etkilenebilir, ama bu etki güçlü değildir. Dahası, kilo almaya yatkınlığa neden olan ya­vaş bir metabolik hızı miras almanın bir eksiklik ya da defo değil, faydalanabileceğiniz genetik bir hediye olduğuna inanı­yorum. Bu nasıl mümkün olabilir? Yavaş bir metabolik hız bütün hayvan türlerinde daha uzun bir ömür ile ilişkilendirilmiştir. Altmış bin ya da birkaç yüzyıl önce yaşayan ve metabo­lik hızı yavaş olan bir kişinin, o zamanlar yeterli kalori almak zor olduğundan, yaşama şansının daha fazla olduğu konu­sunda spekülasyon yapabiliriz. Örneğin, Mayflower adlı gemi ile kıyılarımıza yanaşan göçmenlerin çoğu ilk kış ölmüş­lerdir. Yeterli yiyecek bulamadıklarından, sadece genetik ola­rak metabolik hızı yavaş olanlar hayatta kalmışlardır.

Gördüğünüz gibi yavaş metabolik hıza sahip olmak her zaman kötü değildir. Bu iyi bir şey olabilir. Ama tabii ki, çok kalorili, az besinli diyetlerin hüküm sürdüğü günümüzde ya­vaş metabolik hız kötüdür. Günümüzün yeme şekilleri düşü­nüldüğünde bu durum, diyabet, kalp hastalığı ve kanser riski­nizi artıracaktır. Bununla birlikte, normal kiloyu korumak için doğru yiyecek seçimleri yapıldığında, metabolizması yavaş olan kişi daha yavaş yaşlanır.

Vücudumuz bir makine gibidir. Eğer makineyi sürekli yük­sek hızda kullanırsak daha çabuk eskir. Metabolizması yavaş olan hayvanlar daha uzun yaşadığından, metabolik hızımızı artıracak yüksek kalorili yiyecekler yemek sadece daha çabuk yaşlanmamıza neden olacaktır.
Geçmişte duyduklarınızın ve okuduklarınızın tersine ama­cımız bunların tam zıttı olmalıdır: İnce ve kaslı bir yapıyı korumak için gerekli olan miktarda az yemek ve böylece metabolik hızımızı yavaş tutmak.

Bu nedenle yavaş metabolik hızınız konusunda endişelen­meyi bırakın. Diyetten kaynaklanan yavaş metabolik hız sizin kilo probleminizin birincil nedeni değildir. Şu üç noktayı aklınızdan çıkarmayın:
1. Az kalori alınan dönemlerde, dinlenme zamanındaki metabolik hız biraz yavaşlar, ama bu kilo vermenizi önleye­cek kadar değildir.
2. Kalori alımındaki kısıtlamanın kalkmasından hemen sonra dinlenme zamanındaki metabolik hız normale döner. Aza­lan metabolik hız kalıcı olarak düşük kalmaz ve gelecekte diyet yapmayı zorlaştırmaz.
3. Diyet yapmaktan dolayı metabolik hızın aniden düşmesi, birçok fazla kilolu kişinin yaşadığı kilo alma/verme döngü­lerini açıklamaz. Kilodaki bu dalgalanmaların birincil nedeni, diyete başlamak ve bırakmaktır. Kişinin besin, lif ve fitokimyasallara olan biyokimyasal ihtiyaçlarını gerçek anlamda karşılamayan az kalorili diyetleri sürdürmek özel­likle daha zordur.”

Genetik olarak fazla kilolu olmaya eğilimli olan kişiler, yine genetik olarak hepimizden uzun yaşama potansiyeline sahiptirler. Bu kişilerin başarılı bir şekilde ömürlerini uzat­malarının yolu, besin ve lifler açısından zengin, az kalorili yiyecekler seçmekten ve yeterli fiziksel aktivitede bulunmak­tan geçer. Diyetinizdeki kalori başına düşen besin yoğunlu­ğunu metabolik hızınıza göre ayarlayarak yavaş metabolizmanızı kendi yararınıza kullanabilirsiniz. Yavaş metaboliz­manıza rağmen normal kilonuzu korumayı başardığınızda daha uzun bir ömür sürebilirsiniz.

alıntıdır

Sakın grip olmayın

Posted by: Dream   
Haziran 30th,
2009

Size 1,5 ile 5 gün arasında zaman kaybettiriyor…

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Viroloji ve İmmünoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, grip nedeniyle oluşan iş günü kaybının 1,5 ile 4,9 gün arasında değiştiğini, kayıpların toplum açısından büyük maliyetler yarattığını bildirdi.

Prof. Dr. Badur, yaptığı yazılı açıklamada, son 15 yıldır özellikle çocuklarda ve risk gruplarındaki kişilerde oluşturduğu olumsuzluklar üzerinde durulan gribin, son yıllarda çalışan kesim üzerindeki olumsuzluklarının da irdelenmeye başlandığını belirtti.

Son 13 yılın bilimsel makale taramalarının, gribin maliyetinin Almanya ve Fransa’da yılda 10-15 milyar dolara kadar yükseldiğini gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Badur, iş yerlerinde gribal enfeksiyonlara karşı mücadele etmenin ve salgın öncesinde gerekli tedbirleri almanın iş dünyası açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.

Avrupa Grip Gözlem Komitesi (EISS) ile Avrupa Hastalıktan Korunma ve Kontrol Merkezi’nin (ECDC) 2008 yılı başında Avrupa’daki grip dalgası konusunda kamuoyunu bilgilendirdiğini ve gerekli önlemlerin alınması konusunda uyarıda bulunduğunu anımsatan Prof. Dr. Badur, Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Bankası’nın da yayımladıkları raporda, grip ve kuş gribi konusunda uyarılarını tekrarladığını ifade etti.

Son 15 yılda, en fazla küçük çocuklarda etkili olan mevsimsel gribin, artık ciddi biçimde çalışan yetişkinler üzerinde olumsuz etkiler yarattığını ve iş gücü kayıplarına yol açtığını belirten Prof. Dr. Badur, şunları kaydetti:

”Gribin 3-4 günlük akut dönemini atlattıktan sonra işe dönen çalışanların performansı yüzde 80 düşüyor, tam olarak iyileşmeleri ise 1-2 haftayı buluyor. İş gücü kayıpları sadece yetişkinlerin kendi hastalığından kaynaklanmıyor, grip olan çocuklarına bakmak için evde kalan yetişkinlerin iş günü kayıpları da 7 güne kadar çıkıyor. Çocukları ile ilgilenmek zorunda kalan yetişkinler, iş yerine gelseler bile uykusuz oldukları için iyi bir performans gösteremiyor. Grip nedeniyle oluşan iş günü kaybı 1,5 ile 4,9 gün arasında değişiyor. İş günü kaybı ve hastalık sonrası işe dönen kişilerin düşük kapasiteyle çalışmaya devam etmelerinden doğan üretim kayıpları, toplum açısından büyük maliyetler yaratıyor.”

Gripten korunma ve aynı zamanda grip tedavisinin birçok etkili yöntemi olduğunu belirten Prof. Dr. Badur, açıklamasında, ”Gribin toplum üzerindeki ekonomik yükünü azaltmak için bu yöntemlerden faydalanılmalıdır. Özellikle toplu grip salgını ihtimalinin bulunduğu iş yerlerinde gerekli önlemleri almak, iş yeri sahibinin sorumluluğu olmalıdır. Bu bilinçle hareket etmek, iş yerlerindeki bu kayıpları da minimuma indirebilecek, diğer yandan da toplum sağlığı anlamında olumlu bir adım atılabilecektir” ifadesine yer verdi.

AA

alıntıdır

Yeni hastalığımız: Fibromiyalaji!

Posted by: Dream   
Haziran 30th,
2009

“Her tarafım ağrıyor”, “Sabah uyanamıyorum”, “Sürekli yorgunum” diyorsanız, okuyun…

Çağın hastalığı ‘fibromiyalji’ dünyada yaşanan ekonomik krizle birlikte tetiklendi! ‘Her tarafım ağrıyor’, ‘sabahları uyanamıyorum’, ‘sürekli yorgunum’ diyenlerin sayısı ekonomik krizden sonra arttı. Özellikle kariyer kadınının muzdarip olduğu ve ‘orta yaş’ hastalığı olarak bilinen fibromiyaljiklerin arasına ‘gençler’ de katıldı

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Aynur Özenir Başol; çağın hastalığı haline gelen ve ekonomik krizle birlikte artış gösteren kronik ağrı sendromu fibromiyalji hakkında şu bilgileri verdi:

Fibromiyalji nedir?
Yaşam kalitesini ciddi derecede bozan fibromiyalji; tükenmişlik sendromu, kronik ağrı sendromu veya kronik yorgunluk sendromu olarak tanımlanabilir. Yaygın kas ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik, uyku düzensizlikleri ve bazen de spastik kolit dediğimiz tuvalete çıkma problemlerinin eşlik ettiği kronik bir hastalıktır.

KALPLE YARIŞIYOR!
Günlük hayatı nasıl etkiler?
Kişilerde iş kalitesini düşürür, dikkat ve algılamayı azaltır. Yaşam keyfinizi etkilediği için motivasyonu ve verimliliği düşürür. Amerika’da yapılan istatistiklerde; iş gücü kaybına yol açtığı için, maliyeti en yüksek hastalıklar sıralamasında, kalp hastalıklarının ardından ikinci sırada yer aldığı belirlenmiştir. Yani ekonomiyi, iş hayatını ve gündelik yaşamı olumsuz etkileyen fibromiyalji için ‘çağın hastalığı’ diyebiliriz.

En çok kimlerde görülür?
Kadınlarda ve genç erişkin grupta çok sık görülür. Özellikle menopoz döneminde artış kaydediyor.

MÜKEMMELİYETÇİLER VE İŞKOLİKLER DİKKAT!
Neden daha çok kadınlarda görülüyor?
Kadınlarda değişen hormonal sistemlerin (adet dönemleri, menopoz) ortaya çıkardığı stres ve kaygı, baş edilmesi güç durumlara neden oluyor. Bu durum, hastalığın tekrarlamasında ve yerleşmesinde uygun zemin hazırlıyor. Kadınlarda menopoz ve stresin hastalık üzerindeki etkinliğini vurgulayan kortzol hormon çalışmaları da bunu desteklemektedir.

Kadınların adet dönemleri, menopoz ve hormonal dengelerdeki değişiklikler gibi fizyolojik etkenlere ek olarak; spor alışkanlığının olmayışı, evde vücutlarına fazla yüklenmeleri, aşırı temizlik yapmaları ya da sık sık ev eşyalarının yerlerini değiştirmeleri gibi etkenler fibromiyaljiye zemin hazırlıyor. Ayrıca soğuk-sıcak farkına maruz kalmak gibi çevresel etkenler de fibromiyaljinin nedenleri arasında sayılabiliyor.

Fibromiyaljinin nedeni nedir?
Nedeni tam olarak bilinmiyor. Daha çok hassas yapılı ve her şeyden çabuk etkilenen kişilik yapısındakilerde görülüyor. Mükemmeliyetçiler, işkolikler ve uygun olmayan çevresel faktörlerin olduğu ortamlarda çalışanlar (mimarlar, diş hekimleri, ofiste masa başı işi yapanlar, borsacılar, gazeteciler…) bu grubun içinde değerlendirilebilir.

GENÇLER DE FİBROMİYALJİK OLDU
Son dönemde bir artış var mı?
Fibromiyaljide son dönemde bir artış gözleniyor. Çünkü ekonomik krizle birlikte hayat standardımızı korumak için çalışma tempomuzu artırdık; artık neredeyse iki katı çalışıyoruz ve yoruluyoruz. Alışılan iş ortamını, hayat şartlarını kaybetmek de hastalığı tetikliyor. Günümüz koşullarında; kriz ortamında, her evden bir kişinin işini kaybettiği, yarı maaşla günlük yaşamı devam ettirebilme gibi kaygılara sahip olduğumuz bugünlerde, yorgunluk ve stresle birlikte bu hastalığın artış göstereceği de aşikardır.

Öte yandan son dönemde hastalık yaşı daha genç gruba da kaydı. Bunda; genç erişkin dediğimiz meslek okulu ya da üniversite bitirmiş, iş beklentisindeki gençlerin bu beklentilerinin gerçekleşmemesi ve gelecek kaygısı da etkili oluyor.

Ayrıca etrafımızdaki kişilerde sürekli işsiz kalma kaygısının yarattığı stres bizi de etkiliyor. Çalışma koşullarının ağırlığı, günlük yaşamın getirdiği zorlukların yol açtığı stresle tetiklenen hastalık; kişi koşulları değiştiremediğinde iyice durum kısır döngüye dönüşüyor ve iyileşmesi giderek zorlaşıyor. Çünkü stresle birlikte sürekli kasılan kişide, bir süre sonra kasın kasılma ve gevşeme kabiliyeti ortadan kalkıyor; sürekli kasılmış adeleye bağlı oluşan ağrı da kronik ağrı sendromuna neden oluyor.
Aynı zamanda nemli hava, soğuk, yorgunluk ve stres; iyileşme gösteren kişide, hastalığın tekrarlamasına da yol açıyor.

ÜÇ AYDIR ‘YORGUN’SANIZ DOKTORA GİDİN
Hastalık belirtileri nelerdir?
Hasta, ağrının bir yerden başlayıp bütün vücuduna yayıldığını ifade eder. Ağrı; yanıcı, sızlayıcı olarak tarif edilir. Uyku bozukluğu; çok uyuma, bazen uykusuzluk sonuçta derin olmayan ve dinlendirmeyen uykuyla birlikte kişinin duygu durumu bozulur. Yanıcı ağrılara bazen dengesizlik hissi, karın ağrısı ve tuvalete çıkma alışkanlıklarında değişiklik gibi şikayetler de eşlik eder.

Tanı nasıl konulur?
Bir hastaya fibromiyalji teşhisi koymak için; üç ay şikayetlerin ve belirtilerin devam etmesi gerekir. En az 12 noktada (ensede baş-boyun geçiş noktası, önde iman tahtasının yanı, omuz başları, dirsek dış yüzü, kürek kemiğinin iç yüzleri, bel kalça geçiş noktası, kalçada dış yan dış, diz iç kısımları vb.) ağrıya hassas olunması temel şarttır. Hastanın şikayetlerinin ve hikayesinin yanı sıra yapılacak tetkiklerle tanı konulur. Sık sık başka hastalıklarla karıştırılan fibromiyaljide, bu karışıklığı önlemek için yapılacak tetkikler büyük önem taşır.

Hangi doktora gitmek gerekir?
Fibromiyalji hastaları teşhis için romatoloji uzmanına, tedavi içinse fizik tedavi ünitelerine başvurmalı. Ancak komplike bir hastalık olduğu için tedavisinde birçok branştan destek alınabilir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon uzman hekiminin başkanlığında; psikolog, iş-uğraşı terapisti ve fizyoterapistten yardım alınır. Gerekli olduğunda diğer branş hekimlerinden konsültasyon desteği alınır ve tedavi multidisipliner şekilde yönlendirilir.

PATRONA DA İŞ DÜŞÜYOR!
Nasıl tedavi edilir?
Fizik tedavi, egzersiz, ilaç tedavisi büyük yarar sağlıyor. Ancak şikayetlerin durumuna göre çeşitli tedavi yöntemleri uygulanabilir. Örneğin; hastalardaki ruhsal dengesizlikler; asabi olmak, günlük problemleri çözmede güçlük, tahammülsüzlük ve hüzünlü ruh halinden, depresyona kadar ilerleyebilir. Bu sebeple tedavilerinde ruhsal durumunu düzenleyen ilaçlar kullanılır.

Hastalarda eşlik eden diğer bulgular arasında; kabızlık-ishal -karın ağrıları gibi irritabl barsak sendromu dediğimiz bulguların yanı sıra, sık idrara çıkma ve cinsel tatminsizlik ile isteksizlik de sayılabilir. Bu şikayetlerin varlığında, fizik tedavi doktorunun dışında, başka ilgili hekimlerden destek istenebilir.
Kas ağrıları için enjeksiyon tedavilerinden (nöralterapi) yarar gören hastada iyileşme durumunun uzun süreli olması için spor önerilebilir. Germe ve aerobik egzersizleri programa alınabilir, stresi de kontrol ettiği için yoga ya da tai-bo önerilebilir. Tedavi boyunca haftada üç gün-kırkbeş dakika yüzmesi de tedavinin başarı oranını artırır.

Fibromiyalji hastalarının yüzde 50’sinde tükenmişlik duygusu, baş etme güçlüğü ve dayanıklılıkta azalma vardır. Bu bulgularda ailenin ve iş çevresinin tedavi sürecinde destek olması gerekir. Aile, hastanın stresini azaltması ya da daha az yorulması konusunda; işverenler ise iş saatlerinin kişiyi daha az zorlayıcı şekilde düzenlenmesi ya da uygun iş pozisyonunun ayarlanması gibi konularda destek olabilir.

KENDİNİZE UYGUN HOBİ VE SPORU KEŞFEDİN
Fibromiyaljik olmamak için ne gibi önlemler alabiliriz? • Hava koşullarına uygun giyinme
• Havasız ortamlardan kaçınma
• Hava akımları arasında kalmama
• Sigaralı ortamlarda bulunmama
• Stresten kaçınma, stresle mücadele yollarını öğrenme
• Kendisiyle barışık yaşayabilmesi için gerekirse psikolog desteği almak
• Sağlıklı beslenme
• İş-dinlenme saatlerini uygun ayarlama
• Çalışma ortamını düzenlemek: Ergonomik koltuk, uygun yükseklikte masa, göz hizasında bilgisayar monitörü, dirseğin-kolun düşmesini engelleyen klavye gibi.
• Kendine uygun, gerçekten severek yapacakları ve relaks olabilecekleri hobiler edinmek
• Kendine uygun sporu yapma
• Yoga, yüzme, thai-chi ve tai-bo gibi ruh ve vücut bütünlüğü getiren aktiviteler yapmak

alıntıdır

Kenelerin sayısı bu yıl arttı mı?

Posted by: Dream   
Haziran 30th,
2009

Daha erken ortaya çıktılar.

Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bilal Dik, küresel ısınma nedeniyle bu yıl kenelerin daha erken ortaya çıktığını belirtti.

Prof. Dr. Dik, keneyle mücadelede önemli eksikler olduğunu, kene görülen yerlerde özellikle belediyelerin bilinçsizce ilaçlama yaptıklarını öne sürdü.

Bu ilaçlamaların, kenenin doğal düşmanları olan böcekleri de öldürebildiğini dile getiren Prof. Dr. Dik, bu nedenle, keneye karşı verilen mücadelede bilim adamlarının önerilerinin göz önünde bulundurularak, ilaçlama çalışmalarının yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Ancak bugüne kadar yapılan çalışmalarda, kene konusunda uzman bilim adamların görüşlerine yeteri kadar başvurulmadığını veya bilim adamlarının görüşlerinin yetirince dikkate alınmadığını savunan Prof. Dr. Dik, şunları kaydetti:

”Küresel ısınma nedeniyle bu yıl kenelerin daha erken ortaya çıktığı bir gerçek. Çünkü kene sıcağı sever. Örneğin geçtiğimiz yıllarda keneler mayıs ayında yoğun şekilde görülüyorsa, bu yıl havalar erken ısındığı için nisan ayında görülmeye başlandı. Bugün üzerinde en fazla durulan konu, kenelerin sayısının geçtiğimiz yıllara göre artıp artmadığı… Türkiye’de sistemli bir kene taraması yapılamadığı için, ‘Önce ne kadar kene vardı, şimdi sayıları arttı mı?’, bunu bilemiyoruz. Tek bildiğimiz şey, Sağlık, Tarım ve Köyişleri, Çevre ve Orman ile İçişleri Bakanlıklarının iyi bir ortak organizasyonla, bilim adamlarıyla birlikte kapsamlı bir keneyle mücadele programı uygulamaları gerektiğidir. Bu organizasyon maalesef bugüne kadar başlatılmadı.”

-KENT İNSANI KORKUYOR AMA ASIL TEHLİKE KIRSAL KESİMDE-
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsü taşıyan kenelere karşı asıl duyarlı olması gereken kişilerin, tarım ve hayvancılıkla uğraşan kırsal kesimdekiler olduğunu dile getiren Prof. Dr. Dik, ”Bu konuda özellikle duyarlı olması gereken hayvancıların çoğu, hayati riskle karşı karşıya olmalarına rağmen kenelere aldırış etmiyor. Bunun korkusunu yılda birkaç kez kırlara pikniğe giden kent insanı yaşıyor. Keneye karşı büyük riskle karşı karşıya olan kırsal kesim, bu ölümcül virüse ve kenelere karşı bilinçlendirilmelidir” diye konuştu.

AA

alıntıdır

Neden ağlarız?

Posted by: Dream   
Haziran 29th,
2009

İnsanlar duygularını, üzüntülerini, sevinçlerini, korkularını bazen dışarıya ağlayarak yansıtırlar.

Ağlamanın nedenlerini araştıran bilim adamları insanların neden ağladığı sorusunu şöyle yanıtlıyorlar:
3 farklı tür gözyaşı üretiyoruz.

Temel gözyaşı göz küresini yağlıyor ve onu kayganlaştırır. Bu gözyaşları bir günde sürekli olarak yaklaşık 300 mililitre üretiliyor.

Refleks gözyaşları fiziksel veya kimyasal uyarana karşı tepki olarak üretiliyor ve tahriş eden nesneleri gözyaşlarıyla uzaklaştırıyor.

Üçüncü tür gözyaşı ise duygularımızın yoğunluğuna bağlı olarak oluşuyor. Bu gözyaşı bezlerine nörotransmiter gönderen beyinde bulunan kraniyal siniri harekete geçiriyor. Bu aynı zamanda gözyaşının akışını artırmak için hazır bulunan yüzdeki kan basıncını artırıyor.

Duygusal gözyaşları yüksek seviyede manganez ve prolaktin (normalde insanlarda süt üretmek için mamal bezleri harekete geçiren) hormonu içeriyor. Ağlamak bizi içimizdeki endişelerden uzaklaştırır. Ağladıktan sonra ferahlar, içimizdeki kargaşayı akışına bırakır ve dikkatimizi zihinden uzaklaştırıp fiziksel olana odaklarız.

alıntıdır

Kanseri önlüyor, zayıflatıyor, kalbe iyi geliyor

Posted by: Dream   
Haziran 29th,
2009

Yaz mevsiminin vazgeçilmez meyvelerinden karpuz, içeriğinde bol miktarda bulunan ”laykopen” maddesi nedeniyle kanser türlerine karşı etkisinin yanı sıra kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine de yardımcı oluyor.

Karpuzun yüzde 95′inin sudan oluştuğunu bildiren uzmanlar, temizleyici özelliği nedeniyle böbrekleri çalıştırdığını ve idrar söktürdüğünü belirtti.
Yaz mevsiminde insanlara bol miktarda karpuz tüketmelerini tavsiye eden uzmanlar, ”laykopen” maddesinin antioksidan özelliği nedeniyle kansere karşı koruma sağladığını ifade etti.

Kansere yol açan en büyük sebeplerden birinin doku ve organların zararlı maddeler nedeniyle hasar görmesi olduğuna dikkat çeken uzmanlar, karpuzun içeriğinin zararlı toksinlerin sağlıklı doku ve organlara bağlanmasını engellediğini bildirdi.

-ZAYIFLAMAK İÇİN İDEAL-

Uzmanlar, karpuzun besin değerinin kabuğunda saklı olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:

”Bu nedenle, olabildiğince kırmızı etli kısmın altındaki beyazımsı kısmı tüketmeye bakmalısınız. Kısa sürede çok kilo vermenin bir yolu da karpuz rejimi yapmaktan geçiyor. Bol miktarda su içermesi, şeker barındırması ve boşaltımı hızlandırması gibi özellikleri nedeniyle kilo vermeyi sağlayabiliyor. Ancak süreyi kısa tutmak ve tek yanlı bu beslenmeye yüklenmemek koşuluyla.”

Karpuzun besin değeri açısından da oldukça zengin bir meyve olduğunu belirten uzmanlar, orta boy bir karpuzdan kesilen ince bir dilimin 6.4 gram kanbonhidrat, bir miktar protein ve yağ ile 26 kalori içerdiğini bildirdi.

Karpuzun yüksek miktarda su içerdiğini ve hazmı kolay olan bir meyve olduğu için de sık tuvalete gidilmesini ve buna bağlı olarak vücuttan atık maddelerin daha sık dışarı atılmasını da sağladığını anlatan uzmanlar, karpuzun bu özelliklerinden yararlanmak için yemeklerden çok önce, mide boşken tüketmek gerektiğini söyledi.

Karpuz çekirdekleri de içinde bulunan ”cucurbocitrin” adlı maddeyle kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olduğunu ifade etti.

Uzmanlar, yağ ve kolestrol içermemesi ve kalorisinin de düşük olması nedeniyle yaz aylarında yapılan diyetlerde özel bir yeri bulunan karpuzun tüketilmesi için olgunlaşmış olmasına özen gösterilmesi gerektiğini bildirdi.

Tatlı, sulu ve olgun bir karpuz seçmek için kabuğunun renginin parlak değil, mat olmasına ve tırnakla hafifçe kazındığında yeşil kısmının kolayca çıkmasına, toprağa oturan kısmının renginin açık sarı olmasına dikkat edilmesi gerektiği belirtildi.

Uzmanlar, kesilerek alınan karpuzun içinin renginin parlak kırmızı, çekirdeklerinin de koyu kahverengi veya siyah renkte olmasına dikkat edilmesini istedi.

alıntıdır

Sırada hangi felaket var?!

Posted by: Dream   
Haziran 29th,
2009

Domuz gribinden sonra hangi felaket gelecek?

Domuz gribi salgınının genetik araştırmasını yürüten İngiliz bilimadamları için önümüzdeki 3 ay çok kritik geçecek.

Çok yakında domuz gribinin geleceğinin nasıl olacağını tahmin edebileceğiz.
BBC Focus dergisinde yer alan habere göre, İngiltere’den ve şehir dışından toplanan virüs örnekleri bazı laboratuarlar tarafından analiz edilecek. Virüsün DNA’sının detaylı bir şekilde incelenmesi, gelecekte ne olacağını tahmin etmemiz için yardımcı olacak.

Genom dizisinin inceleneceği laboratuarlardan birinde çalışan virolog Dr. Paul Kellam, ” İlk şey virüsün içinde ne kadar genetik değişim olacağını bulmamız olacak. Bu değişim, virüsün süratle uyum sağlayıp sağlamadığını, biçiminden uzaklaşıp uzaklaşmayacağını gösterecek. Ancak, biz şimdiden bir aşı geliştiriyoruz” dedi. Diğer bileşenin spesifik genetik değişim olduğunu belirten Kellam, “İnsanlarda artan DNA kopyalamasıyla ya da ilaç direnciyle ilişkili herhangi bir genetik değişimi görüyor muyuz?” sorusunun cevabını arayacaklarını açıkladı.

Bunlar önemli sorular, çünkü virüsün ikinci dalgası soğuk havanın virüsü kuvvetlendirdiği sonbahar ve kış gribi mevsiminde geri dönecek. 1918 yılında, 50 milyon kişiyi öldüren İspanyol gribi ilk salgınla başladı, soğuk hava geldiğinde daha öldürücü bir dalga oluştu. Böyle bir duruma hazırlanmak için, bilimadamları domuz gribini Güney yarımkürenin kış mevsiminde daha yakından gözlemleyecek.

İlk kez bilimadamları, bir virüsün yayılmasını ve detaylı şekilde genetik dizisini izleyecekler.

alıntıdır

25 ölümden biri alkol yüzünden

Posted by: Dream   
Haziran 29th,
2009

Dünya genelinde kaydedilen her 25 ölümden en az 1 tanesinin alkol kaynaklı olduğu bildirildi.

Toronto Akıl Sağlığı ve Bağımlılık Merkezi uzmanlarından Dr. Jurgen Rehm başkanlığında bir ekip tarafından yapılan araştırmanın sonuçları, dünyaca ünlü The Lancet tıp dergisinin son sayısında yayımlandı.
Alcohol and Global Health başlığı ile yayınlanan araştırma hakkında konuşan Dr. Rehm, “Artık dünyada daha fazla insan alkolden uzak duruyor. Bu durum, alkol satışı ya da dağıtımının yasak olduğu İslam ülkelerinde olduğu kadar, gelişmiş toplumlarda da giderek yükseliyor” dedi.

Dr. Jurgen Rehm, şunları kaydetti:

“Alkolün kansere neden olduğu bilinen bir gerçek. Alkol nedenli iş ve trafik kazaları, nöropsikiyatri rahatsızlıkları ve alkole olan bağımlılık, her zaman öldürmese de insanları iş göremez hale getiriyor. Ancak baş ve boyun bölgesindeki habis tümörler, mide, kolon ve göğüs kanseri vakalarında alkolün aşırı ve olumsuz etkisi var.”

Aşırı alkolün karaciğer ve kardiyovasküler sistem üzerinde de ölüme neden olduğunu söyleyen Rehm, konuyla ilgili görüşlerini şöyle açıkladı:

“Dünya genelinde insanlar, her yıl ortalama olarak benzinlerde kullanılan etanolden 6.2 litre soluyorlar. Bu da herkesin haftada 12 şişe bira ya da orta boy şarap içmesi ile eşdeğerde. Dünyada 25;te 1 olan alkol kaynaklı ölümler, Avrupa ülkelerinde 10;da 1;e yükseliyor. Avrupa ülkeleri arasında da eski Sovyet cumhuriyetleri 7;de 1 ile ilk sırada. Bu ülkelerde her yetişkin günde ortalama 1 şişe votka tüketiyor.”

Dr. Rehm, alkol bağımlılarının, aynı zamanda sigara tiryakisi olmaları hususunun, araştırma kapsamında olmamasına rağmen çok önemli bir nokta olduğuna işaret ederek, “Alkolün hayatımız üzerindeki risklerini yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Alkolün yasaklanmasını talep edemeyiz ama, hiçbir şey de sağlığımızdan önemli olamaz” ifadelerini kullandı.

alıntıdır

‘Umut vaat eden’ kanser terapisi

Posted by: Dream   
Haziran 26th,
2009

Araştırmacılar, yeni bir tür kanser ilacının ilk denemelerinde yüksek düzeyde olumlu sonuç alındığını duyurdu.

“Olaparib”, BRCA1 ve BRCA2 genlerinin mutasyonlarından kaynaklanan; ilerlemiş meme, yumurtalık ve prostat kanserlerinin kalıtımsal türlerini taşıyan 19 hastaya verildi.
Daha önce hiçbir tedaviye yanıt vermemiş hastalardan 12’sinde tümörler ya küçüldü ya da istikrarlı bir seviyede kalması sağlandı.

Kanser Araştırmaları Enstitüsü’nün önderliğinde yapılan araştırmanın ayrıntıları New England Tıp dergisinde yayınlandı.

Yeni bir tür kanser ilaçları kapsamında olan Olaparib, kanserli hücreleri hedef alırken sağlıklı hücrelere nispeten dokunmuyor.

İlaç şirketi AstraZeneca’dan araştırmacılar, hastalarda kemoterapiyle kıyaslandığında pek az yan etki gözlendiğini belirtiyor.

Araştırmacı Dr Johann de Bono, ilacın tümörlerin küçülmesinde sağladığı başarı karşısında, şimdi daha büyük denemelere tabi tutulması gerektiğine dikkat çekti.

De Bono, “bu ilaç, zaten bir çok alışıldık tedaviyi denemiş olan hastalara daha uzun süre kanserin semptomlarından ve büyük yan etkilerinden uzakta kalma imkanı veriyor” diye konuştu.

Örnek vaka

62 yaşındaki Julian Lewis, prostat kanserinin ileri aşamalarında olduğu belirlendikten sonra olaparible tedavi edildi.

Bir iki ay içinde kanındaki kanseri gösteren kimyasallar en düşük seviyeye indi ve iki yıldır da düşük seviyelerde.

Kemiklerindeki ikinci tümörler de neredeyse tamamen kayboldu. Lewis mide bulantısı gibi hafif yan etkiler yaşadığını söylüyor. Lewis, “Mümkün olduğunca bu tedaviye devam edeceğim. Bunun amacı kısmen kanser hücrelerimi takip altında tutmak ama daha büyük bir amacı daha var: O da bu ilacın güvenli şekilde insanlar üzerinde ne kadar süreyle kullanılabileceğinin anlaşılmasına yardımcı olmak.”

Tedavi nasıl yapılıyor?

Olaparib, kişiye özel tedavi tekniği kapsamında başarı sağlanmış ilk ilaç.

Bu yöntemle vücudun kendi moleküler zayıflıklıları olumlu bir etki elde etmek amacıyla kullanılıyor.

Mevcut tedavi kapsamında “Olaparib”, normal hücrelerin DNA’larındaki hasarı gidermek için çok farklı yollar izlemesi gerçeğinden hareket ediyor. Bu yollardan biri, tümörlü hücrelerde BRCA mutasyonlarınca zaten etkisiz kılınmış durumda. Olaparib, PARP adlı bir enzimi kullanarak onarım yollarından birini bloke ediyor.

Bu durumdan etkilenmeyen normal hücreler, sağlıklı BRCA genlerinin kontrolündeki alternatif onarım mekanizmalarını devreye sokabiliyor. Ama BRCA yolu genetik mutasyonla etkisiz kalan tümörlü hücreler, alternatif bir onarım yolu bulamadıkları için ölüyorlar.

Profesör Stan Kaye, şimdi ilacı meme ve yumurtalık kanserlerinin daha yaygın türlerinde denemeyi planladıklarını ve bunlarda da olumlu sonuç almayı umduklarını dile getirdi.

alıntıdır

İnsan zekasının bedeli kanser

Posted by: Dream   
Haziran 26th,
2009

“İnsan, zekasının bedeli olarak kansere yakalanıyor” ilk bakışta çok kışkırtıcı bir tez olarak görünüyor. Ama ABD’li bilim insanları, insan ve maymun genleri üzerinde yaptıkları uzun deneylerde bu sonuca vardı.

ABD’de Georgia Teknoloji Enstitüsü’nün araştırmasına göre, maymunların neredeyse kanser hastalığına hiç yakalanmamasının nedeni olarak beyinlerini kullanmamaları gösterildi.

İnsan ve maymunların gen yapısı hemen hemen aynı. Ancak maymunların sadece yüzde 2’sinde tümöre rastlanıyor. Buna karşın tümör görülen her 5 kişiden biri hayatını kaybediyor. Bu durum bilim adamlarını araştırma yapmaya itti. ABD’li uzmanlar insan ve maymun genleri üzerinde yaptıkları araştırmada, insanda tümöre daha sık rastlanmasının nedeni olarak, hücre yapsının daha karmaşık olması ve beynini daha aktif olarak kullanmasını gösterdi. Yani zeka düzeyi artıkça, kansere yakalanma riski de artıyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl 7 milyon kişi kanser hastalığından yaşamını yitiriyor. Yine her yıl 12 milyon insan bu amansız hastalığa yakalanırken, 25 milyon kişi de bu hastalıkla birlikte hayatını sürdürmek zorunda kalıyor.

alıntıdır

« Previous Entries    |    


                                     
>>>>>HeadMy<<<<< cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Entertainment TOPlist TOPlist iPhone Topsites Dmegs Directory Myspace Topsites Directory of Entertainment Blogs Galleries - CSS Top Sites here.
Google PageRank
Proxy Topsite - Myspace Proxies, Myspace Proxy, Unblock Myspace Vote this site for Top 50 Award Winning Web Sites List! Top Arcade Sites Toplist FIRST Topsite Best Scrapbooking Sites, Digital Scrapbooking, Scrapbook Supplies, Reviews, Awards Webmasterim.Com arama motoru

site ekle Vote fr uns auf der .:.:: Fun Topliste ::.:. Hier gehts in Bunnys Topliste Aradur.com | Arama Motoru Sitemiz WebKuyusu.com'da kaytldr.
Online Saya
toplist
Hayvanlar Alemi site ekle

Site Ekle

mirc indir Taxi-Love: rencontre par webcam, rfrencement annuaire, topliste 100% gratuit Top Real Estate Agents Click to Vote - Top 300 Jpop Sites! Pixel Rating JunkyTopsites Harry Potter Topsites Fundamental Christian Topsites Toplist