Squash.

Posted by: Edition  :  Category: Spor Dalları

Squash ana kuralları:
Raketinizle vurduğunuz top, ön duvardan geri gelmeli ve alt out çizgisinin (tin) üzerine vurmalı, aynı zamanda dört duvarı çevreleyen üst out çizgilerinin de altanda kalmalıdır. Oyuncu duvardan gelen topa direk vurmak (volley) veya bir kez yerden sekmesine izin vermek durumundadır. Mücadele (rally) topu karşılayan için şu durumlarda sona erer:

1. Topun yerden iki kez sekmesine izin verirse.

2. Alt out çizgisine (tin) veya altına topu vurursa, aynı şekilde topu üst out çizgisine veya dışına vurursa.

3. Ön duvara topu ulaştıramaz ise.

Oyunun normalinde top ön duvar ağırlıklı oynanır, ancak ön duvara ulaşan arka ve yan duvarlardan gelen vuruşlar da geçerlidir. Böylece squash oyunun önemli bir özelliği ile karşı karşıya kalıyoruz, “açılar”. Buna göre oyuncular sadece topun ön duvara gidişini ve sekişini değil, açıları da göz önüne almaları gerekmektedir. Squash oyunuda sayıyı servisi atan taraf kazanır, mücadeleyi (rally) servisi karşılayan kazanır ise servis el değiştirmiş olur. Servisi atan oyuncunun skoru önce söylenir, 5-7 gibi bir skorda servisi atanın 5, karşılayanın ise 7 panı olduğu anlaşılır. 9 puana ilk ulaşan oyunu kazanır, ancak oyun önceden 8-8 ise o zaman servisi karşılayacak olan taraf 9 veya 10 olarak bitiş skorunu seçebilir. Maçlar 3 set üzerinden 2 set kazan (best of three) veya 5 set üzerinden 3 set kazanan (best of five) şekilinde oynanır. Bazı maçlarda set sayıları 15 üzerinden oynanmakta, ancak yapılan her hata sayı ile değerlendirilmektedir.

Maça Başlarken

Servisi ilk atacak oyuncu genellikle raket çevirme ile belirlenir. Raket üzerindeki belirgin bir işaretin ters veya düz tahmini ile yapılır. Böyle belirgin bir işaret yoksa para atışı yapılabilir.

Geçerli Servis

Top servis çizgisinin (cut line) üzerine vurduktan sonra sahanın rakip çeyrek alanının içine düşmesi gerekmektedir. Üst out çizgisine veya onun dışına da vurmaması gerekir. Aksi durumunda servis el değiştirir (hand-out).
Oyuna başlayan veya servis atma hakkını alan kişi istediği taraftan (sol veya sağ) servisi atabilir, ancak sayıyı kazanırsa diğer servis alanına geçer.

Ayak Hatası

Servisi atan kişinin bir ayağı servis kutusunun tam içinde olması gerekmektedir; aksi durumunda ayak hatası (foot fault) yapmıştır, servis el değiştirir. Eğer squash dar alanda oynanan son derece mücadeleci ve hızlı bir oyun olmasaydı kuralları da daha basit olurdu. Squash kuralları iki oyuncunun (çiftlerde dört oyuncunun) birbirlerini engellememelerini dürüst ve emniyetli oynamalarını düzenler. Bir engelleme pozisyonunda engellenen oyuncu durmalı ve let istemelidir (oynanan oyunun tekrarını istemek). Oyuncu engellendiği sırada oyuna devam ederse veya sonrasında vuruş denemesinde bulunursa let isteyemez. Hakem pozisyonun let, no let, veya stroke olduğuna karar verir. Hakem bulunmayan maçlarda kararları oyuncular kendi aralarında verirler.

No Let

Aşağıdaki durumlar oluştuğunda hakem “no let” kararı verecektir:

1. Eğer oyuncu topa yetişemeyecek durumda idi ise.

2. Eğer oyuncu topa yetişebileceğini gösterecek yeterli hamleyi yapmadı ise.

3. Eğer oyuncu vuruşa kalkışmış ve ıskalamış ise, karar “no let” olur. Ancak vuruştan önce raket rakibe değer ve hemen let istenirse, pozisyon let olarak değerlendirilir.

Let

Topa yetişip mücadeleye (rally) devam edebilecek iken, rakibin engellemede bulunmasıdır.

Stroke

Stroke; aşağıdaki nedenlerden dolayı ceza olarak servisin el değiştirmesi, yada servisi karşılayanın stroke ile cezalandırılması halinde karşı tarafın sayı kazanmasıdır. Mücadeleye (rally) şu durumlarda stroke kararı verilir:

1. Hucum eden oyuncunun sayıyı kazanacak pozisyonda olması.

2. Rakip vuruşu yapacak iken, diğer oyuncunun yolundan çekilmek için gerekli çabayı göstermemesi

Rakibe Top ile Vurmak

1. Eğer top ön duvara önce vuracak şekilde giderken rakibe vurur ise, sayı vuran kişinindir.

2. Eğer top önce yan, devamında ön duvara vuracak idi ise, let kararı verilir.

3. Topa vuracak kişi, arkadan seken topa dönerek vurur ise let kararı verilir. Tabi ki vuruş sonrasında topun out olmayacak şekilde ilerlemesi gerekir.

A oyuncusu vuruşunu yapmak üzeredir ve ön duvara direk olarak topu vurabilme fırsatı kendisine verilmelidir. Bu nedenle de B oyuncusu taralı bölgenin dışına çıkar.

GER EKLİ MALZEMELER

Giyim ve Ayakkabı

Beyaz short, t-short, çoraplar ve ayakkabılar gerekli malzemelerdir. Ancak son zamanlarda maçlarda çok parlak olmayan pastel renkli giyime de izin verilmektedir. Belirlenen normlarda ise; t-short yakalı ve kısa kollu olup, sıkmayacak ve esneme özelliği taşıyacaktır. Önceden kullanılmış malzemelerin korta girmeden önce temiz olması gerekmektedir.

Ayakkabı squash için çok önemlidir; oyun içerisinde oyunun tüm yükünü taşırlar. Bu nedenle hafif, topukları iyi kavrayan, aynı anda parmakları da sıkmayan, sağlam yapıda olmalıdırlar. Bu tür ayakkabılar için salon ayakkabısı (indoor) deyimi kullanabiliriz. Bu ayakkabıların siyah tabanlı olması durumunda lekelemeyen (non-marking) özelliğinin olmasına dikkat edilmelidir. Bir çift ince çorap ve üzerine diğer bir çift havlu çorap ile birlikte ayakkabıları giymek ayak tabanlarını pişmekten ve su toplamaktan koruyacaktır.

Raket ve Toplar

Oyuna yeni başlıyorsanız hemen bir raket satın almanız gerekmiyor. Squash oynayacağınız yerden oyun için kiralayabilir veya bir arkadaşınızdan ödünç alabilirsiniz. Zaman içerisinde size uyan raket kafanızda belirlenmeye başlar. Her raket sizin oyun tarzınıza cevap vermeyebilir. Raket; dengeli oluşu, ağırlık noktasının kafasına veya sapına doğru oluşu, kafasının genişliği, hafifliği, tellerinin gerginliği gibi belirleyici özellikleri taşır. Genellikle iki benzer özellikte raket bulundurmanız, maç sırasında raketinizin kırılması veya telinin kopması durumunda faydalı olacaktır.

Üretilen titanium raketler daha hafif olup kullanım kolaylığı getirmektedir. Raketler oyuncu düzeylerine ve beklentilerine göre değişik yapılarda üretilmektedirler.

Topların da aynı ölçülerde fakat değişik renkte benekli olanları vardır. Bu değişiklik topların hızı ile ilgilidir. Sarı, beyaz, kırmızı ve mavi sırası ile yavaştan hızlıya değişiklik gösterir. Oyuna ilk başladığınız dönemlerde her dört rengi de bulundurmanız iyi olabilir.

Mavi benekli: ekstra olarak zıpladığı için oyuna yeni başlayanlar ve kendi başına
çalışma yapmak isteyenler için çok uygundur.

Kırmızı benekli: top soğuk kaldığı için drop vuruş çalışması için idealdir.

Beyaz benekli: çok soğuk kort ortamında dostça bir karşılaşma için uygundur.

Sarı benekli: tüm turnuva ve maçlarda kullanılan toptur.

Raketlerin Bakımı

Raket üretim teknolojisinde yaşanan gelişmeler raketlerin bakımını da kolaylaştırmıştır. Eski tahta raketler, günümüzde yerini çeşitli maddelerin karışımdan oluşan “composite” veya “graphite” raketlere bırakmıştır. Bu raketler fiberden yapılmış olup,madde, raket şekline sokulan bir ısıtma işleminden geçirilmiştir. Bu işlem, raketlerin kalitesini arttırırken fiber madde nedeni ile de dayanıklılıklarını azaltmıştır. Bu nedenle raketlerin sert yüzeyler ile olabilecek teması, çizilmelere ve çatlamalara neden olmaktadır.

Raketin kafası sıyrılmaya ve fiber damarlar zarar görmeye başladığında, raketin kullanım ömrü de azalmış olmaktadır. Bu nedenle kortta raketi kullanırken dikkatli olunmalı, raketin duvarlara vurmamasına dikkat edilmelidir. Raket kafasının çevresindeki koruyucu plastik, tampon görevi görürken, raketinize de kort içerisinde koruma sağlar. Raketinizin kabı ise raketi diğer zamanlarda korur. Raketlerinizi güneş ışınlarından uzak, kuru ve serin bir yerde koruyun. Yüksek derecelerdeki ısı, nem ve soğuk raketin tellerine ve gövdesine zarar verir. Aşırı ısınma nedeni ile raketinizi araba bagajı gibi kapalı yerlerde tutmayın.

Raket tellerinin doğru ve istenilen gerginlikte tekrar takılabilmesı de çok önemlidir. Yanlış gergi raketin kafasına değişik basınçlar uygulayacağından raketin oynanabilirliği azalırken, tellerin ömrü ile beraber raketin de ömrü azalacaktır. Bu uyarılar dikkate alındığında raketin oynanabilirliği ve ömrü artacaktır.

Judo Hakkında Bilinmesi Gereken Herşey.

Posted by: Edition  :  Category: Spor Dalları

JUDO, yumuşaklık yoludur. JU’nun içinde teknik ve fizik eğitim vardır. Binlerce kez tekrarlanan teknikler refleks hale gelmedikçe kolay uygulanamaz. Judo’da kaba kuvvete yer yoktur. DO, eğitimin tamamen felsefesidir. Ruh eğitimini içerir. Judo ustaları, öğrencilerine eğitimin süreci içinde doğruluk, nezaket, sabır, sevgi ve saygı kavramlarını öğretir. Sporcusunun zekasını geliştirir ve kendi başına hareket etme yeteneğini kazandırır. Böylece kendine güven, nefse hakimiyet ve konsantre olabilme duyguları gelişir. Judo’da beden ve ruh gelişimi beraberce ele alınır. Teknik çalışmalarda başlıca prensip “rakibe mukavemet etmeme” ve “kuvvete karşı koymama”dır. Bu arada kaldıraç, merkezkaç, moment gibi az kuvvetle çok iş yapma esasına dayanan fizik kurallarından ve en önemlisi “denge bozma” ve “rakibin kuvvetinden yararlanma” kuralını uygulamaktır. Judo’da kuvvet yoktur. Bütün şiddet hareketleri yasaktır. Judoka, hasmına acı vererek değil, onu acı sınırının yanına getirerek üstünlük sağlar. Judo’nun eğitimi belirli bir sıra takip eder. Önce, düşmeler ve alçak seviyeli düşüşlere dayalı atış teknikleri öğretilir. Duruş, yakalama, vücut dönüşleri ve hareketinden denge bozma ile 4 ana prensibe dayalı atışın şekilleri tamamen bilimsel yöntemlere dayalıdır.

Judo’nun Tarihçesi
Japonya’daki egemen dinler şinto ve Budizm’dir. Judo, Jujutsu’dan doğan spor dallarından biridir. Jujutsu ve Judo Çin karakteri ile yazılan kelimeler olup Juher ikisinde de ‘Yumuşaklık’ veya ‘Yolverme’, Jutsu ‘Sanat Çalışma’, ‘Do’ ise ‘Prensip’ veya ‘Yol’ anlamına gelmektedir. Jujutsu ‘Yumuşaklık Yolu’, Kodokan ise ‘Yolu Çalışma Okulu’ demektir. Judonun amacı, zihinsel ve ahlaki disiplin yoluyla sağlam karakterli insan yetiştirirken vücudu kuvvetli, faydalı ve sağlıklı yapmaktır. Judoda birinci kural, kuvvete karşı koymadan rakibin kuvvetinden yararlanmak, ikinci kural ise şiddet kullanmamaktır. Judo bu tür kuralları bedensel ve zihinsel enerjiden en üstün ve en uygun bir şekilde kullanabilme yöntemini öğretirken, bunu yaşamın her döneminde de kullanmasını sağlar.

Türkiye’de Judo’nun Gelişimi
Bazı kaynaklara göre, judo, Orta Asya’da doğmuş olan eski bir Türk sporudur. Fakat daha sora Japonlara geçti ve onlar tarafından stilize edildi. Judo, ülkemizde 1960′lı yıllarda Askeri ve Polis Okulları ile Komanda Birlikleri’nde yapılmaya başlandı. 1962 yılında Japonya’ya güreş antrenörü olarak giden Halil Yüceses orada judo eğitimi aldıktan sonra dönüşünde Eminönü Denizcilik Lokali ve Fatih Güreş Kulübü’nde ilk judo çalışmasını başlattı. Daha sonra Üsküdar Anadolu Kulübü’nde Halil Yüceses ile birlikte Namık Ekin, bu çalışmalara devam etti. Judo sporu 1964 yılında önce Güreş Federasyonu’na bağlandı, 1966 yılında ise bağımsız bir federasyon oldu. Judo Federasyonu’nun kurulmasının ilk başkanlığına da Hakkı Isıgöllü’nün atanmasının ardından 1967′de ilk Türkiye Şampiyonası düzenlendi.

1969-1979 yılları arasında Judo ve Taekwondo, 1980-1990 arasında ise Judo ve Karate Federasyonu olarak faaliyetlerini yürüten federasyon, 1990 yılından itibaren Judo Federasyonu adı altında hizmet verdi. Kuruluşundan 1993 yılına dek atama ile göreve gelen Federasyon Başkanları bu tarihte çıkarılan yönetmeliğe göre seçimle görev almaya başladılar, ilk seçimlerde Natık Canca Judo Federasyonu Başkanı oldu. 1964 yılında Halil Yüceses, Rıza Doğan, Mucahit Baymur, Nazım Canca, Ergun Göktuna gibi hocalar judonun yayılması için faaliyet gösterirken, Hollanda Kral Signel Deniz Assubay Okulu ve Milli Türk Talebe Birliği’nde daha sonra judonun gelişmesinde öncü rol olan Namık Ekin, İbrahim ve Aydın Öztek, Feridun Yenisey, Feridun Başaran gibi sporcuları çalıştırdı. 1968 yılında Fransiz Michel Novovitch’in Türkiye’ye antrenör olarak gelmesiyle modern judo başladı. 1969 yılında Japon Kültür Derneği’nin girişimiyle Vaseda Üniversitesi’nden Yoşimura ülkemize gelerek, kadokan stilinin gelişmesine yardımcı oldu.

1970 yılında gelen Güney Koreli Ra Soo Cho, ilk resmi müsabaka olan 1971 Akdeniz Oyunları’na milli takımı hazırladı. 1974 yılında Japon Yodoya ülkemize gelen bir diğer önemli yabancı hoca oldu ve 1975 Akdeniz Oyunları’na katılan ekibimizi çalıştırdı. Namık Ekin, 1970 yılında ABD’de elde ettiği Teksas Şampiyonluğu ile yurtdışında madalya kazanan ilk sporcumuz oldu. 1971 yılında düzenlenen İzmir Akdeniz Oyunları’nda ilk resmi müsabakaya katılan judocularımız büyük başarı göstererek 5 sıklette 5 madalya kazandılar. (63 kiloda Ali Demir bronz, 70 kiloda Süheyl Yeşilnur gümüş, 78 kiloda Namık Ekin bronz, 95 kiloda Kamil Korucu gümüş, +95 kiloda Ali Berber bronz madalya). İlk kez 1975 yılında İstanbul’da yapılan Balkan Şampiyonası’nda 63 kiloda Adnan Özmen altın madalya alırken, ekibimiz 3′lük elde etti. Aynı yıl Cezayir’de yapılan Akdeniz Oyunları’nda Ali Demir 71 kiloda gümüş, Adnan Özmen 63 kiloda bronz madalya kazandılar. 1980′de İstanbul’da yapılan şampiyonada erkeklerde Süheyl Yeşilnur 78 kiloda birinci geldi. 1985 yılında İzmir’de düzenlenen Balkan Şampiyonası’nda bayanlarda 48 kiloda Bilge Papakçı, 52 kiloda Bedriye Ersan birinci gelirken 1987 yılında ülkemizde ilk kez Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü’nde judo bilim dalı kuruldu. 1988′de Atina’da yapılan şampiyonada erkeklerde 71 kiloda Alpaslan Ayhan ve 78 kiloda Temel Çakıroğlu şampiyon oldular. 1989′da Romanya’da düzenlenen Balkan Şampiyonası’nda Veli Yılmaz 95 kiloda altın madalya alırken, 1990 yılında İzmir’de yapılan Avrupa Şampiyonası’nda genç bayanlarda Hülya Şenyurt 48 kiloda, Gülten Eyüpoğlu ise 66 kiloda ve 72 kiloda Belgin Karaaslan altın, Gamze Sakızlıgil ise 66 kiloda bronz madalya kazandılar. Aynı şampiyonada erkeklerde Haldun Efemgil 60 kiloda, Yavuz Yolcu 65 kiloda ve Alpaslan Ayan 71 kiloda Balkan Şampiyonu oldular. 1990 yılında Fransa’da düzenlenen Dünya Gençler Şampiyonası’nda Türkiye ilk kez bayanlarda Gülşen İntaş ile bronz madalya kazandı. 1991 Avrupa Gençler Şampiyonası’nda 2. olan Hülya Şenyurt, 1992 Barcelona Olimpiyatları’nda 48 kiloda bronz madalya alarak olimpiyatlarda madalya alan ilk bayan sporcumuz oldu. Atina’da yapılan Avrupa Şampiyonası’nda Hülya Şenyurt ile Akdeniz Oyunları’nda Tufan Durmuş, bronz madalya kazanırken 1993 yılında Tel-Aviv’de düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda 66 kilogramda Gamze Sakızlıgil ve Erkek Milli Takımı Avrupa 3.’lüğü elde etti. 1994′te düzenlenen Dünya Gençler ve Avrupa Gençler Şampiyonalarında 61 kiloda İlknur Kobaş altın madalya, Bektaş Demirel de bronz ve altın madalya kazandılar. 1995 yılında Japonya’nın Chiba kentinde düzenlenen Dünya Judo Şampiyonası 65 kiloda Bektaş Demirel ve açık kategoride Selim Tataroğlu dünya üçüncüsü olarak bronz madalya kazanırken, Türkiye şampiyonayı iki bronz madalya ile tamamladı. İspanya’da yapılan Avrupa Şampiyonası’da ise 61 kiloda İlknur Kobaş Avrupa Şampiyonluğu’na ulaşırken 72 kiloda Halil Bıyık Avrupa 3.’sü oldu ve judocularımız 1996 Atlanta Olimpiyatları’na katılmaya hak kazandı. Türk judosunun gelişiminde rol oynayan belli başlı yerli teknik direktörler 1967-1979 yıllarında Namık Ekin, 1979-1980′de İbrahim Öztek, 1980-1985′te Ali Demir, 1986-1989 yıllarında Selehattin Ünay, ülkemizde judonun gelişimine katkısı olan antrenörlerden en önemlileri, Adnan Özmen, Ahmet Kanbur, Sabahattin Zaimoğlu, Cihat Şener, Yılmaz Mesci, Aydın Öztek ve Ahmet Berkol’dur.

Judonun DallarıErkeklerde uluslararası judo karşılaşmaları 8 farklı kilo kategorisinde yapılır.
60 kg
65 kg
71 kg
78 kg
86 kg
95 kg
+ 95 kg

Herhangi bir kiloda açık sikletBayanlarda ise 7 kilo kategorisinde maçlar yapılır.
48 kg
52 kg
56 kg
61 kg
66 kg
72 kg
+72 kg

Judocular bilgi ve becerilerine göre sınıflara ayrılır.
a- Kyu (Sınıf)
b- Dan (Ustalık sınıfı)

Avrupa ve Türkiye’de uygulanan sisteme göre Kyu’lar
6 - Rok - Kyu (Beyaz Kuşak)
5- Go - Kyu (Sarı Kuşak)
4- Shi -Kyu (Turuncu Kuşak)
3- San -Kyu (Yeşil Kuşak)
2- Ni - Kyu (Mavi kuşak)
1 - Ik -Kyu (Kahverengi Kuşak)

Dan dereceleri
1 - Sho - Dan (Kara Kuşak)
2- Ni -Dan (Kara Kuşak)
3- San -Dan (Kara Kuşak)
4- Yo -Dan (Kara Kuşak)
5- Go- Dan (Kara Kuşak)
6- Roku - Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
7- Shichi -Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
8- Hachi - Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
9- Ku -Dan (Kırmızı Kuşak)
10- Ju -Dan (Kırmızı kuşak)

Derecelerin kazanılmasında savunma, teknik, stil, mücadele hırsı ve karşılaşmalarda kazanılan puanlar etkili olur.

Bilardo | Ortaya Çıkışı - Kuralları - Teknikleri, Bilardo sporuna başlarken temel olan bir takım..

Posted by: Edition  :  Category: Spor Dalları

BİLARDO’NUN TARİHİBilardo ile ilgili en eski tarih ve iddia,ünlü filazof Anacharsis’in M.Ö.400′de Yunanistan’da bilardoya benzer bir oyun gördüğünü söylemesidir.Ünlü yazar Shakespare’in,bir eserindeki Cleopatranın cariyesi Charmian’a “Hadi gel bilardo oynayalım” diye hitap etmesi, bu dönemde bilardonun bilinmekte olduğu anlamını çıkarmamızı sağlar.Bilardonun başlangıç tarihi ile ilgili çok kesin bulgular bulunmamaktadır. Bu konuda en eski tarih ile ilgili çok kesin bulguluar bulunmamaktadır. Bu konuda en eski tarih vi eddia, filozof Anacharsis M.Ö.400’de Yunanistan’da bilardoya benzer bir oyun gördüğünü söylemesidir.M.S. II. yy’da İrlanda Kralı “Catkıre MORE”un öldükten sonra prinçten yapılmış 55 top ile aynı malzemeden masa ve ıstakalar bırakmış olduğu yazılı kayıtlarda bulunmaktadır. Ünlü İngiliz yazar Shakespeare’in bir eserindeki Cleopatra’nın cariyesi Charmian’a “Hadi gel bilardo oynayalım” diye hitap etmesi, bu dönemde bilardonun bilinmekte olduğu anlamını çıkarmamızı sağlar.

Bazı yazarlar, Fransızca “billie” (top) kelimesinin türevi olarak kabul ederek, bilardonun menşeini bu ülke olarak kabul ederler. Birçok yazar da İngilitere kökenli olduğunu ve yerde toplar ve sopalarla oynanan Pall Maill adlı oyundan türediğini söyler. Fransa kralı 16. Louis zamanında saraylarda büyük ilgi görmeye başlayan bilardo sporu, oldukça ilginç bir gelişim süreci yaşamıştır.

19.yy’ın sonlarına doğru delikli ilk örgütlenmeler, ilk kulüpler İngilitere ve Amerika kökenlidir. Ancak 3 toplu ya da deliksiz bilardo ilk kulüp 1891’de Stutgart’da kuruldu. 1911 yılında bir çok kulüp yanyana gelerek Alman Amatör Bilardo Birliği’ni oluşturdu. Günümüzde DBU (Alman Bilardo Federasyonu) adını alan bu kuruluş, CEB (Avrupa Bilardo Konfederasyonu)’nun da temelini oluşturmuştur.

Istaka: 18.yy sonlarına kadar bilardo golf sopalarına benzer bir tarafı geniş “çoban sopaları” ile oynanıyordu.Daha sonra insanoğlu ince uçlu ıstakalarla spot vuruşu yapmayı öğrendi.1777 tarihi bu nedenle ıstakanın bulunuş tarihi olarak bilinir.

Tebeşir: Istakanın topa vurarken çıtlaması olayının önüne geçilememişti. 1818 yılında bir bilardo ustası olan İngiliz John Carr,hap kutularının içini bildiğimiz yumuşak tebeşirle doldurup satmaya başladı.

Kösele-Uç: Bir Fransız olan Monsieur Mingaud siyasi bir suçtan dolayı hapse girdiğinde bilardo oynamasına izin veriliyordu. Istakanın ucundaki bir arızayı gidermeye çalışırken ayakkabısının köselesini kullanmış ve bu uğraş ilk kösele ucun icadına yol açmıştır.Topa faso ve kleps(çektirme)hareketinin verilebilmesini sağlayan bu icadın tarihi ise 1825 olarak kabul edilmektedir.

Bilardo açik alanda oynanan bir oyun olarak 14. yy’da ortaya çıktı. Çeşitli kaynaklara göre ilk bilardo masası 1470′te görüldü. Oyunun yaygınlaşması ise Louis 14′un saltanat döneminde gerçekleşti. Oyun halk arasında da sıkça oynanmaya başladı ve bilardo üzerine ilk kitaplar 17.yy’da İngiltere ve Fransa’da yazıldı.

Oyunda kullanılan sopaların ucu kıvrıktı ve “bilardo” diye adlandırılıyordu. Eskiden ıstakalar ince değildi ve kalın uç yüzeyleri topları ıskalamamayı sağlıyordu. Oyunda ıstaka dışında “mace” adı verilen ve hokey sopasına benzeyen yardımcı aracılar da kullanılıyordu, fakat banta yakın toplarda vuruşu zorlaştırdığından bunların kullanımından vazgeçildi. Istakalarda en büyük gelişme, 1818′de koşeli uç ve tebeşir kullanımının başlamasıyla gerçekleşti. Iki parçalı ıstakalar ise ilk kez 1829′da üretildi. 1834′te arduvaz, 1845′te kauçuk bantlar bilardo masasına uygulandı ve daha sonra merkezi ağırlık merkezi ile coğu zaman farklı olan fildişi topların yerine sentetik toplar kullanılmaya başlandı.

Bilardoda kullanılan araçlardaki tüm bu teknik gelişmeler, bu zamana kadar delikli masalarda oynanan oyun türünün dışında, oynanması daha güç olan karambol ve üç bant gibi disiplinlerin ortaya çıkmasında büyük rol oynadı. 2. Dünya Savaşı’ndan önce Avrupa, Asya ve Latin Amerika’da hala popüler olan karambol bilardo, ABD’de yerini üç bant bilardoya bıraktı. 1910 yılından 1950′lere kadar üç bant bilardoda üç Amerikalı söz sahibiydi. Bunlar Jake Schaefer, Welker Cochran ve Willie Hoppe’tu. Amerikalıların uc banttaki bu üstünlüğüne 1962′den beri uluslararası turnuvalarda büyük başarılar kazanan, kendi atış sistemlerini geliştiren ve tüm zamanların en iyi oyuncusu olarak gösterilen Belçikalı Raymond Ceulemans son verdi.
BİLARDOYA GİRİŞBilardo sporuna başlarken temel olan bir takım hareketler dizilimlerini ve Temel bilgileri öğrenmek gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda gerekli olan hareketleri ve bilgileri genel olarak anlatmaya çalışacağız. DURUŞ - TUTUŞ - VURUŞ
Bilardonun en önemli unsurlarının başında gelir. Duruş - tutuş ve vuruş hareketleri masa içinde topların dağılımına ve vuruşun çesitliliğine göre farklılıklar arz etmektedir. Biz şimdilik genelleme yaparak bu hareketleri göstermeye çalışacağız ve gerekli olan şartları aşagıda şıklar halinde sunacağız. DURUŞ Genel olarak ayakların, vücudun ve kollarin pozisyonu olarak tanımlayabiliriz. Önce ayakların pozisyonu ile başlayalım. Sağ elini kullananların sol ayak ve sağ ayak arası 30 - 40 cm. aralık ve 45 derece veya buna yakın açıda olmalı bununla beraber sol ayağın pozisyona bakar istikamette olmasi gerekir. Bacaklarda kasılma veya gerilme olmayacak şekilde rahat, vücudun ağırlığı da iki ayak üzerinde olmalıdır. Sol el kullananlar bu işlemin tam tersini yapmalıdırlar. Sol kol omuzdan ve beli kırmadan masaya uzanmalı, kol çok gergin olmayacak şekilde bir şey alıyormuşcasına uzatılmalıdır. Istakanın konumu; vücuda çok yakın olmamakla beraber iki kaşımızın ortasında ve burun ile paralel olmalı. Çenemizden 15 - 20 cm. arası biz uzaklık sagğanmalıdır.
TUTUŞ Sol ve sağ elin genel olarak kullanımı doğrultusunda bir takım hareketler bütünüdür. Sol el, avuç içi masaya yapışacak şekilde masaya yerleştirilir. İşaret parmağı ile başparmak bir kafes şeklinde tutulur. Oluşturulan kafes içinden ıstaka aşırı çıkartılmamalı, çok gevşekte bırakılmamalıdır. Oluşturulan kafes, vuruş çeşidine göre değişir (sırt - kleps - normal vuruş vb.). Öte yandan sol kolun düzlüğü bozulmamalıdır (dirsekten itibaren kırma vb.)VURUŞ
Vuruşun en önemli öğesi istakanın gidip gelme hareketidir (Limage). Bunun sonucu olarak ıstakayı tutan sağ kolun dirsekle 90 derece açı yapması, sağ elin ıstakayı ağırlık noktasından kavraması, sağ omuzda hareketsizlik Limage’in düzgün olmasındaki temel şartlardır.
TEKNİK BİLGİLER

ISTAKA
Bilardo ıstakaları uzun süre bekletilmiş ve olabildiğince kurutulmuş ağaçtan yapılırlar. Enstruman yapımında olduğu gibi ıstaka imalatında da kelebek ağacı tercih edilir. Bir istakada aranılan en önemli vasıf düzgünlüğüdür, ne kadar kurumuş veya fırınlanmış olursa olsun ağaç tam olarak canlılığını yitirmez, ısı ve nemden etkilenerek eğilme yapabilir. Bilardo ıstakalarının uç çapı 10-15mm arasında değişir, orta çap 22mm, dip çap ise 32mm’dir. Uzunlukları 112-152,5cm arasında olup ağırlıkları oyun disiplinine göre 310-750gr arasında değişir.

TOPLAR

Bilardo topları melamin reçinesi esaslı bir maddeden yapılmış olup ağırlığı yaklaşık 220 gram, çapı da 62,2 mm.’dir. Fildişi topları bugün sadece ustalık isteyen vuruşlarda kullanılmaktadır. Fildişi toplarından farklı olarak plastik topların ağırlığı ve yuvarlaklığı aynı olup uzun ömürlü ve dayanıklıdırlar. Fildişi toplarında topun merkez noktasının aynı zamanda topun fiziksel ağırlık noktası olmasına ender rastlanır. Bu topun kendi ağırlık noktasına doğru hareket etmesine neden olabilir, yani spektaküler, fakat istenmeyen enerjiler oluşturacaktır. Toplar civa banyosunda istenilen özelliklere göre kontrol edilebilir. Pahalı fildişi toplarının plastik toplara nazaran önemli bir avantajı vardır: toplar daha az sürtünme özelliğine sahiptirler. Böylelikle falsoyu uzun tutabilir ve usta vuruşlarında kullanılan maksimal falso vuruşlarının vazgeçilmez topu olmaya devam ederler.TEBEŞİRMaviye boyanmış bilardo tebeşiri zımpara zerrecikleri ve tutkaldan yapılmıştır. Tebeşir ıstakanın ucundaki deri kapakçığa (pommeranze) ince ve eşit şekilde sürülmelidir. Tebeşiri genelde hafif dokunarak sürülür, tebeşirin döndürülerek sürülmesi kalın bir tebeşir tabakasına neden olacaktır. Kalın sürülmüş bir tabaka ıskalamayı önlemek yerine çoğaltır.
MASAProfesyonel maç masasının eni 142cm, boyu 284cm ve yerden yüksekliği 75-80cm’dir.LEVHABilardo masasında kullanılan arduvaz levha 50-60mm kalınlığındadır. Arduvazin diğer materyallere tercih edilmesinin nedeni kolay ve plan doğrultusunda bileylenebilmesinden, esnek ve ısıya dayanıklı olmasından kaynaklanmaktadır.
Arduvaz levhanın altında termostatlı bir ısıtıcı bulunmaktadır. Nemin örtü ve bantlar vasıtasıyla buharlaştıgı levha, yaklaşık olarak 25°C’ye kadar ısıtılmaktadır. Nemin giderilmesiyle örtünün üzerindeki sürtünme azaldığından ve falso etkisi düzeldiğinden toplar optimal gidiş özelliğini kazanırlar. Topun üzerindeki nemin ısıtma yoluyla kaldırılmasıyla toplar arasındaki sürtünme azalır.ÇUHA VE BANTLARÇuha ya çok ince dokunmuş tiftikten, ya da en iyi kalite yünden yapılmıştır. Çuha ne kadar çok kullanılmışsa topun ilerleme gücü de o kadar zayıftır. Özellikle üçbant disiplininde kullanılan çuha toplara daha fazla sürat kazandırmalıdır. Eskimiş bir çuhanın en olumsuz yanlarından biri klepsin daha zor oynanmasıdır. Ayrıca yıpranmış çuhalarda oluşan ezik yerler topun sabit kalmasına neden olabilirler. Bu eziklikler daha çok bant kenarlarında ve köşelerde görülür. Aynı şekilde bantların da iyi durumda olması çok önemlidir. Bilardo masasının bantları plastik bir karışımdan yapılır. Top yüksek sürtünmeden dolayı falso kaybettiğinde, yıpranmış bantlar daha çok enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bantın kupesteye yapışık olan arka kısmıyla topun temas ettiği ön kısmı arasındaki açı 10° olmalıdır ve bant yüksekliği top çapının 5/8′i kadar olmalıdır.

Hentbol Nedir ve Nasıl Oynanır?

Posted by: Edition  :  Category: Spor Dalları

Hentbol, bir takımın 6’sı saha, 1’i kalede olmak üzere 7’şer oyuncu ile iki takım halinde oynadığı bir spor oyunudur. Maç içinde sınırsız oyuncu değişiklik yapılabilir. İlk yıllarında büyük stadyumlarda 11 kişilik takımlar halinde oynanan hentbol, 1950′lerden sonra bir salon sporu olmuş ve açık alan hentbolü giderek popülaritesini yitirerek kaybolmuştur.

Günümüzde Hentbol, özellikle Avrupa kıtasında büyük ilgi çekmektedir. İspanya’da ASOBAL Liga, Almanya’da Handball Bundesliga, İsveç’te Handbol ElitSerien, Danimarka’da TDC Ligaen sporun en üst düzeyde oynandığı yerel ligler olarak nitelendirilmektedir.

Modern hentbolda dünya ve olimpiyat şampiyonluğunu Avrupa Kıtası dışına çıkarabilen tek takım Kore olmuştur. Hem erkeklerde, hem de bayanlarda Asya kıtasının en iyisi olan Koreliler, Avrupa’nın devleri İsveç, Almanya, İspanya, Rusya, Danimarka, Norveç ve Fransa’ya kafa tutma başarısı göstermiştir.

Afrika’da futboldan sonra en çok ilgi çeken ikinci takım sporu olan hentbol, son yıllarda Kara Kıta’da büyük atılım yapmıştır. Mısır’da 1999′da düzenlenen Dünya Erkekler Hentbol Şampiyonası’nda ev sahibi ülke 4.olurken, 2005′te de Tunus kendi ülkesindeki şampiyonada ilk dörde girme başarısı göstermiştir.

Saha içi dağılım (Pozisyonlar)

    * Kaleci
    * Sağ oyun kurucu
    * Sol oyun kurucu
    * Orta Oyun kurucu
    * Sağ kanat oyuncusu
    * Sol kanat oyuncusu
    * Pivot

..::HENTBOL NEDİR? ::..

OYUN SAHASI:

Tam boyutlu hentbol sahası, uzun kenarı 40 metre, kısa kenarı 20 metre uzunluğunda olan bir diktörtgen biçimindedir. Uzun kenarlar hentbol sahasının kenar çizgilerini, kısa kenarlar ise kale çizgisini oluşturur.

Hentbol sahası, kale çizgilerine paralel bir orta çizgi ile ikiye bölünen bir oyun sahasından ve iki kale sahasından oluşur. Saha ölçüleri ve zemin bir takımın üstünlüğüne yol açacak bir şekilde değiştirilemez.

Emniyet alanı, kenar çizgileri dışından en az 1 metre, kale çizgisi dışından ise en az 2 metre uzaktadır.

Kale :üzerinde bulunduğu kale çizgisinin tam ortasına yerleştirilmiştir. İçten içe 2 metre yüksekliğinde ve 3 metre genişliğindedir. Bir üst direkle birbirine bağlanan kale yan direkleri, yere sağlamca tutturulmuştur. Kale direklerinin arka kenarı, kale çizgisinin dış kenarıyla aynı çizgidedir. Yan direkler ve üst direk 8 cm x 8 cm boyutlarında ve aynı maddeden yapılır. Yan direklerin ve üst direğin dört yanı, arka planda da belli olacak şekilde birbirini takip eden iki ayrı renkteki şeritlerle boyanır. Yan direklerle üst direğin birleştikleri yerdeki şeritler aynı renkte ve bitişik olup, her ikisi de 28 cm uzunluğundadır. Diğer şeritler ise 20 cm uzunluğundadır. Kale, topun geriye dönmesini engelleyecek şekilde bir ağ ile donatılmıştır.

9 metre olan serbest atış çizgisi, çizgilerin arasındaki boşlukları 15 cm olan kale sahası çizgisine 3 metre uzakta ve paralel olan kesik bir çizgidir.

7 metre çizgisi; 1 metre uzunluğunda olup, kenar çizgilerinin arasında, tam orta yerde bulunur ve kale çizgisinin arka yüzünden uzaklığı 7 metredir. Bu çizgi, kale çizgisine paraleldir. Kalecinin sınır çizgisi 15 cm uzunluğunda olup, kenar çizgilerinin arasında tam orta yerinde bulunur. Kale çizgisinin arka yüzünden uzaklığı 4 metredir ve kale çizgisine paraleldir.

Orta çizgi, iki kenar çizgisinin orta noktasını birleştiren ve sahayı ikiye bölen çizgidir. Orta çizginin her iki yanında 15 cm uzunluğunda, orta çizgiden 4.5 metre uzaklıkta ve her iki takım oyuncularının giriş, çıkışları için düzenlenmiş olan kenar çizgiye paralel çizgilere, değişme çizgileri adı verilir. Hentbol sahasındaki tüm çizgiler sınırladıkları sahayı içine alırlar. Çizgiler çok belirgin biçimde çizilmiş olup 5 cm genişliğindedir. İç kale çizgilerinin kalınlığı, kale direkleri kalınlığında, uygun olarak çizilip 8 cmdir.

OYUNCULAR:

Hentbol oldukça hızlı oynanan bir spor dalıdır.Her takım bir kaleci ve 6 oyuncu olmak üzere yedi oyuncu ile sahaya çıkar. Bir takım en fazla oniki oyuncudan teşekkül etmiştir. Takımlar kurallara uygun olduğu müddetçe sınırsız oyuncu değiştirme hakkına sahiptir. Oyuncular sahanın istedikleri yerinde oynama hakkına sahiptir. Gol sahası içinde oynama hakkı sadece kaleciye verilmiştir.

OYUN KURALLARI : Top 32 parçalı ve oynanan kategoriye göre farklı boyut ve ağırlıktadır. Bir saha oyuncusu elindeki topla diripling yapabilir, yada aldığı topla 3 adım atabilir ve pas verebilir yada aldığı topla üç adım atıp topu yere birkez çarptırdıktan sonra bir kez daha üç adım atabilir ve sonrasında şut yada pas atabilir.i Yere vurdurarak aldığı yada sürdüğü topu tutup bir kez daha yere vuramaz.. Topa diz altı dahil vucudunun heryeri ile dokunabilir . Kale sahası yalnızca kaleciye ait bir yerdir. Oyuncular bu alana giremez. Kaleciler bu alan içinde topa her şekilde ve tüm vücudu ile müdahale edebilir. Bu alanda duran yada yuvarlanan toplara saha oyuncuları müdahale edemezler.

HAKEMLER: Karşılaşma iki hakemle yönetilir. Hakemler sahada biri kale sahası gerisinde, diğeri ise orta sahaya yakın ve eşinin çaprazında durur. Bu hakemler genellikle aralarında belirledikleri zaman aralıklarında, serbest atış,yedi metre yada gol sonrasında pozisyonlarını değiştirirler. Hakem bir oyuncuya en fazla üç kez 2 dakika zaman cezası verebilir. Bu üçüncü kez verilen iki dakikayı oyun gereği diskalifiye izler. Oyun kurallarının belirlediği biçimlerde yapılan hatalar sonucu bu cezaları doğruda diskalifiye ve ihraç olarak da verebilir.Oyuncular bu sürede yedek bankına çıkarak bu sürenin geçmesini bekler ve takım bu esnada eksik oynamaya devam eder.(ihraç edilen oyuncunun yerine kimse giremez)

Yoga Nedir?

Posted by: Edition  :  Category: Spor Dalları

 Yoga vücut ve ruh harmonisini vurgulayan felsefi ve fiziksel bir yaşam tarzıdır.

Yoganın felsefesi Uzakdoğu’nun metafiziksel inanışlarına dayanır. Yoga felsefesinin amacı kişinin vücut ve ruh dengesini yakaladıktan sonra kişisel aydınlanmasını da sağlamaktır. Yoganın metafiziksel kavramlarının yanı sıra vücuda faydalı yanları da vardır.

Yoganın tarihçesi

Yoganın tam olarak ne zaman başladığını kimse bilmemektedir, ama yazılı tarihten öncesine dayandığı söylenebilir. En az 5,000 senelik arkeolojik bulgular (İndüs Vadisi’nde bulunan taşların üzerlerindeki oymalar) Yoga pozisyonları içermektedir. Yoganın Hinduizme dayandığı gibi genel bir yanlış anlama vardır, aksine Hinduizmin yapısı çok daha sonra ortaya çıkmış ve yoganın bazı kavramlarını içine almıştır.

Yoganın çeşitleri nelerdir?

Günümüzde birçok farklı yoga okulu bulunmaktadır. Bu okulların en fazla bilinen ve uygulananları şunlardır:

Hatha Yoga: Fiziksel hareketler ve duruşlar, nefes alma teknikleri bu çeşide girmektedir.

Raja Yoga: Aynı zamanda “Asil Yol” da denmektedir. Egzersiz ve nefes alma tekniklerini, meditasyon ile birleştirip ortaya başarılı bir insan çıkarmayı amaçlar.

Jnana Yoga: Bilgeliğe uzanan yol, en zor yol olarak kabul edilir.

Bhakti Yoga: Tanrı kavramı üzerinden yola çıkıp, ileri derecede konsantre olup kişinin kendini tamamen o işe adamasını ön gören yoga çeşididir.

Karma Yoga: Bu yoga çeşidinde bütün hareketler aklın kişisel bir tanrı kavramına uyarlanmasıyla yapılmaktadır.

Tantra Yoga: Görünmeyen bilinci belirli kelimeler, diyagramlar ve hareketlerle açıklamaya çalışır. Fiziksel ve ruhsal bedenlerin birleşimini göstermek için kullandıkları diyagramlardan biri üst üste konmuş iki üçgendir. Aşağıya bakan üçgen fiziksel alemi ve kadını, yukarı doğru bakan üçgen ise ruhsal alemi ve enerjiyi sembolize eder.

Kashmir Shavizm: Bu yoga öğretisine göre evrendeki her şeyin hem kadınsal hem de erkeksel özellikleri vardır. Bu öğretiye göre kadınsal ve erkeksel prensipler birbiriyle iç içe geçmiş eşit bir ortaklık oluştururlar ve bu yüzden birbirinden ayrılmaları mümkün değildir. Aralarındaki çekim zıtlığın mutlak birleşimini doğurur ve bu birleşim tadına doyamadığımız bir karmaşıklığı bize sunar. Diğer öğretilerin aksine Kashmir Shavizm akla değil duyguya dayalıdır. Entelektüel anlayışın Yoga öğreniminde hiçbir zaman tek başına yeterli olmayacağını iddia eder.

Temel duruşlar
Oturma pozisyonu (sukhasana): Eller dizlerin üzerinde sırt dik olacak şekilde bağdaş kurulup oturulur. Doğru nefes alıp vermenizi ve vücudunuzu tanımanızı sağlar.

Köpek ve kedi: Bu pozisyon omuriliğin esnekliğini arttırmak içindir. Birbirini takip eden iki pozisyondur. Eller ve dizler yerde kalacak şekilde sırt içe ve dışa doğru yavaşça hareket ettirilir.

Dağ duruşu (tadasana): Doğru duruşu ve dengeyi sağlar. Ayakta, dik durarak yapılan bir duruştur. Ayaklar kapalı olacak şekilde bir çok esneme hareketlerinden oluşmaktadır.

Öne uzanma ve esneme (uttanasana): Sırtın ve bacakların esnemesini, boynun ve kalbin rahatlamasını, vücudun ve aklın nefes almasını sağlar. Değişik pozisyonlardan oluşmaktadır.

Üçgen duruşu (trikonasana): Sırtı esnetmeye ve gövdenin açılmasına yarar. Dengeyi ve konsantrasyonu arttırır.

Savaşçı duruşu (virabhadrasana): Bacakları ve kolları güçlendirir. Dengeyi ve konsantrasyonu arttırır ve kendine güveni sağlar.

Kobra duruşu (bhujangasana): Sırtın esnetilmesini sağlar. Kolları ve sırtı güçlendirir ve göğüs kafesini açar.

Ceset pozisyonu (savasana): Vücudu ve zihni dinlendirip tazeler. Stres ve gerginliği ortadan kaldırır.

cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Entertainment TOPlist TOPlist iPhone Topsites Vote for Us on Top Sites of America Web Sites List! Dmegs Directory Myspace Topsites Directory of Entertainment Blogs Galleries - CSS Top Sites here.
Google PageRank
Proxy Topsite - Myspace Proxies, Myspace Proxy, Unblock Myspace Fundamental Christian Topsites Vote this site for Top 50 Award Winning Web Sites List! Top Arcade Sites Toplist FIRST Topsite Best Scrapbooking Sites, Digital Scrapbooking, Scrapbook Supplies, Reviews, Awards Site Ekle, Toplist, Link Ekle, MP3indir, HikayelerMynet Webmasterim.Com arama motoru

site ekle Vote fr uns auf der .:.:: Fun Topliste ::.:. Hier gehts in Bunnys Topliste Aradur.com | Arama Motoru Sitemiz WebKuyusu.com'da kaytldr.