Aşar Vergisi (Öşür)

Posted by: Dream  :  Category: Türk Tarihi

Osmanlı’da tarım ürünleri üzerinden alınan onda bir oranındaki vergi. AÅŸar, Arapça’da onda bir anlamına gelmektedir. Tanzimat’tan önce tımar ve zeamet sahipleri için sahipleri tarafından tahsil edilen aÅŸar, yerel gereksinimlerin karşılanması ve asker beslemesi için kullanıldı. Vergi, esasen ve genel olarak onda bir oranı üzerinden tahsil edilmekle beraber bölgeye, vergi yükümlülüğüne ve ürün türüne göre deÄŸiÅŸen oranların uygulandığı da olmuÅŸ, yüzde elliye varan oranların uygulandığı görülmüştür. Verginin ayni olarak, diÄŸer bir ifadeyle ürünün belirli bir kısmını almak suretiyle tahsil edilmesi, imparatorluk dönemindeki ekonomik ve sosyal yapıya uygun düşmüştür, çünkü pazarın geliÅŸmediÄŸi kapalı bir ekonomide, ürünün fiyatının tespiti ve nakde çevrilmesi, dolayısıyla verginin para olarak tahsili çok zor olacaktı. Bu bakımdan aÅŸar, uzun dönem baÅŸarılı bir vergi yapısı göstermiÅŸtir. Daha sonraları uygulanmasında ve tahsilinde bir takım haksızlıklar yapılmış, vergi halk üzerinde bir baskı ve zulüm aracı haline gelmiÅŸtir. Yapılan deÄŸiÅŸiklikler ve ıslahatlar da bir sonuç vermemiÅŸ, verginin uygulamadaki sakıncalarını gidermek mümkün olmamıştır. İlkel bir vergi niteliÄŸinde olmasına raÄŸmen aÅŸar, kalkınmanın ilk aÅŸamalarında ve tarımın milli hasıla içindeki payının çok yüksek olduÄŸu dönemde, bu sektör üzerindeki en önemli vergiydi. Sermaye birikimi olgusu açısından dünya uygulamasına bir göz atıldığında, ilk birikim aÅŸamalarında tarım kesiminin rolünün çok önemli olduÄŸu görülür. Gerek kapitalist Batı Avrupa ülkelerinde, gerek Sovyet Rusya’da tarımdan sanayi kesimine kaynak aktarımı, sermaye birikiminde hayati bir rol oynamıştır. Cumhuriyet döneminde de bir süre uygulamada kalan aÅŸar, 17 Åžubat 1925′te kaldırıldı. Kaldırılmadan bir yıl önce, 1924 yılında, 27.5 milyon lira ile bütçenin dörtte birini oluÅŸturuyordu. AÅŸarın bu önemli katkısına raÄŸmen kaldırılmasının nedeni, verginin köylü ve tarım ürünleri üzerinde yoÄŸunlaÅŸan aşırı yükünü azaltmak ve tahsilinden doÄŸan bir takım haksızlıkları engellemekti. AÅŸarın kaldırılması ile sermaye birikimi ve ekonomik kalkınma aÅŸamasında ciddi sonuçlar yaratılmıştır. 1925 yılında yapılmış olan bu deÄŸiÅŸiklik, uzun dönemde sadece tarım dışı sektörleri deÄŸil, aynı zamanda tarım sektörünü de olumsuz yönde etkilemiÅŸtir.

alıntıdır.

ittihat ve terrakki

Posted by: Dream  :  Category: Türk Tarihi

1908 MeÅŸrutiyet Devrimi’ni saÄŸlayan siyasi dernek (parti). İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin temeli, 1893 yılında İstanbul’da Askerî Tıbbiye’de atıldı. Kurucuları Dr. İshak Sukûtî, Dr. Abdullah Cevdet. İbrahim Temo ve Åžerafettin MaÄŸdumî’dir. Cemiyetin amacı istibdada karşı direnmek, MeÅŸrutiyet yönetiminin yeniden yürürlüğe girmesini, özgürlüğe, eÅŸitliÄŸe, mal ve can güvenliÄŸine yer veren bir yönetimin kurul masını saÄŸlamaktı. Cemiyet, kısa zamanda geliÅŸti, İstanbul’da birçok semtte gizli komiteler kuruldu. Kahire’de ve Paris’te dernek adına yayımlara giriÅŸildi. Bunun üzerine Abdülhamit II yönetimi, İstanbul’da sıkı araÅŸtırmalara giriÅŸti. 1897′de cemiyet üyelerinin çoÄŸu ele geçirilerek bir kısmı hapsedildi, bir kısmı sürgün edildi. Ama devrim düşüncesi yok edilemedi. İttihat ve Terakki’nin amaçlan özellikle Rumeli’de subaylar, askerî öğrenciler ve memurlar arasında yaygınlaÅŸtı. Selanik, cemiyetin merkezi haline geldi. Atatürk ve İsmet İnönü de cemiyete üyeydiler. PadiÅŸah, devrim çalışmalarını bastırmak için Rumeli’ye yüksek yöneticiler gönderdi. Bunlardan Åžemsi PaÅŸa Edirne’de ittihatçılar tarafından vuruldu. Müşir Osman PaÅŸa daÄŸa kaldırıldı. Binbaşı Enver Bey ile kolaÄŸası Niyazi Bey ayaklanıp daÄŸa çıktılar. Bunun üzerine padiÅŸah korktu ve 24 temmuz 1908′de Kanunu Esasî’yi (Anayasa) yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı (ikinci MeÅŸrutiyet, 1908). MeÅŸrutiyet’in ilânından sonra ülkede parti kavgaları baÅŸgösterdi. İttihat ve Terakki’ye karşı gerici 31 Mart Ayaklanması oldu (1909). Rumeli’den gelen Hareket Ordusu ayaklanmayı bastırarak gericileri sindirdi ve İttihat ve Terakki’yi kurtardı. Trablusgarp ve Balkan savaÅŸlarından sonra Enver, Talât ve Cemal PaÅŸaların Alman etkisine kapılarak devleti Birinci Dünya Savaşı’na sokmaları, Osmanlı İmparatorluÄŸu ile birlikte İttihat ve Terakki’nin de sonu oldu (1918). İttihat ve Terakki’nin İleri Gelenleri İttihat ve Terakki’nin baÅŸkanı, Edirne Posta idaresi’nde memur olan Talât Bey’di (sonra PaÅŸa). DiÄŸer ileri gelenler arasında Ahmet Rıza, Enver (PaÅŸa), Cemal (PaÅŸa), Dr. Nâzım ve Ziya Gökalp gibi asker ve sivil kiÅŸiler vardı

alıntıdır.

OSMAN KAÇMAZ

Posted by: Dream  :  Category: Türk Tarihi

Çan - Çokamlı Köyü’nden

1307 (1891) doÄŸumluyum. Esas yaşım 92. Ama nüfusa küçük yazdırmışlar. Önce Balkan Harbine gittim. Sonra Çanakkale’de İngilizlerle çarpıştım. BaÄŸdat’a bile gittim. 10 senede geldim köyüme.
Balkan Harbine gittik. Kafam de pek yerinde değil şimdi. Nasıl anlatayım bilmem ki. Kırklareli taraflarındaydım. Oraya gidiyorum. Siz buranın askeri değilsiniz, diyorlar. Çobansız koyun gibi ordan oraya geziyoruz. Birliği bulamadım. En sonunda 14. Alayı buldum. 7 gündür açım. Çok açlık çektim oralarda. Evlerin kapılarını çalıyorum. Ekmek istiyorum. Yok, diyorlar, vermiyorlar. Tüfeğimde de bir tane mermi yok.
Bir evin önüne geldim. Et kokuları burnuma geliyor. Camdan baktım içeri. Askerler et yiyorlar. OturmuÅŸlar 8 kiÅŸi hepsi. Ben de o zaman Osman Pehlivan’ım. Kapıya bir yüklendim. Pervazıyla birlikte “Çatarrrt” diye kapı yıkıldı. Çerdekiler kasaturayı çektiler. Ben de tüfeÄŸi çektim. Neyse zorla oturdum sofraya. Karnımı bir iyice doyurdum. Karnım doyunca ,alnımın damarı “çatartdanak” açıldı. Kırklareli’nin KaraaÄŸaç Köyünde oluyor bu. Seferberlikte de Çanakkale’ye gittik. Gavur zırhlıları top ateÅŸiyle Kumkale’yi dövdükler önce. Biz de Kumkaledeyiz. Hava da soÄŸuk. Zemheri çıkımı mı ne? YaÄŸmur öyle yağıyordu ki istihkamın içi su dolu boÄŸulacağız.
Az miktarda asker çıkardı kafir Kumkale’ye. 2 takım, 80 kiÅŸi kadar. Biz 2 alay varız. Palaska, portatif kürek, tüfekle yasladık kafirin askerini. Karıştı ortalık. Bir kısmı öldü, bir kısmı kaçtı, çekildi geri. Denize kaçanlar kayıklara çabalıyorlardı. Bizim yüzbaşının adı Abdülkadir Bey’di. Sonra karşıya geçirdiler bizi. Zığındere, Kirte Tepe, Anafarta ve Kemikli Burun’a gittim. Buralarda savaÅŸlara katıldım.
Zığındere’de tüfeÄŸin ucunu çıkarırdık mevziden, düşman hemen ateÅŸe baÅŸlardı. Zığındere’deydi galiba, yoksa Kirte de mi? Gün inerken hücuma geçtik, yatsıya kadar sürdü hücum. 7-8 kiÅŸi kalmıştık akÅŸam hücumdan sonra. 4 defa ÇavuÅŸluk geldi bana. Fadayi çıkardım ben hep. Kasığımdan yara aldım. Bida’da taÅŸ Mektep hastanedeydi. Az yattım. İyileÅŸtim. Anafarta’ya gittim tekrar. 15. Alayda idim. Mustafa Kemal bizim zamanımızda orada tabur kumandanıydı. İstiklal Harbini kazanınca büyük nam aldı. Ben çok gördüm. Askerin başında da gördüm. Cesur PaÅŸa derlerdi. Çanakkale Cephesinde 2 sene kaldım. Sonra bizi ayırdılar, arabistan’a gönderdiler.
Yürüyerek BaÄŸdat’a gittik. 22. Alaya gittik. Alay Kumandanımız Hacı İbrahim Bey’di. Halil PaÅŸa vardı BaÄŸdat’ta. Onu da gördüm.
……..
Zığındere’de yanımda Çan’ın Yaveler Köyünden iki kiÅŸi vardı. Benim gibi asker. Biri Yetim İsmail, öteki Koca Bıyık İsmail’di. Yetim İsmail:
-Ayıttan matarada çay demleyeceÄŸim, dedi. “Gitme” dedimse de dinlemedi. Ayıt toplamaya giderken gavurun tek kurÅŸunuyla öldü.
……
Fedayi idim ben. Kim gidecek dediler mi? Hemen ben atılırdım. İki yerimden yaralandım. Kasığımdan ve belimden.
……
Mevzilerde askerler bir yere gelince; herkes anasının piÅŸirdiÄŸi yemeklerden bahsederdi . “Anam dolma yapardı.” Anam kuskus piÅŸirince yanına da hoÅŸaf yapardı” gibi laflar konuÅŸulurdu. Açlık vardı da tabii ondan.

alıntıdır.

MEHMET YAVAÅž

Posted by: Dream  :  Category: Türk Tarihi

Çan-Göle Köyü’nden

16 yılda geldim köyüme. Yetim Mehmet derler bana. 1891 (1308)’liyim. 89 yaşına vardım. Balkan’a, Rus’a gittim. Çanakkale’de çarpıştım.

TekirdaÄŸdan Bulgar’a karşı gidiyoruz. Çıktık yola…Kış günü. Sürgün olmuÅŸum, hastayım, 19 yaşındayım… Bacaklarım da kısa… Mecalim yok…Çantamı onbaşı aldı. Silahımı çavuÅŸ aldı…

MEHMET YAVAÅž

Gidiyoruz…Hayrabolu’dan, Lüleburgaz’a vardık. Gece orada yattık. Kasabadaki insablardan kimse yok ortalarda…Kaçmışlar Bulgar’dan.Askerin biri dikilmiÅŸ bir dükkana öteberi satıyor, dükkancı gibi. Bir okka leblebi aldım. Sürgünüm ya…İyi gelir diye…
Bizim bir yüzbaşı vardı…Çok gözü açık bir adamdı…Kimseyi aç bırakmadı. Bizi yola çıkarır, kendisi atıyla hızlı gidip öndeki köylerde ekmek yaptırır, yolların kenarlarına koydururdu. Dağıtırlardı bize ekmekleri sonra….Biga, Bayramiç taburlarına bile çok ekmek verdik biz.

AkÅŸamdan Bulgar’ın evinin önüne siper yaptık. Sabah aydınlanıver,ince harbe kapıştık. Ha bakalım…Ha bakalım…Harp,harp,harp!..
Bizim köyden bir Molla Mustafa vardı. O da bizim yanımızda imamlık yapardı. Bir kara çalının arkasına siper yapmış. Ben ondan körpeyim ama aklım ondan fazlaymış. “Molla” dedim.
-Çalı tutmaz kurşunu, alnı kabağına yersin. Çalının kökünün dibine yat. Molla yatıp öyle ateş ettiydi.
AkÅŸama kadar ateÅŸ devam etti o gün. İmdat gelmedi. Bozulduk geri çekildik., İstanbul yakınına vardık. Çatalca’da Bulgarla anlaÅŸma yapıldı.
Biz de teskere alıp geri geldik.

Seferberlik geldi. Kapalı kağıtlar açıldı. Çanakkale Taburuna gittik biz de.Seddülbahir’de 6 ay siper kazdık. SoÄŸandere’de de kazdık siper.
Sabaha karşı bir vapur geldi Seddülbahir önüne. Demir attı. Ortalık aydınlanırken geminin etrafı fırdolayı kayık. Manga kolunda kayıklar bizim siperlere doÄŸru geliyorlar. 1500′e gelince, tüfeklerin mesafesine girince , bir ateÅŸe baÅŸladık. Öğleye kadar kayık kırdık orada. Ne kayığı bitti, ne askeri bitti kafirin…
Denizin üzeri hep gemiydi. Gavurun zırhlısı çoktu. İngiliz zırhlılarından atılan mermiler üzerimizden geçip gerilerimize düşüyor. Bize imdat gelmesin diye. Sonra eÅŸek adalarına doÄŸru gittiler. Bir ateÅŸ açtılar üzerimize , 26. Alay’ı topraÄŸa gömüverdiler. Biz 25 kiÅŸi bir sıçanyolu bulup çıktık…Bir de baktık Seddülbahir önlerindeyiz. Gökyüzünde bir mermi patlıyor… Lapır lapır dolu gibi kurÅŸun yağıyor üzerimize.
Bir binbaşı bizi orda bir derenin içine götürdü.
“ArkadaÅŸlar vatan elden gidiyor, namus gidiyor, ırz gidiyor,”diye konuÅŸtu. Binbaşıyla 26 kiÅŸi olmuÅŸtuk.

SoÄŸandere’de hücuma kalktık. Denizden gavurun makinalı tüfek ateÅŸi geliyordu. Biz ateÅŸ ediyoruz. Gavur da askerini kılıçla döve döve üzerimize yürütüyor. Ama askeri yürüümüyor gavurun. Kılıç aÄŸarı aÄŸarıveriyor.
Yatsı namazı vaktine kadar ateş yaptık. Sonra 25. Alay imdadımıza yetişti.

SoÄŸandere’de belimden ve bacağımdan yaralandım. KurÅŸunla yaralandım. Belimde kurÅŸun hala duruyor.

“Çanakkale içinde bir dolu sandık
Alayların içinde dört asker kaldık
Çanakkale içinde bir top kestane
Kalan gazilere çalı dibi hastane.”

Çalı dibinde doktor yaralarımı sardı, sipere geldim gene.

Bu akÅŸam SoÄŸandere’ye asker gelir…Sabaha kadar erirdi. İngiliz söktüremedi…Baktı baktı, gavur bir kolayını bulamadı, çekti gitti.

Ben hiç “babam” diyen duymadım. Herkes “anacım” diye inliyordu.

Gavur kaçtıktan sonra, İngiliz’in bıraktığı çuvallardan. Dereobalı Ali ÇavuÅŸ, Hasan Onbaşı 3 okka üzüm almışlar. YaÄŸmur yağıyor. Çantaları koyduk kıçımızın altına, avuç avuç üzüm yedik.

Gavur kaçtıktan sonra bir kısmımız Mekke tarafına gitti. Bizim alayı gündoÄŸuya çevirdiler. Rus’a gittik.
Ruslarla ve Ermenilerle harp ettik.

Cephelerden geldim. Bir de baktım, çeteler be Çanakkaledeyken karımı kaçırmışlar. Düşmanın topundan, tüfeğinden korkup kaçanlar, buralarda çete olup benim karıyı kaçırmışlar.
İlk karının adı Medine idi. Sonradan AyÅŸe’yi aldım. AyÅŸe’den 6 çocuk oldu. Ne maaÅŸ alıyorum, ne de madalyam var. Yok bir ÅŸey.

Cenk için dolaştık dünyayı şöyle bir çevirdik. Hamdolsun.

alıntıdır.

MEHMET ÖZTÜRK

Posted by: Dream  :  Category: Türk Tarihi

Biga - GürçeÅŸme Köyü’nden

10 senede geldim askerden. İlkin Çanakkale’de girdim savaÅŸa. Topçuydum. Sonra Çanakkale’yi geçemeyince kafir Arabistan’a kıvrıldı. BaÄŸdat yanlarına gittim. İngilizle boÄŸuÅŸtuk o tarafta da. Sonra Fransızlarla Adana yanında çarpıştık. En sonra da Haymana taraflarına gelip Yunan’ın peÅŸine düştük..
1310 (1894) doğumluyum. 87 yaşına bastım.

Çanakkale’de topçu ayırdılar beni. 5.bölüğe düştüm.Üç gün sonra geçirdiler bizi karşı yakaya. Arıburnu tarafına, Zığındere’de üç ay topların başındaydım. Üç ay ateÅŸ ettik düşmana. Ne boÄŸazdan geçebildi, ne karadan. Geri gitti.

MEHMET ÖZTÜRK

Biz topları AkbaÅŸ İskelesine indirdik. Bir vapura yüklendik. İstanbul’a geldik. Toplar tamir oldular. Tekrar bir vapurla İzmir’e gittik. İzmir’den trene topları, mandaları yükledik. Konya Ulukışla’da indirdik trenden. KoÅŸtuk mandaları toplara. Tarsus’a geldik. Tekrar trene yüklediler bizi… 4 topumuz var.15′lik ağır obüs. Neyse uzatmayalım. BaÄŸdat yakınlarına sokulduk. Daha da ileri gittik. İran topraklarına filan girdik galiba…Kut’ül Amara denilen yerlere vardık.

İngiliz’e karşı veriyoruz ateÅŸi. O da bize atıyor mermiyi. Bir mermi geldi…İngilizlerden toplardan ikisi iÅŸe yaramaz hale geldi…8 arkadaÅŸ da ÅŸehit oldu yanımızda. Ben ve Ali ÇavuÅŸ kaldık topların başında.

Bozulduk. Geri çekiliyoruz. İngiliz de arkamızdan geliyor. BaÅŸka topların tekerleklerinden buluyoruz takıyoruz bizim toplara öyle çekiyoruz geriye. BaÄŸdat’a geldik. BaÄŸdat2ın yanında bir yer var, Samara dedikleri.

Samara’da toplandık. O gece BaÄŸdat yandı. Cephanelikleri ateÅŸe vermiÅŸ İngilizler. Sonra Musul’a geldik. Musul’da toplar tamir edildiler. Hadi bakalım Kürt harbine. 7 ay durduk Kürtlerin karşısında. Kürtler Musul’a doÄŸru kaçtılar. Musul’a geldik. Musul’da terk-i silah oldu. Silahları bıraktık. Toplayıverdi İngiliz bizi önüne.- .. Nusaybin’e kadar getirdi.

Nusaybin’de Ali İhsan PaÅŸa’yı İngilizler esir aldılar. 5. Ordu Kumandanıydı. Nusaybin’de trenin üzerine çıktı. Bir nutuk verdi Ali İhsan PaÅŸa. Alay Kumandanımız vardı. Kenan Bey , albaydı. Ali İhsan PaÅŸa dedi ki:
-”Kenan Bey, bu asker sana teslim. Diyarbakır, Urfa, Mardin, Elazığ bu arada bu askeri salmayacaksın. Beni İngilizler sınır çizmek için götürüyorlar. Ben gene geleceÄŸim. Biz koÅŸtuk mandaları toplara Diyarbakır’a gittik. 1,5 sene durduk Diyarbakır’da. Yunan da o sıralarda çıktı İzmir’e. Fransızlar Adana’ya çıkmışlar. Biz adana tren yolunu Fransızlarla sınır yaptık. 1,5 sene ateÅŸ yaptık Fransız’a oralarda.

Fransız cephesinden hep gece gitmek üzere bir ayda Ankara’ya geldik.
Topları getiriyoruz Ankara’ya. Gündüzleri gidemiyoruz. Yunan’ın tayyaresi görmesin diye gece gidiyoruz. O zaman yol filan yok. Ali İhsan PaÅŸa’nın fırkasından 350 kiÅŸiyiz. Ankara’ya 1 saat kalmış artık. YakınlaÅŸmışız. DeliktaÅŸ dedikleri bir köye varmışız.

Yüzbaşımız Hasan Tahsin Bey, Bursalı Rıfat Efendi vardı. Rıfat Efendi Mülazım-ı Evvel’di.O köyden bir süvari yolladık Ankara’ya. Köyde kadınlar bize börekler, çörekler getirip karınlarımızı doyurdular. Kadının biri geldi bizim yüzbaşıya;ben de yüzbaşının yanındaydım.

-Efendi, bu bizim halimiz ne olacak ? diye sordu.
Yüzbaşı da
-Ne olacak kadın? dedi.
Kadın başladı konuşmaya:
-Bizim adamlarımızı aldılar, gittiler. Düşman da hep bu tarafa geliyor. Öte gitmiyor.
Haymana’nın üstünden de düşmanın top sesleri geliyor. “Güüürrr, Güüürrr” diye”
Yüzbaşı, kadına bizi gösterip dedi ki :
-Bugün dinleyin yarın ötemez Yunan’ın topları
Kadın sordu Yüzbaşı’ya:
-Neden?
Yüzbaşı bizi gösterdi eliyle kadına:
-Bu askeri görüyor musun? Çanakkale harbindendir bunlar…8 senelik hepsi. Arabistanı kıvrandı bu asker.katiyen gelemez Yunan.

Ankara’ya gönderdiÄŸimiz süvari geldi. Çıktık yola. Mandalarla gidiyoruz. Sabahleyingirdik Ankara’ya. MarÅŸlar söyleyerek istasyona varıyoruz.

“Ankara’nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Ankara’nın dardır yolu
Yunan almış sağı-solu
Gelsin Kemal PaÅŸa Kolu”
Korku nedir? İçimizde bilinmez
Kanlı yazı alnımızda silinmez
Biz var iken, Ankara’ya girilmez.”

Böyle marşlar söylüyoruz. İstasyonda bulunanlarda bizi alkışlıyorlar.
Atatürk orada başımızdaki Kenan Bey’e dedi ki:
-Asker saat 10′a kadar serbest. Saat 10′da tren gelecek.Sıçancık İstasyonunda inecekler. Haymana’nın Çulluk Köyüne toplar kurulacak. Sabahleyin ateÅŸe baÅŸlayacaklar.
O sırada birçok kadın geldiler. Kimileri yaralı, kimisinin memeleri kesildi. Savaştepeli arkadaş var yanımda benim.
Kara Fatma dedikleri bir kadınmış o gene.
Çıktı biri trenin üstüne konuşuyor.

Biz onu yüzbaşı filan sanmıştık. Yaralı kadınları eliyle göstererek:
“Åžu kadınların haline bakın. Çanakkale’nin Biga denilen yerinden beri bu Yunan böyle yapıyor. Bu kadınların kimisi anneniz. Kimisi bacınız yerine. Bunları gördünüz ona göre, cepheden geri dönecek olanı, paÅŸa da olsa vuracaksınız,” dedi.

O gece biz Çulluk Köyüne gidip topları kurduk. Sabahleyin baÅŸlayıverdik ateÅŸe. Anam!anam!anam! Üçüncü gün saat 8 sıralarında Yunan kaçmaya baÅŸladı. Sakarya nehrinden sığamıyor geçmek için. Bütün koÅŸulu beygirlerini köprü yapıyor geçmek için nehirden. Biz de Polatlı İstasyonunun oradan geçtik. Yunan geçtikten sonra birinci köyü yaktı. “Yanık Köy” koyduk adını o köyün biz de. Yakıp kaçıyor Yunan. Biz hem gidiyoruz arkasından, hem ateÅŸ ediyoruz toplarımızla. Ağır obüs bizim toplar. Adi ateÅŸ yapıyoruz, 45 okka mermileri var.

Afyon’a gelince dayandı gavur. Kuvvetimiz yetmedi. Bir sene durduk Afyon köylerinde. Karadilli, Arızkaya, Göçenli, Kılıçkaya, AkÅŸehir taraflarında bir sene durduk.

Sene geçti. Bir sabah hücuma baÅŸlayacağız. Topları doldurduk….Afyon Kalesi’nde Yunan’ın topu var.

Biz Ali İhsan paşa cephesindeyiz. Dumlupınar Cephesinde. Biz Topçuyduk dedim ya! Atatürk hiç sakınmazdı bizden. Yanımıza gelirdi. O sabah gene bizim yanımızdaydı. Öteki büyük paşalar da vardı. Çakmak, Karabekir, İnönü.

Fevzi Çakmak Atatürk’e dedi ki:
-Mustafa, ben sabah namazını kılsam,
Atatürk de:
-Hay hay Paşam kılın. Birazdan başlayacağız ateşe, bir daha kılamazsın.
Fevzi Çakmak ayrıldı namaz kılmaya gitti. Bizim 2 ağır obüs topumuz var . Yanımızda baÅŸka bölükte de 2 tane 7,5′luk top vardı. Sonra o 7,5′luklar İnönü tarafına gittiler.
Toplar hazır mı? Hazır dedik. Gün ışıyordu. BaÅŸlayıverdik ateÅŸe. Bir atış, ardından bir daha… Yunan’ın Afyon Kalesindeki topu sustu. Öyle haber geldi. Başımızda Yüzbaşı Kemal Bey vardı. Sonra o Menemen baÄŸlarında ÅŸehit oldu.

Dürbün elinde söylerdi mesafeyi…Sektirmezdi.
Yunan’ın Afyon Kalesi’ndeki topunu benim topun ikinci mermisi susturdu.
Kumandanlarda yanımızdaydı. Atatürk, Yüzbaşı Kemal Bey’e dönüp dedi ki:
-Bravo be. Madalya yaz çavuşa!
İlk madalyayı ben aldım. Atatürk verdirdi benim madalyamı.
14 günde İzmir’e indik. İzmir’de vapurların üzerleri tütün dizileri gibi Yunanlı doluydu. Denizin üzeride ÅŸapka…Vapur mu yeter onca Yunan’a….Defoldular…Gittil er. Sonra biz Manisa,Bursa,Bandırma’dan geçtik. İzmit’e dayandık. Ben İzmit’ten teskeremi aldım.

5. Fırka, 8. Alay,2.Tabur, 5. Bölükteydim. Atatürk, Grup Kumandanıydı Arıburnu’nda. Bizim topların da yanına gelirdi. Orada Tahsin Bey vardı. Yüzbaşımızdı. Atatürk ona derdi ki:
-Maşallah, maşallah Tahsin Bey, bunlar öğrenmişler.
Afyon Kalesine attığımız zaman Yüzbaşı Kemal Bey şöyle emir vermişti. Ben de nişancıydım, topun başında.
“Mesafe 4600, 5. Barut hakkı, dane, doÄŸru.”
Emir buydu. İkinci mermide kaledeki topu sustu Yunan’ın.
Sonra bize döner:
,-Mermiyi şöyle yapın, kolunuzu dayayın da öyle koyun. Korkmayın, bir kere korku getirirseniz yüreğinize, hep korkarsınız. Korkmayın, diye konuşurdu.
Çanakkale Harbinde Zığındere’de Üç ay ateÅŸ yaptık…Düşman zırhlıları vardı dış denizde…Denizin üstü kasaba gibiydi…Gemi doluydu.

Arabistan’dan mandalarla çekip gelirdik toplarımızı. Haymana’ya geldik. MaraÅŸ’ta da kaldık biz, Fransızlar’a karşı. O yüzden MaraÅŸ fırkası da derlerdi bizim fırkaya.

Seferberlikte 80 kiÅŸi kadar gitti bizim köyden. Ben Arabistan’a gittiÄŸim için geç geldim köye. Çanakkale’de kırıldı bizim bu köyden gidenlerin çoÄŸu birkaç kiÅŸi gelmiÅŸler…Onlar da ya kolu yok…Ya bacağı…

Üç aylık evliydim askere giderken 10 sene sonra geldim köye. BeÅŸ kız, bir erkek çocuÄŸum oldu. Sonra oÄŸlumu öldürdüler. Madalya maaşı. Yaralanmadım. Nine öleli çok oldu. Gözlerimin birisi hiç görmüyor. Birisini ameliyat ettirip açtırdım. O biraz görüyor. Öteki hiç görmüyor. Çanakkale’ye 18 Mart’a çağırıyorlar…Gidemiyorum ki…Gözler görmüyor…Nasıl gideyim…

alıntıdır.

MEHMET ORAL

Posted by: Dream  :  Category: Türk Tarihi

Yenice - Akçakoyun Köyü’nden

Ben Hatipoğullarından Hüseyin Oğlu Mehmet, Mehmet Oral. 1309 (1893) doğumluyum. 88 yaşına girdim.

Arabistan’da Basra’da AÅŸer Kışlasındaydım. 9. Fırkadaydım. Piyadeydim. Talim yapardık. 8 ay kaldım Basra’da. Harp görmedim Arabistan’da. Babam bedel verdi. Köyüme geldim. GeldiÄŸimin 12. günü Çanakkale’de SavaÅŸ baÅŸladı. Ben de Çanakkale’ye katıldım. 18 Mart günü Çimenlik kalesindeydim.

MEHMET ORAL

Düşman donanması boÄŸazı zorladı. Toplar atılıyordu. Düşman gemileri Çimenlik Kalesini bombardıman ettiler. Bizim toplar da düşman zırhlılarına ateÅŸ ediyorlardı. Düşmanın iki zırhlısı batınca boÄŸazdan geri çekildiler. Bu sefer harp karaya çevrildi. Düşman karadan hücum etti. Ben Çanakkale’de 9. Fırka’da Sıhhıye Bölüğü’ne düştüm.
Anafartalar’da Sargı mahallinde idim. Biz ilk tedavi yapıp Büyük Sargı mahalli’ne gönderirdik bize gelen yaralıları.
3-5 yerinden yara alanları, kolu, bacağı kopan, yarısı yok olmuş insanları gördüm. Çok yaralılar gördüm. Bizim başımızda Başkatip Galip Bey vardı. Rütbesi Kaymakamdı.
AÄŸabeyim, 26. Alayda piyade idi. Ayağında dum dum kurÅŸunu patlamış. Ayağını bozmuÅŸ. Onu gece Kavaklıdere’den Silah deposundan getirdim. BaÅŸkatip Galip Bey’in arabasıyla getirdim. Ayağı çok kötüydü. Fena yaralanmış. Sargı mahalline getirdim. Hıristiyan doktor vardı.
-Vapur kalkıyor. Şu kağıdı imza ediverin, dedim.
-Atıver şuraya, dedi.
-Köpek ileşi mi, atıyoruz Bey dedim. Bu yaralı, vapura yetiştireceğiz.
Kardeşimi vapurla karşıya, Demetoka Hastanesine gönderdik. Oradan hava değişimi alıp köye gitmiş. Bir daha da gelemedi cepheye.
Çanakkale Cephesi’nde 3,5 sene kaldım. Çok süngü hücumları oldu. Hatta bir kere öyle gördüm ki, unutamıyorum. Bir İngiliz askeriyle bizim askerlerden biri, süngülerini birbirlerine saplamışlar, yan yana yere düşmüşler. Birbirlerini de ÅŸah damarlarını ısırmışlar. Yerde öylecene can vermiÅŸler. Yatıyorlardı.
Çanakkale’de bizim 9. Fırkanın Kumandanı Alaman Sabri Bey’di. Alay Kumandamız Kadri Bey’di. BaÅŸkatibimiz Kaymakam Galip Bey’di. Yüzbaşımız Halil Efendiydi. Atatürk bizim fırkaya geldi. 12′ÅŸerden 24 topa, iki bataryaya kumandan oldu. Düşman o sıralarda deniz kenarında idi. Atatürk’ü cephede çok gördüm. Bizim Fırkadaydı zaten. Çadırı bizim sargı mahalline yakındı. Bizim Fırka Kumandanı ile konuÅŸurlarken duydum.
Atatürk’le, Fırka Kumandanı arasında şöyle bir konuÅŸmayı duymuÅŸtum.
Atatürk:
-Biz mi onlardan toprak istiyoruz ? Yoksa, onlar mı bizden ?
Fırka Kumandanı:
-Onlar bizden toprak istiyorlar.
Atatürk:
-Öyleyse neden biz hücum edip de kırdırıyoruz askeri. Onlar bize hücum etsinler. Biz onları kıralım. Biz kırılmayalım.
Fırka Kumandanı:
-Enver paşa gelecek. Ona söyleyelim.
Sonra Enver Paşa geldiğinde Atatürk bunu ona da söylemiş. Hücumu kestirdilerdi. Bir daha da Enver Paşa gelmedi cepheye.
…..
Bizle beraber Alman subayları da vardı. Hatta Hintler diye bir Alman vardı. Mesela, bir makineli tüfek bozuldu mu tamir için giderken açıktan giderdi. Yapamazsa yerinde, alır makineli tüfeÄŸi Anafartalar’daki yapımhaneye götürürdü. “Böyle açıktan gitme, öleceksin,” derlermiÅŸ. O da “Ölüm bizim için” dermiÅŸ. Sonra duyduk. Hintler dediÄŸimiz Alman kendisini denize atmış. Neden? Bilmem…
…..
Atatürk, İngiliz topları ateşi kesmeden, bizim toplara ateşi kestirmezdi.
…..
Çanakkale bitince, 9. Fırka olarak Rus cephesine gittik. Bayburt’ta bulunduk. Alaman Sabri Bey, Fırka Kumandanımız Bayburt’ta ÅŸehit düştü. Bizi Rus bozdu. Geri çekildik. Kanlı TaÅŸ denilen yerde. Ben orada sıhhıye onbaşısı idim. Baybur’ta geri çekilirken Alaman Sabri Bey makinalı tüfeklerle arkamızdan gelen Rusları 3-4 saat oyaladı. Orada kendisi de ÅŸehit düştü.
Bizi 9. Alay yaptılar. Yay olarak Ardahan kars, Sarıkamış’a kadar götürdüler. Sonra geriye Kars’a döndük. Ben orada Kars Menzil Hastanesinde bilemem kaç ay bulundum. Mütareke olup da, silahlar bırakılınca da köye geldim.
…..
Kuvayi Milliye’de KaraaÄŸaç Cephesinde Edremit Kaymakamı Hamdi Bey’in yanında bulundum. Bizi buralardan çete olarak Hamdi Bey toparladı. Hamdi Bey’in yanından Yüzbaşı Ali Bey bizi birkaç kiÅŸi Yabancılar Cephesine aldı. Manisa KaraaÄŸacı’nın beri tarafında, üzerimizde de 5-10 mermi kalmıştı. Yunanlılar biz orada bozdu. Yabancılarda piyade onbaşısı idim. Yanımda Hamdi Bey’den Mustafa ÇavuÅŸ, Arap Mustafa, Süleyman, Aras Mustafa, Halil ÇavuÅŸ vardı. Karabey’den Latif ÇavuÅŸ, Kazım’ın Hasan vardı. Hamdi Bey’den Mülazimin Hasan vardı. Biz mevzide filan deÄŸildik. Bir zeytinlik içindeyiz. Gavur geliyor. Cephanemiz bitti. Bozulduk.
Dereköy’de Rezil DeÄŸirmeni denilen yerde yeniden bir cephe tutmak istedik. Tutamadık. Cephanemiz yoktu. Dağıldık.Biz orada 3 ay filan kalabildik.
Sonra Hamdi Bey AkbaÅŸ CephaneliÄŸini basıp silah ve cephaneyi bu taraf, Anadolu’ya geçirdi. Fakat İnova’da Anzavurcular tarafından ÅŸehit edildi.
Bizim köyü Yunanlılar iÅŸgal ettiler. Kalkım’da Yunan karakolu vardı. Bizi topladılar. Önce Edremit’e götürdüler. Edremit’ten 12 kiÅŸi İzmir’e götürdüler. Ben de varım. İzmir’de hapse attılar. Bu sırada Yunanlılar Afyon Cephesinde bozulunca vapurla İzmir’den Pire’ye, Korfu Adası’na götürdüler.
İzmir’den bindiÄŸimiz vapurda Tevfik Kaptan diye biri vardı.
Tevfik Kaptan “Bu vapuru kaçıralım. Kurtulalım.” diye konuÅŸurdu. Ali Kumpas adında birisi vardı Aydın’lı. GitmiÅŸ söylemiÅŸ Yunanlılara. Çok dövdüler bizi. Çay istemiÅŸtim. Getirip sıcak çayı suratıma serpiverdi gavur. İzmir’de bir de Yunan mahkemesine çıkardılar beni. “Sen çetesin, kaç tane hristiyan öldürdün?” diye sordular.
Korfu Adası’nda pek kötülük, hakaret etmediler. Bir parça ekmek verirlerdi. BaÅŸka bir ÅŸey vermezlerdi. Ben Korfu’da hapis yattım. Yerim sıcaktı. Üstümdeki odada mahkeme yapıyorlardı.
Sonra bizi korfu’dan çıkarıp Atina’nın saÄŸ tarafında tel örgülerin içine koydular. Bu tel örgülerde 8-9 ay kaldık.
Atina’da esir bulunduÄŸumuz tel örgülere Ankara’dan bir elçi geldi. Ak elbiseli, hasır ÅŸapkalı birisi. Tel kumandanıyla konuÅŸtular. Aramızda bir de kaymakam vardı. Çıktı o gelen elçiyle el sıkıştı. Bizi o gece Pire Limanına sevkettiler. Yalnız o kaymakamı o gece bir kör kuyuya atmış Yunanlılar. Sabahleyin ölüsünü buldular.
Vapura bindik. İzmir’e geldik. Ben hasta oldum. İzmir Hastanesinde 12 gün yattım. Hastaneden çıktıktan sonra Edremit üzerinden köyümüze geldim.
…..
Hafif bir misket yarası aldım Anafartalarda.
…..
Düğün yaptığımda gavurlar buralardaydı. Åžimdi 5 çocuÄŸum var. ÇocuÄŸum bakıyor. Hiçbir yerden maaÅŸ almıyorum. Nefes darlığı var. Gözümün biri görmüyor. Kulaklarım ağır duyuyor. Hali vakti yerinde olanlara bile verdiler maaÅŸ da, bizim gibilere vermiyorlar. Bir maaÅŸ çıkarsalar ban da elim geniÅŸleyecek. Burada oÄŸlumun yanında kalıyorum. O veriyor arada birkaç kuruÅŸ…Harcanıyorum…

alıntıdır.

MUSTAFA AKSOY

Posted by: Dream  :  Category: Türk Tarihi

Çan - HalilaÄŸa Köyü’nden

Ben Mustafa Aksoy. 309′luyum (1893). 88 yaşındayım. Seddülbahir’de bulundum. 9. Fırka, 26. Alay, 3. Tabur’daydım. Fırka kumandanımız Yüzbaşı Ali İhsan Bey’di. Takım zabitlerimizden de Yusuf Efendi, Ayin Efendi vardı. Piyadeydim. Mevziilerdeydik Seddülbahir’de. BeÅŸli mavzer tüfeÄŸim vardı. Osmanlı mavzeri, 4-5 ay durduk mevzilerde. Düşman asker çıkardı, bize doÄŸru geliyor. Düşmanın askeri talim terbiye görmemiÅŸ. Sıçrama filan bilmiyorlar. Öyle geliyorlar bize doÄŸru. Bizde makinalı tüfek var. Basıyoruz kurÅŸunu, döşek gibi döşeniyorlar. Bizim arkadaÅŸlar tutuveriyorlar makinalıyı, arayıp duruyor makinalı. Düşen kalıyor, dediler ki, “Arap askeriymiÅŸ bunlar. İngiliz bilmeden getirmiÅŸ bunları” diye konuÅŸuluyor mevziide. Bilmiyoruz ki, onlarla muharebe yaptık, çarpıştık adam gibi.
……
Önce, düşmanın zırhlıları denizden üzerimize ateÅŸ yaÄŸdırdılar. Attılar, attılar. Baktılar bizim taraftan karşılık yok, zırhlıları biraz daha sol,kuldular karaya. Tekrar ateÅŸ yaÄŸdırdılar. Bizden bir kıpırtı yok. Daha da yaklaÅŸtı tekrar ateÅŸe baÅŸladı. Bu defa bizim topçular da ateÅŸe baÅŸladılar. Zırhlıların ateÅŸi bizim topları susturdu. Geldi doÄŸru bizim önümüze Seddülbahir’e asker çıkardı. Zırhlısı, vapuru geldi oraya oturdu. Ben, “Bu gavur geçemez emme hadi hayırlısı” dedim kendi kendime. Mayınlar denizin altında gömülü. Dışarıdan görünmüyor ama dışarda, deniz kıyısında adamları var ellerinde fitilleri. Gavurun zırhlıları geçerken fitili ateÅŸleyecek. Kaç yerde var böyle adamlar. Bekleyip duruyorlar.
….
Gavurun zırhlıları yürüdüler boÄŸaza doÄŸru. Biraz daha ilerleyince bizim topların mesafesine girdiler. Çimenliktekiler, Kirtedeki toplar ateÅŸ etmeye baÅŸladılar gavura. Çanakkale’deki koca toplar filan. Gavurun zırhlısının üzerine yukarıdan indiriverdiler. Biri de yaralandı. Hoop, devriliverdi gavurun zırhlısı. Biz de istihkamlardan görüyoruz bunları. Depinemedi gavurlar, geçemediler boÄŸazı, geri döndüler, çekildiler geriye.
….
Orada yaralandım Seddülbahir’de. Hücuma kalkmıştık. Yüzbaşı Åžerafettin Bey emir verdi. Bir konuÅŸma yaptı önce mevziilerde. Besmele çekti baÅŸtan. Sonra “Ananız sizi bu günler için doÄŸurdu. Hadi bakalım! Ben sizin önünüzden, siz benim arkamdan. Sakın geriye çekileyim demeyin, düşmandan korkup da. ÖldüreceÄŸiz düşmanı, denize dökeceÄŸiz.” dedi.

Yüzbaşımız İstanbullu idi. “Süngü tak. Muharebe fiÅŸengiyle doldur, kapat” emrini söyledi. Birer de bomba var her birimizde. “Hadi bakalım oÄŸlum, ateÅŸ!” diye bağırdı.

Gavur da askerlerini çıkarıyor deniz kıyısından. İki yere iskele etmiÅŸ. Boyuna askerini boÅŸaltıyor… “Åžiddetli ateÅŸ!” diye bağırdı yüzbaşımız. Mevziilerdeyiz. At bakalım, at bakalım. Gavur bizi görmüyor. Biz gavuru görüyoruz mevziilerimizden. Biz hep ateÅŸ ediyoruz. Gavur zığındere tarafından çevirmiÅŸ. Yüzbaşı : “Düşman bize ateÅŸ yapacak, geri çekilelim. Esir olacağız yoksa” dedi.

Ben o sırada mevzide vuruldum, bacaklarım tutmuyor. Kurşun delmiş iki ayağımı da dizlerimin bir karış altından. Sol kulağımın dibinden de bir kurşun geçti. Kafama bir de parça denk geldi. Şarapnel gibi bir şey. Ufak ama yardı attı. Bir çok arkadaşlar şehit oldular gözlerimin önünde. Yaralananlar oldular. İsimlerini pek hatırlayamıyorum. Aklımda kalmadı ki. Vurulanlardan Kayserili Ahmet Çavuş vardı. Bir de Balıkesirli Nebi Çavuş.
Yaralandık, geri çekiliyoruz. Anaca- babaca günü. Kanlı Dere’nin içine indik. Katırları, atları da derenin içine indirmiÅŸler. Onlar da titreÅŸip duruyorlar. Sıhhiye filan yok. Bacaklarım da soÄŸudu kaldı. YavaÅŸ yavaÅŸ hayvanların bacaklarının aralarından yukarı doÄŸru Kirte’ye çıktık. Kirte’de kaldım, gidemedim. Takviyeye gelen birliklerden birinin zabiti geldi yanıma, eliyle iÅŸaret etti.
- Otur, otur, dedi.

Sıhhiye yok. Bir şey yok. Götürecek insan da yok beni, bayırın başı.

Baktı bana zabit.
- Ne oldu? dedi
- Yaralıyım efendim, dedim.
Atından indi, yanıma geldi çöktü.
Bana düşmanın nerelerde olduğunu sordu. Ben de gördüklerimi, düşmanınnerlerde olduğunu olduğu gibi söyledim.
O zabit geriden kendisine yetişen askerlerine silah çattırdı. İki askere emir verdi :
- Bunu Maydos’a (Eceabat) götüreceksiniz. Hastaneye teslim edeceksiniz. Bir de teslim kağıdı alığ getireceksiniz bana, dedi.
” Oh… Hele Yarabbi şükür” dedim.
Aldı o iki asker beni Maydos’ta hastaneye yatırdılar. Maydos’a hastanede de pek tutmadılar. Karabiga’ya gönderdiler. Karabiga’da da at arabasına bindirdiler. Biga’ya hastaneye yatırdılar. 29 gün Biga’da hastanede yattım. Hastaneden çıktım. Tekrar cepheye gönderdiler beni. Bizim tabur yerinden oynamış. Bulamadık taburu. Taburumuz Arıburnu civarında Semertepe’ye geçmiÅŸ. Oralardaymış. Maydos’ta bize silah, cephane verdiler. Haydi bakalım tekrar cepheye, birliÄŸimize Semertepe’ye. 26. Alaya. Ben 26. Alayın 4. Bölüğündeyim. 3. Takım, 3. Mangadayım.
…..
Beni ve benim gibi olan hastaneden gelen arkadaÅŸları muayene ettiler. Askerlik yapamaz dediler. Karadeniz BoÄŸazı’nda, İstanbul’da 6 saat ileride, AÄŸaçlı denen yerdeki maden ocaklarına gönderdiler. 3 ocak vardı. Orada asker olarak madende çalıştırdılar. Madende kömür çıkarıyorduk. İstanbul’a gidiyordu kömürler. 2,5 sene kaldım madende. 7,5 sene geldim köyüme.

Madalyam yok, 2 senedir maaÅŸ alıyorum. Askerden gelince evlendim. Bayramiç’in Dongurlu köyünden. Adı Tayyire idi. 6 sene önce öldü. 1 kız, 2 erkek çocuÄŸum var. OÄŸlumun yanında kalıyorum burada köyde.
….
Gece talim yapardık. Gündüz düşmana ateş ederdik. Gündüz pek talim yapamazdık. Düşmanın tayyaresi tepemizde gezerdi. Gördüğü zaman ateş yağdırırdı gavur üstümüze.
…..
Büyük kumandanlardan göremedik. Bizim gibiler nerde görecek onlar?

alıntıdır.

HALİL KOÇ

Posted by: Dream  :  Category: Türk Tarihi

Çanakkale - HaliloÄŸlu Köyü’nden

1309 (1893)’da doÄŸdum. 88 yaşındayım. Balkan’ı gördüm. Arıburnu’nu, MuÅŸ cephesinde Rus’u, Halep taraflarını da gördüm. Önce Eceabattaydık. Kabatepe’ye keÅŸif koluna gittik. Kabatepe’de İngiliz gemileri geldiler. Åžamadıra bıraktılar. Bizimkiler kayalıklarda ÅŸamandıraları topladılar. Bir hafta sonra İngilizler geldiler. Ben nöbet yerindeydim. Sabaha karşıydı. İmroz’un her yanı ateÅŸler içinde kaldı. Haber verdim. Nöbet onbaşısına. ÇavuÅŸlar, subaylar hepsi geldiler.

İngilizler asker çıkarmaya baÅŸladılar. Åžamandıraları bıraktıkları yerlere. Mavnalara dolduruyorlar askerleri. Karaya çıkarıyorlar. Harp gemileri de denizde. Arıburnu taraflarına çıkıyorlar. Bizim 4. Bölük Arıburnu’ndaydı. ÇiÄŸnemiÅŸ gavur onları. Biz Kabatepe’deyiz, bakıyoruz. Bizim toplarımız vardı yanımızda, 4 tane top. Toplar ateÅŸ ediyordu. Gavurun mavnalarını karaya çıkarken ortadan bölübölüverirken gördüm. Dik yarlar var. Böyle bir yarın kenarından görüyorum. 2-3 gün durduk orada. Aldılar bizi de. Saat dokuzda hücum yaptırdılar Kanlı Sırt’ta. Kanlı Sırt’a bir de varmıştık ki, ortalık hazır gibi insan ölüsü. Onların aralarından sürünerek aÅŸtık öteki yüze. Gavurun süngüleri görünüyor istihkamlarında. Orada ateÅŸ ederken yanımdaki bütün arkadaÅŸlarım ÅŸehit oldular. Bir ben kaldım. “Ben de vurulurum burada” diye düşündüm hep. Kafamı kaldırmışım biraz herhalde. Kafama “Küttek” bir taÅŸ vurdu. Yüzbaşım geldi. “Gidebileceksen git” dedi. Bıraktım tüfeÄŸimi. Elden ele beni geçirdiler… Gittim. Benim başıma taÅŸ deÄŸil de, ÅŸarapnel parçası gelmiÅŸ. Barmış kalmış. Biga’ya Demetoka Hastanesine gönderdiler. Orada çıkardılar ÅŸarapnel parçasını. 60 sene oluyor çıkarılalı. Demetoka’da bir ay kaldım.

Tekrar geldik Arıburnu’na. Giriverdik cepheye… 8 ay kaldık. 8 ay istihkamlarda durduk. İngilizler tünel kazdılar. Lağım ateÅŸlediler. Dünyanın toprağını üstümüze kaldırdılar. Hiçbir ÅŸey olmadı gene de.

Çok hücum yaptık. İstihkamdan çıkarıyorlar dışarı. Hadi bakalım hücum… Hücum… Süngü hücumu. Süngüleri takıyorum. İstihkamdan çıkıyoruz. Gavurun istihkamı 20 adım. Onların istihkamlarına varmadan gavur öldürüyor seni. Nereye gideceksin? Enver PaÅŸa hücum yaptırıyor zorla. Enver PaÅŸa’yı gördüm, oralara gelmiÅŸti. Harbiye Nazırı idi.

Arıburnu’nda Åžefik Bey Alay Kumandanımızdı bizim. Gavur, asker çıkarırken 9. Fırka Kumandanı emir veremedi. Åžefik Bey kendi emriyle koydu bizi muharebeye. Åžefik Bey başımızda 9 ay durdu. Bir de mülazim Kemal Bey vardı ÅŸehit olmuÅŸtu. Ben piyade idim. 27. Alay, 2. Tabur, 2. Bölük, 2. Takım’ın 9. Mangasındayım. Elimde Alaman mavzeri vardı.

Gavur sonra Anafarta’ya asker çıkardı. Biz gitmedik Anafarta’ya. Düşman ordan da hücum etti… Geçemediler… 9 ay durduk… Geçirmedik kafiri Çanakkale’den.
…..
Bir gece keÅŸif koluna gönderdiler bizi, iki kiÅŸiyiz… Gebeçınar Köyü’nden Mehmet Dayı vardı yanımda. Zifir gibi karanlık bir gece. Vardık gavurun siperine… Dinledik. Gavurlar “mınır mınır” konuÅŸuyorlar. Geri döndük. Geri dönerken bir gavur ölüsünün üzerine bastık. Matrası falan tangur tungur etti. Gürültü oldu… Gavurlar siperlerinden baÅŸladılar üzerimize ateÅŸ etmeye… kaçamadık. Birer top mermisi çukuru bulup sindik içlerine. Dört saat sonra ateÅŸ yatıştı da çıkabildik dışarıya. 27. Alayın mevziilerini bulamadık. 72. Alayın mevziilerine düşmüşüz. O gece 27. Alayda parola “Kasatura” idi. Gavur o gece sabaha karşı kaçmış gitmiÅŸ. Dört gün daha durduk orada biz. Aldılar bizi Kırklareli’ne getirdiler. Kırklareli’nde biz 2 günlük peksimetle, 250′ÅŸer mermi verdiler. Arkamızda 30 okka yük. Çıktık hıdrellezde yola, Mart’ın 1′inde Diyarbakır’a vardık. Hep yayan. Diyarbakır’da yeni birlikler teÅŸkil ettiler. Ben 24. Alay’ın, 3. Bölüğüne düştüm. Alay kumandanımız Süleyman Bey adında biriydi. MuÅŸ cephesine vardık. Mevziilere girdik. Karşımızda Ruslar var. Bize hücum ettiler bozdular. Sonra biz onlara hücum ettik. Rus’dan 2 tane top ele geçirdik. Onlar hayvanlarını süngüleye süngüleye MuÅŸ’a çekildiler. Ruslar geri çekilmeye devam ediyorlar. Fakat geriye bir takım asker bırakmışlar. Bu takım bize hücumlar yapıyor, oyalıyor bizi… Biz de arkadan kovalıyoruz Rus kuvvetlerini… derken, Ruslar bize asıl kuvvetleriyle tekrar hücuma geçtiler. Biz bozulduk, üç gün geriye kaçtık. Batıya… Billuriye’ye geldik… 15 gün sonra biz hücum ettik Ruslara… Ruslar geriye çekildiler. O sırada Ruslar içlerinden bozulmuÅŸlar. MuÅŸ’a kadar Rusların ardından gittik… MuÅŸ’ta durduk…

Ben MuÅŸ’ta piyadeden, gönüllü olarak makinalı tüfeÄŸe geçtim. Orada bir kış geçirdik… Geçirdik ama nasıl?…

Bir açlık… Bir açlık… O kadar iÅŸte… Ayaklarımızdaki çarıkların derilerini yiyoruz. At, mat eti de çok yedik… Ölü mü, canlı mı, sorma gari… Ben makinalıya geçtim demiÅŸtim ya… Hayvanların yeminden alıp kavurup yiyoruz. Yok ki baÅŸka bir ÅŸey… Ne yiyeceksin?

Bizim bir küçük Zabit vardı… Zeki Efendi. Aç kalmış. Herkes aç. Bana dedi ki: “Bana da kavuruver de ben de yiyeyim.” Kavuruverdim… hayvanların yeminden… O da yedi… Sani Milazim’di.

Benim makinalı tüfek kızaklı makinalıydı. Alaman malı… Makinalı da iken savaÅŸ olmadı. 17. Alaya teslim ettik Åžam’a giderken makinalıyı.

İngiliz hücum etmiÅŸ Åžam taraflarında. Yüzbaşımız Cemil Bey telgraf çekti. “Gelliyoruz” diye Halep’e kadar yürüdük.

Halep’te Yüzbaşımız Cemil Bey’in yanında 8 ay durdum. Biz bozulunca Arabistan’da İngilizler her yeri teslim aldılar. Terk-i Silah oldu. Biz de Adana’ya geldik. Sonra Konya’ya geldik. Ben AlaÅŸehir’den teskeremi alıp köye geldim.

Halep’te İaÅŸe Zabiti Remzi Efendi’nin verdiÄŸi atlara baktım. Ötede beride otlatırdım atları. 3 ay da hastanede yattım. Sürgün olmuÅŸum. Bir türlü sürgünüm kesilmedi.
…..
Yunan çıktığında İzmir’e biz köydeydik. Burada biz İngilizlerin elindeydik. Anadolu’ya Kuvayı Milliye’ye gidemedik. İngilizler köyümüze avlanmaya gelirlerdi. Çanakkale’deki İngilizler. Bazı da İngiliz Süvarileri köyden geçip giderlerdi. Çan’ın Bahadırlı Köyü’nde İngilizlerin bir zararını görmedik biz. Çanakkale’ye tel örgüden girip çıkardık.
…..
Atatürk’ü görmedim.
Yalnız Åžerbetli Köyünden Adem vardı. O Atatürk’ün yanında durmuÅŸ. Borazanmış… Anlatırdı. “Grup Kumandanımızdı” diye.
….
Arıburnu’na babam da geldi benim yanıma. Beni dolaÅŸmaya gelmiÅŸti. O da aynalı tüfekle ateÅŸ etmiÅŸti düşmana.

Aynalı tüfek dediğim aynı elimizdeki tüfeklerden de, önlü arkalı iki tane aynası var. Aynalarından bakıyoruz düşmana doğru.

Babam helva, yoÄŸurt, yumurta getirmiÅŸti. Daha baÅŸka arkadaÅŸların da babaları gelirlerdi… tabii yakın yerlerdekiler… Buradakiler…

Babam: “Bunlarda, bu evlatlarda umut yok. Bunlar buralarda kalırlar…” derdi. AteÅŸin içinde nasıl umut olsun?

8 ay boyunca 24 saat ateş hattında, 24 saat geride istihkamda durdurduk. İstihkamın içine kaç defa bomba düşmüştü. Böyle çok arkadaşımız şehit oldu gitti.

Sigara paketleri atarlardı gavurlar bizim istihkamlarımıza.

Birinde İngilizler, kavurma kutusuna barut ve fiÅŸek doldurup, fitilini ateÅŸleyip bizim istihkama attılar. Fısır fısır yanıyor kutu istihkamın içinde. Biz kaçayım derken dirsek siperini yıktık. 7 kiÅŸi bu yıkıntının altında kaldık. Kutunun lehimleri eriyince açılıverdi… Deste deste fiÅŸekler yayılakaldı orta yerde. Kimseye bir ÅŸey olmamıştı. Masal gibi hep bunlar…

İstanbul’dan MuÅŸ’a, MuÅŸ’tan Halep’e yayan gittik. Potinlerimizin altı tahta idi. Takunya gibi. Tahtalar dağılıverdi de, potinlerle çıplak ayak yürüdük… Sonra sığır çarığı dağıttılar… Çarıklar da çıkıçıkıverirdi ayaklarımızdan… Çok çile çektik.
…..
Balkan Harbi’nde, İstanbul’da Eski Saray’da talimhaneydi. İçinde yangın kulesi filan var. Mahmut Åževket PaÅŸa Harbiye Nazırıydı. Mahmut Åževket PaÅŸa’yı bizim talimhaneye geldiÄŸinde görmüştüm.

Mahmut Åževket PaÅŸa’yı Beyazıt önünde öldürdüler. Topal Tevfik diye biri öldürmüştü. Beyazıt Meydanı’na 24 tane daraÄŸacı dikildi bir gece sabaha karşı. Ben de daraÄŸaçları diken askerler arasındaydım. O ara marangozhanede çalışıyordum. Topal Tevfik dedikleri adamın asılışını Eski Sarayın bahçesindeki parmaklıkların arasından gördüm. Topal Tevfik, 12. olarak asıldı. DaraÄŸacına çıkarılırken “Domuzun başını öldürdüm. YaÅŸasın millet bin sene” diye bağırdı. Birincide urgan koptuydu. İkincide astılardı. Ölüsü dört saat sallandı durdu meydanda.

Sultan ReÅŸat’ı da gördüm. Ak sakallı bir ihtiyardı.

Edirne muhasaradaydı. Babam 100 Osmanlı lirası bedel verdi de ben köye döndüm. Babmın ödediÄŸi bedelle teskere alıp köye döndükten 7 ay sonra seferberlik açıldı. Bizi tekrar askere aldılar. Arıburnu’na gittim. İngiliz bir sene sonra yaza karşı asker çıkardı. 18 Mart’ta Arıburnu’ndaydım, top seslerini oradan duydum.

Askere gitmeden evlendim. Nine sağ. Esma adı. İki kızım bir oğlum olmuştu. Kızlardan bir öldü. Altı torunum var şimdi. Sağlığım iyi. Bir şikayetim yok.

Maaş filan almıyorum. Madalyam yok.

alıntıdır.

HAKKI TUNA

Posted by: Dream  :  Category: Türk Tarihi

Eceabat - Büyük Anafartalar Köyü’nden

1312 (1896) doğumluyum. 85 yaşındayım.

Ben küçük Zabit Mektebinde okuyordum. İki yıl olmuÅŸtu ki, seferberlik patladı. Bizi de askeri birliklere dağıttılar. 9 ay, 10 gün Çanakkale SavaÅŸlarının içinde kaldım. Ankara’nın Boyabat ilçesinde doÄŸdum. Buralara çok küçük yaÅŸta geldim. Harpten sonra burada evlenip kaldım.

İstanbul HaydarpaÅŸa’da İttihad-ı Osmaniye Mektebi’nde 1,5 yıl, Kadıköy Rüştiyesi’nde de 2 yıl okudum. Sonra Küçük Zabit Mektebi’ne gittim.

HAKKI TUNA

Henüz ikinci yılın sonuna gelmiştik ki, seferberlik ilan edildi. Beni Hadımköy Sancaktepe Topçu Alayına verdiler. 6 bölüklü bir alaydı.

Bir gün Bahriye Nazırı Cemal PaÅŸa bizi teftiÅŸe geldi. Bu teftiÅŸten sonra bizi İstanbul’da Sultan Ahmet Camiine kaldırdılar. Bir süre Sultan Ahmet Camii’nde yatıp kalktık. Daha sonra bir emir geldi. Bütün bölüklerimizi ayrı ayrı yerlere gönderdiler. Kimimiz Arabistan’a, kimimiz İstanbul BoÄŸazı’na, bizim bölüğü de Çanakkale Cephesine ayırdılar. 10 gün kadar geçmedi. Galat rıhtımına yanaÅŸan bir vapura topumuz, tüfeÄŸimiz, cephanemizle yüklendik. Marmara Denizi’nde o zaman denizaltı olduÄŸundan şüphe edilirdi. Onun için bindiÄŸimiz vapura muhafız olarak bir de torpido verdiler. Galata’dan hareket ettik Çanakkale’ye. AkbaÅŸ İskelesi’ne vapur yanaÅŸtı. Vapur boÅŸaldı. Toplarımızı koÅŸtuk. O sırada bir düşman mermisi yakınlarımıza düştü. Eceabat’ın içinden geçiyoruz. Eceabat harabeye dönmüş. Binalar yıkılmış. Orda burda evler yanıyor. Çamburnu yolundan, Behramlı köyünden geçtik. Kirte’ye yakınlaÅŸtığımızda gece olmuÅŸtu. O gece orada 9. Fırka’da misafir kaldık. Ertesi sabah Kirte Köyü’nün üst taraflarında hazırlanmış mevzilerimizi bulduk. Toplarımızı mevziye yerleÅŸtirdik. Bir telaÅŸ bir telaÅŸ hepimizde. Hazırlık yapıyoruz. Telefon hattımızı düzenledik. Batarya dürbünümüz kurduk. Her ÅŸeyi yerine yerleÅŸtirip hazırlığımızı tamamladık. O sırada düşman da Kirte Köyü’nün altındaki Eski BaÄŸlar’a kadar gelmiÅŸti. Biz düşmana baÅŸladık toplarımızla ateÅŸ etmeye. Bir hafta o mevzilerde kaldık. Sonra bir emir geldi. Toplarımızı Eceabat Top Zeytinlik’e götürdük. Geri çekildik. Çadırlarımızı filan kurduk. Ben o zaman kıdemli başçavuÅŸ muaviniydim. 17. Alay, 2. Bölükteydim. Ağır Topçu Bölüğünde. 12′lik ağır obüs toplarımız vardı.
Åžimdi burada yaÅŸayan Ömer Güner de benim yanımda aynı bölükte askerdi. Top Zeytinlik’te çadırları kurduktan sonra 2 top alıp Kara Yorgi’nin Dere’ye gittik. Kara Yorgi’nin Derede’de 2.5 ay kaldık. SavaÅŸ devam ediyor. Hücumlar oluyor. Derenin içinde toplarımızın askerlerinden iki ÅŸehit verdik. Tekrar Top ZeytinliÄŸe geldik. Refik adında bir takım subayımız vardı. Onunla birlikte bu defa, Domuz Dere’ye 2 top kurduk. 3,5 ay da Domuz Dere’den ateÅŸ ettik düşman üzerine. Batarya Kumandanımız nadir Efendiydi. ÜsteÄŸmendi.
Bizim gözetleme yerimiz Alçı Tepe’deydi. Üst tarafımızda da Grup Kumandanı’nın gözetleme yeri vardı. Bir gün bana, batarya Kumandanımız Nadir Efendi dedi ki:
-Seni grup Kumandanı istiyor.
Gittim. Kapısını vurdum. Girdim yanına. Selam verdim.
Grup Kumandanı:
-Sen avcı hattına gideceksin. Orada 16. Alay Kumandanını bulacaksın. Sana görev verecek.
-Emredersiniz, dedim, çıktım odasından. Bataryaya gelip silahlı bir asker aldım. Beraberce başladık avcı hattına gitmek üzere gitmek üzere Kirte köyü yönünde yürümeye. Kirte köyüne geldiğimizde savaş bütün şiddetiyle sürüyordu. Kirte Köyü zaten harabe olmuş. Yıkıntıların arasında bizim yaralıları getirmişler, gördüm. Kiminin kolu, kiminin bacağı kopmuş. Yaralıları sargı yerine götürmeye çalışıyorlardı.
Orada durmadık. Geriye bataryaya döndük. Sabahleyin tekrar yola koyuldum. Avcı hattı bizim topların ateş ettikleri yöndeymiş. Boğazdan, Çan ovasına kadar düşmanla doluydu. Yalnız Palamut ve Kaba Tepe arasında düşman yoktu.
Yanıma asker almamıştım. Yalnızdım. Doğru yönümde gidiyordum. Bir de baktım. Önümde bir asker yürüyordu. Seslendim askere, asker durdu. Sordum:
-Kaçıncı alaydansın ?
Asker :
- Biz 16. Alayın 3. Taburuyuz. Şurada istirahate çekildik. Ordayız, diyerek eliyle gösterdi.
- Düş önüme beraber gidelim, dedim.
O zaman asker toprak altında, meydanda değil, sığınaklarda. Gittik oraya.
İndim aşağıya. Bir piyade subayı gördüm. Grup Kumandanının beni istediğini anlattım.
Hemen çavuşa döndü :
-Çavuş. Açıkgöz birisi silahlarını alsın gelsin. Bu arkadaşla gidecek.
Bir de baktım, cin gibi bir asker geldi. Silahlı, göğsünde çapraz fişekler. Düştü önüme. Gidiyoruz. Bazı açıktan gidiyoruz. Düşman bizi görünce veriyor şarapneli bize. Bazı gizli yollardan gidiyoruz. Koşarak giderken, avcı hattının arkasında karargah çıktı karşımıza.
Karargaha vardım. 5-10 kişi getirmişler. İleri hattan getirmişler şehitleri. Gömememişler daha. Uzatmışlar öyle yatıyorlar.
Alay Kumandanına bir selam verdim. Alay Kumandanı uzun boylu bir adam.
Bana dedi ki:
- Şurada, telefon odasında biraz otur da, bir erle gidersin ileri.
- Ben er istemem, dedim.
Karargahtan, ilerideki avcı hatlarına giden bir sıçan yolu var. Girdim sıçan yoluna vardım avcı hattına. Bir ateş cehennemi üzerindeyiz.
Kum çuvallarını sıralamışlar. Asker de çuvalların gerisinde silahları ellerinde ateş ediyorlardı.
Piyade bölük kumandanı anlatmaya başladı :
” Bu hattı teslim aldığımızda burada bulunan alaydan 12 kiÅŸi kalmıştı.”
Bizim hattın 100 metre ilerisinde de Fransız hatları vardı. Düşman denizden, zırhlılar dan da toplarıyla durmadan ateş ediyor. Bizim bulunduğumuz yerle Fransız hatları arasına bir mermi düştü. Kum çuvallarını yıktı. Çuvallardan biri belime çarptı. Ben de yerimi değiştirdim.
Arkasından bir mermi daha…Avcı hatlarının tam orta yerine…Bir bağırtı koptu…Bir kaç ÅŸehit… dört, beÅŸ yaralı…Hemen sıhhiyeler koÅŸup geldiler…Götürdüler yaralı ve ÅŸehitleri.
Åžehitlerden bir tanesini gördüm…İnsan olduÄŸu belli deÄŸil…Kıpkırmızı et. Dağılmış…Batarya Kumandanımız Sami Bey, benim ölüp ölmediÄŸimi öğrenmek için bir er göndermiÅŸ.benim avcı hatlarında olduÄŸumu öğrenen er de geri dönüp gitmiÅŸ.
Avcı hatlarını iyice görmüş, düşmanın ateşini ve durumunu yakından incelemiştim. Akşam bataryama dönmek üzere yola çıktım.
Gece çakır yıldızlıktı…KurÅŸunlar, vızıl vızıl etrafımdan geçiyordu. Bataryama saÄŸ salim dönebilmiÅŸtim.
ArkadaÅŸlar “Ölmeden gelmiÅŸ” diyorlardı.
…..
Bir gün gözetleme yerindeydim. Sami Bey var…Batarya kumandanımız…O gerideydi…Topları Refik TeÄŸmen idare ederdi…Sonradan bir ÜsteÄŸmen daha gelmiÅŸti…O, “More More” diye konuÅŸurdu…Arnavut’tu. Gözetleme yerinden makaslı dürbünle bakıyordum. İlerilere avcı hatlarına…Dürbün yakın gösteriyor. Bir de baktım. Fransız hatlarında bir kıpırtı var. TeÄŸmene seslendim.
-Fransızlarda bir telaÅŸ var…Hücuma mı kalkacaklar ne?
-İyi bak Hakkı, dedi teğmen.
TeÄŸmen diyorum. ÜsteÄŸmen…Batarya Kumandanımıza söylüyorum bunları.
Kafamı çevirdim baktım Fransızlar süngü takmışlar hücuma kalkıyorlar, fırlamışlar siperlerden biraz ilerlediler, bizimkiler de fırladı siperlerden, baÅŸladı süngü harbi… Bizim toplar, düşman topları hepimiz oraya ateÅŸ ediyoruz. Gökyüzüne dikildi asker. Epey devam etti süngü harbi. Fransızlar bizim askerleri önlerine katmışlar sürüyorlar geriye karagahın yakınlarına. Az geldi herhalde kuvvetimiz. O sırada bir ÅŸakırtı koptu SoÄŸandere’den; “kuvvet geliyor” dedim kendi kendime.
Asker koÅŸa koÅŸa gidip, karşıladı gavuru. Hiç unutmam…Bizim askerlerden birisi bir Fransız askerini kat ön etmiÅŸ…Fransız kaçıyor bizimki arkada yetiÅŸemiyor Fransız’a. YetiÅŸse süngüleyecek. AÅŸtılar gittiler önlü arkalı düşman içlerine kadar…ne oldular bilmem… Gözden kayboldular. Bizim askerlerimiz Fransızların siperlerini ele geçirmiÅŸlerdi o günkü hücumda.
…..
Bizim alt tarafımızda çamlığın içinde 10,5′luk seri ateÅŸli toplar vardı…Onlar da baÅŸldılar ateÅŸe, ÅŸimdi abide yapılan sırtlara ateÅŸ ediyorlardı.
Orada Fransızlar’ın bir cephaneliÄŸi isabet almış yanıyor. Bilmiyorum artık cephanelik miydi…Erzak deposu muydu…BaÅŸlarında bir subay, bir manga Fransız askeri söndürmek için koÅŸuyorlardı. Bizim toplar, ÅŸarapnele çevirdiler bu sefer atışı. Tutunamadı Fransızlar. Bıraktılar söndürme iÅŸini kaçıp gittiler.,Bu olay Domuz Dere’de olmuÅŸtu.
Aradan bir zaman geçti…Düşman birlikleri bütün cephe boyunca hücuma laktılar. Söktüremediler…Son hücumları idi bu onların…Bıraktılar hücumu…
Biz toplarımızı Kaba Tepe’ye getirdik. Ben yine gözetleme yerindeydim. Dürbünle bakıyordum. Düşman, sabah erkenden Anafarta Ovasına da asker çıkardı. Askerin çıkarılışını ben de dürbünümle izliyordum. Düşmanın karaya ayak basmasıyla Anafartalarda da savaÅŸ baÅŸladı. Cayırtı koptu…Devam etti. Fakat…söktüremedi. 3 ay daha kaldı kafir. Üç aydan sonra aldı başını gitti.
…..
Bir sabah Kaba Tape’de arkadaÅŸlar Fransızlar Seddülbahir’den kaçmış dediler. Atladım beygire, bastım gittim. Çift Ekin’den aÅŸağı indim. Bizim asker ovaya yayılmış hep…Yiyecek, giyecek herÅŸeyleri bırakıp gitmiÅŸler. Bir tane de Kadana beygiri kaçırmışlar…Bizim askerler de tutup getirmiÅŸler.
Bir İngiliz Gemisi, İmroz taraflarından bıraktıkları ÅŸeylere veriyorlar mermiyi…Yakıyorlar…
Düşman gittikten sonra, bir süre daha o yakınlarda bir köyde durduk. Sonra bizim topları Enez’e götürdüler. Buralarda bir alay meydana getirdiler…Sahillere adi ateÅŸli toplar koydular. Buralarda az bir asker kaldı. Beni de Küçük Anafartalar Köyündeki 24′lük toplara verdiler. Arabistan teslim olduktan sonra da zaten asker terhis olmuÅŸtu. Bizim batarya kumandanımız daha sonra tekrar tabur kumandan vekili olarak burada kurulan alaya gelmiÅŸti.
Mütareke imzalandıktan sonra fransızlar,ingilizler buralardaki topları hep patlatıp parçaladılar.
…..
Anadolu’ya geçirmediler bizi buralardan. Köyümüzde Yunan jandarması da vardı. Ben bu köyde… Büyük Anafarta köyü’nde evlenip kaldım. Düğünümü o zaman askerler yaptılar. Köyümde bir sene evveline kadar bakkallık yapıyordum. Åžimdi bıraktım. İki çocuÄŸum var. İlk karımı 35 sene önce kaybettim. Sonra ikinciyi aldım. İkinciyle hala yaşıyoruz. Madalyam filan yok. YaÅŸlılık maaşı alıyorum. OÄŸlumun biri öğretmen…İlkokul öğretmeni…Kız torunum da öğretmen çıktı…
Sol kaşımın üzerinde kurÅŸun yarasının izini taşıyorum…

alıntıdır.

APTİ TOPAL

Posted by: Dream  :  Category: Türk Tarihi

Çanakkale - Kayadere Köyü’nden

1315 (1899) yılında doÄŸdum. Askere aldıklarında İngiliz kaçmıştı Çanakkale’den. Galiçya Cephesine yolladılar bizi. 5 senede geldim askerden.

Önce Eceabat’ın Yalova köyüne götürdüler bizi. Cephane vapuru gelmiÅŸti. Bir tayyare geldi, iki bomba attı. Biri deniz kenarına kuma düştü, öteki de denize. Bizi 200 kiÅŸi ayırdılar. O gece cephaneleri boÅŸalttık gemiden sabaha kadar. Harp gemisiydi, bizimdi. Yalova Köyü aÄŸzında indirdik cephaneleri gemiden.

APTİ TOPAL

Ya Barbaros’tu, ya Turgut’tu. Bilmiyorum. Çamların içinde askerler hasta yatıyorlardı. Biz 40 gün durduk orada. İstirahat ettik. SoÄŸandere’ye götürdüler bizi sonra. SoÄŸandere’de talim terbiye gördük. İngiliz kaçmıştı o zaman. Seddülbahir SoÄŸanderesi’nde 3 ay kadar kaldık. Yürüyüşe çıkardıklarında hep cesetlerle doluydu ortalık. Bir gün Enver PaÅŸa ile baÅŸka paÅŸalar geldi. Bizi teftiÅŸ ettiler. 400 kiÅŸi kadar ayırdıla bizi. Siz Galiçya’ya gideceksiniz dediler.

Yaya baÅŸladık yürümeye. Araplı, YeÄŸen Köy, Uzunköprü’ye geldik. Bindirdiler trene Uzunköprü’de. Bulgar içinden, Sofya’dan geçtik, Romanya’ya, Galiçya’ya geldik.
…..
Aramızda bir dere var düşmanla. YaÄŸmur da nasıl yağıyor, karavana da gelmiyor. Tam 18 gün aç durduk. 18 gün yiyecek bir ÅŸey bulamadık. Zabitlerden emir geldi ki: “TaÅŸ sarın belinize” diye. GöbeÄŸime taÅŸ koyup kayışla baÄŸladım. Epey durduk öylecene iki tane çiÄŸ patates bulup yedim.

Almanlar bozulunca cephede bizi de geri çektirler. Çıplak dedikleri yere. Çıplak Tepe’de mevzilerde bir ay Ruslarla savaÅŸ yaptık. Avusturyalılar kaçtılar. Sonra orduların yerlerini deÄŸiÅŸtirdiler. SaÄŸa bizi, sola Almanı, ortaya Avusturyalıları aldılar. Tekrar cephe tuttuk. Bir buçuk ay kaldım orda. Bir karavana yedik hücuma kalktık. İkinci hücumda ben yaralandım. Åžarapnel tuttu beni. Bizim asker bozuldu. Çok ÅŸarapnel attılar. Ben yaralı kaldım yerde, yatıyorum. Gavur askerleri geldiler. TüfeÄŸimi attılar. Çantamda cephane vardı. Onu da attılar uzakça bir yere. AteÅŸ ederim diye mi korkuyorlar acaba. Gavur askerinin biri de bir dilim ekmek koydu göğsüme. “Su” dedim. “Yok” dedi omuzlarıyla. Geçtiler yukarı doÄŸru gittiler. Çok kıştı. Bir gavur askeri geliyor, elinde süngüsüyle koÅŸarak. Beni süngüleyecek herhalde. Bir baÅŸkası koÅŸtu geldi. Çatra patra, çatra patra konuÅŸtular. Götürdü onu, uzaklaÅŸtırdı benim yanımdan. Ne merhametli gavurlar da var yarabbim.

İki saat geçmedi arası bizim asker imdat gelmiş. Bir hücum etti bizimkiler. Gavurlar lap lap düşüyorlar. Bir de kaldırdım kafamı şöyle bir baktım. Arpa demeti gibi döşemişler gavurlar.

Sabah oldu. Beni alıp sargı mahalline götürdüler. Bir subay var, yazıyor. Dedim ki:
-Müslümansan yanıma gel, beyim. Geldi.
-Bir kaput atın üstüme, bir de su verin, dedim.
-Şimdi asker yolladım suya, gelince çok vericem, dedi.
Sonra doktorlar geldiler.
“Bunun yarası ağır, burada sarılmaz. Büyük sargı mahalline götürün” dediler.

Sabahleyin bir gavur arabası geldi. Atlı araba. Atıverdiler bizi içine. 4-5 kişi yaralı varız arabada.

Arabacı gavur askeri bir kamçı vurdu atlara. Dört nala kalktı hayvanlar. Yaram çok acıdı sarsıntıdan. Kafama karanlık çöküverdi. Gavurun saçından tuttum. Bir darttım. Badırdandı gavur. “Arkandaki adam ölecek” dermiÅŸ. Bir daha vurdu kamçıyı atlara. Gavur haklı. Dolaşıverdik sargı mahalline vardık. Bir subay geldi başıma. Baktı bana:
-Haaa dedi. Bir düdük çaldı. Sıhhiye askerleri koştular, geldiler.
Subay:
-İndirin şunu yarasını temizleyin çabuk sargılayın, atın trene, dedi.

4 gün 4 gecede Gedik Kasabasına geldim. Avusturya’da bir kasaba. Hastanede çok iyi baktılar bize. Francala verdiler. Kıtlıktı o seneler. Haftada iki gün ziyaret günüydü. Çokcası kadınlar gelirdi ziyaretçi olarak; sigara, bisküvi, bazan da para dağıtırlardı yaralılara.

Pani doktor derdik erkek doktorlara. Hemşirelerde öyle derdi.

Pavla diye bir hemÅŸire vardı. 20-25 yaÅŸlarında. Yaşıyorsa selam söylerim. Çok güzeldi. Bana çok baktı. Ah! O Pavla yok mu? Viyana’da: “Bir kadın vereceÄŸiz, bir de dükkan vereceÄŸiz, kalırsanız” diye ilan ettiler. Kalmadık. Cahillik ettik. Kalsana be adam, kalsana. Banger olacaktık. Bak ÅŸimdi millet oralara gitmek için birbirini yiyor.

Avusturya’da bir hastanede iki sene yattıktan sonra Edirne’ye geldim. Biraz Bakırköy Hastanesinde kaldım. Sonra Büyükdere’ye götürdüler. 2 sene de böyle geçti. Köye gelince 5 sene oldu.

Edirne’ye geldiÄŸimde bir heyet beni muayene etti. Avusturya hastanesinden bana verdikleri kağıtları hep yırttılar. Türkiye ödeyemez bu maaşı dediler. Avusturya hastanesinde “Sana tam maaÅŸ yazdık” demiÅŸlerdi. Edirne’de 75 kuruÅŸ maaÅŸ yazdılar.

Madalyam yok. Üç ayda bir 30 bin lira falan maaş alıyorum. 60 senedir alıyorum bu maaşı.

Sağ kalçamda kırık var. Sağ yanıma yatamıyorum.

Bizim köyden Kuvayi Milliye’ye katılanlar oldu. Ben nasıl gideyim. Yaralıyı. Sakatım.

Ninenin adı “Yete” di. 4 çocuÄŸum oldu. Bir yaşıyor. Ben de onun yanında yaşıyorum.

alntıdır.

cyber-lake.com Top Fishing Sites yokuz.com Entertainment TOPlist TOPlist iPhone Topsites Dmegs Directory Myspace Topsites Directory of Entertainment Blogs Galleries - CSS Top Sites here.
Google PageRank
Proxy Topsite - Myspace Proxies, Myspace Proxy, Unblock Myspace Vote this site for Top 50 Award Winning Web Sites List! Top Arcade Sites Toplist FIRST Topsite Best Scrapbooking Sites, Digital Scrapbooking, Scrapbook Supplies, Reviews, Awards Webmasterim.Com arama motoru

site ekle Vote für uns auf der .:.:: Fun Topliste ::.:. Hier gehts in Bunny´s Topliste Aradur.com | Arama Motoru Sitemiz WebKuyusu.com'da kayýtlýdýr.